Erzincanlı devlete küsmüştü
Erzincanlı devlete küs
İnsanlar YazıcıoÄŸlu’nun merkeze alınmasını hazmedemiyor. Kent, rüyada bağırıp da ses çıkaramama hallerini yaşıyor. Sessiz çığlıklarını kimse duymuyor
Erzincan’a her gidiÅŸim, bir yıkıntının ardından oldu. Depremden sonraki ilk gidiÅŸimde Erzincan; kaybettiÄŸi insanları, yıkılan binaları ile “acıların kenti”ydi. Ancak bütün enerjisini, gecesini gündüzüne katarak onlara veren bir valiye sahipti. YazıcıoÄŸlu, dışarıdan aldığı desteklerin de katkısıyla, Erzincan’ın kısa sürede canlanmasını, yaÅŸama dönmesini saÄŸladı.
Bu ikinci gidiÅŸim…
Geniş, insana huzur veren caddelerde dolaşmama rağmen, Erzincanlılarla konuşunca kendimi ikinci bir yıkıntının içinde buldum.
İnsanlar, YazıcıoÄŸlu’nun merkeze alındığını öğrenince, kendi deyimleriyle, ‘nasıl otobüs devrilir de içindekiler haÅŸat olursa, aynen öyle’ olmuÅŸlar. Devlete küsmüşler. En büyük kırgınlıkları ise, valilerinin Erzincan’dan gitmesinden çok, merkeze alınmasından kaynaklanıyor.
Erzincanlılar, sanki rüyada bağırmak isteyip de seslerini duyuramayan insanların hallerini yaşıyorlar. AÄŸlıyorlar, sızlıyorlar, CumhurbaÅŸkanı’na, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne fakslar çekiyorlar. Ama seslerini sadace kendileri duyabiliyor.
Sessiz çığlıklar atıyorlar sanki…
“NANKÖRLÜK YAPTIK”
YazıcıoÄŸlu’nun Erzincan’da bu kadar sevilmesinin birçok nedeni var. Birinci neden, depremden sonra onun çabalarıyla kentin çok kısa sürede toparlanması, hatta eski halinden bir iki adım öne geçmesi. Halk bu konuda ÅŸunları söylüyor:
“Biz de zaman zaman Erzincan halkı olarak nankörlük yaptık. Ama ÅŸimdi söylediklerimizden utanıyoruz. ‘Devlet nerede?’ diye bağırıp çağırmıştık. Sonra piÅŸman olduk. Çünkü çok güzel ÅŸeyler yapıldı Erzincan’a.”
İkinci önemli neden; barış getirmesi… Üstelik getirdiÄŸi barış bir aÄŸacın dalları gibi her yana uzanmış, tüm ili sarmış.
YazıcıoÄŸlu’nun etrafında “en saÄŸ”dan, “en sol”a kadar her düşünceden insan var. Bu insanlar YazıcıoÄŸlu’na yaklaşırken, birbirlerine de yaklaÅŸmışlar. Yakın zamana kadar Alevi-Sunni çekiÅŸmesinin çok yoÄŸun olduÄŸu ilde bu kavga da ortadan kalkmış.
YazıcıoÄŸlu’nun, her fırsatta hem Alevi hem de Sunni köylere gidip onlarla birlikte olması, bu insanları da kaynaÅŸtırmış.
Bir de şöyle diyorlar:
“Biz çocukluÄŸumuzda Fırat’ın etrafında oynarken annelerimizin ‘Düşer boÄŸulursun’ uyarıları ile büyüdük. Ama sonra bir de baktık ki valimiz Fırat’ta yüzüyor, botla dolaşıyor.
Nehre bir baÅŸka gözle bakmaya baÅŸladık. Onunla birlikte ‘rafting’ yapar hale geldik.”
“GECE SOKAÄžA ÇIKABİLİYORUZ”
Daha önce terör yüzünden hava karardıktan sonra sokağa çıkamayan Erzincanlılar bugün aynen Batı Anadolu kentlerinde olduğu gibi rahat bir yaşam sürüyorlar. Bunu da şöyle açıklıyorlar:
“Vali ilk geldiÄŸinde ‘Terörle birlikte yaÅŸamayı öğreneceÄŸiz’ demiÅŸti. Çok yadırgamıştık. Ancak ÅŸimdi ne demek istediÄŸini biliyoruz. Çünkü biz köyden köye gitmeye, gece sokaÄŸa çıkmaya korkuyorduk. Ama baktık ki vali tek başına gece yarıları köyden köye dolaşıyor. Biz de rahatlayıp normal davranmaya baÅŸladık.”
Doğayla, birbirleri ve yaşadıkları kentle barışan Erzincanlılar, yeni bir yaşamla yüz yüze gelince kendilerine güvenlerinin de arttığını söylüyorlar.
“Uçan kuÅŸlar gülümser ona”
Hacı Fevzi “Allah onu doktor olarak gönderdi buradaya” dedikten sonra “Nasıl bir otobüs devrilir de içindeki insan haÅŸat olursa, Erzincan’ın halkı da aynen öyle” diyerek üzüntüsünü anlatmaya çalışıyor
Erzincanlılar onu “Hacı Fevzi” diye çağırıyorlar. Asıl adı Fevzi Sökmen. 76 yaşında. Erzincan’da herkes valinin gidiÅŸine üzülüyor ama Hacı Fevzi herkesden daha çok üzülüyor. Bugüne kadar içinde biriktirdiÄŸi bütün yaÅŸları sanki ÅŸimdi onun için akıtıyor.
“Vali’yi en çok ben seviyorum” diye baÅŸlıyor söze ve bunun nedenenin “sayma ile söyleme ile bitmeyeceÄŸini” belirterek, şöyle diyor:
“Cenabı-ı Allah sanmıyorum ki onun tipinde onun ahlağında bir insan yaratmış. Ben 76 yaşındayım, böyle bir idareci bizim memleketimize gelmemiÅŸtir.
Memleketimize depremde geldi. Hertaraf, herkes yıkılmıştı. Demek Erzincan’ın ÅŸansı varmış. Allah onu doktor olarak gönderdi buraya. Hiç ummadığımız yerden geldi buraları imar etti. Bak bu gördüğün Erzincan tertemiz. Çok fedekarlıkları oldu.
1939 depreminden sonra her taraftan buraya insan geldi. Burada 72,5 millet mevcut. O gelmezden önce millet hep birbirine kötü davranırdı. Sen sağsın, ben solum diye. Huzursuz yaşıyorduk. Nasıl ki bu geldiyse, memleketimize huzur geldi. Sevgi geldi, saygı geldi. O geldikten sonra memlekette sanki herkes bir anadan, bir babadan.
Nasıl bir otobüs devrilir de içindeki insan haÅŸat olursa bu Erzincan’ın halkı da aynen öyle. Üzülen üzülüyor, aÄŸlayan aÄŸlıyor. Mesela babam öldü, üç kardeÅŸim vardı öldü gözümden yaÅŸ çıkmadı ama ÅŸimdi bunun mevzusu oldu mu devamlı aÄŸlıyorum.”
“Suda gezdik, havada uçtuk”
Hacı Fevzi bir yandan gözündeki yaşları silip, bir yandan devam ediyor:
“Kapısı herkese açık; deli gider, sarhoÅŸ gider, kadın gider, erkek gider. Yol gösterir. Merhameti, sayma ile bitmez iÅŸte…Biz onunla spor yaptık suda gezdik, havada uçtuk, yolda yürüdük. Çok iÅŸler yaptık, gizli hallarına vardık. Zerre kadar kötü bir zihniyeti yoktur. Erzincan’a bir ÅŸanstı. İnÅŸallah birgün geri gelir. Belki de gelir ne bileyim? Yalnız buraya deÄŸil ki; buraya ne yaptıysa ilçelere de yaptı. Bunda olan adaleti hiçbiryerde bulamadım. Köylere gider, hastaları görür. Başına birÅŸey gelmiÅŸlere yardım eder. Üç gün üç gece söylesem onun hareketlerini, insanlığını bitiremem. Onun emsali yoktur.
Bizim bir atasözümüz var, derler ki; doğrunun yeri yok. Başka bir yere verselerdi mesala deprem bölgesine o kadar üzülmezdik. Derdik ki; orda da vatantaşımıza hizmet etsin. Bunu her vicdan kabul etmez. Göğde uçan kuşlar görse gülümser ona. Kendi kendime diyem ki; keşke geldiği zaman tanışmasaydık.
O zaman bu kadar üzülmezdik. Erzincan’ı Türkiye’ye tanıttı. Aslında merkeze deÄŸil, onu tarihe geçirmeliydi. Ben kolay kalay aÄŸlayacak deÄŸilim. Onun mevzusu olunca kendimi tutamıyorum. Kendi nefsim olsa belki hayatımı feda ederim ama onu bırakmam.”
Jeotermal enerji ile ısıtılacaktı
Aydın’da bir yılda yapılan derslik sayısı 30′u geçmezdi. YazıcıoÄŸlu gelince, tam 800 derslik inÅŸaatı baÅŸlatıldı. Sonra bir 800 daha.
Felsefesi ÅŸuydu:
“Paranız kadar proje baÅŸlatırsanız, 24 derslik yerine 5 derslik yaparsınız. Oysa 24 derslik parasıyla 800 derslik inÅŸaatını baÅŸlatıp bitirmek mümkün olabilir, tabii yürekliyseniz…”
YazıcıoÄŸlu’ndan önce Aydın’da ikili öğretim neredeyse üçlü öğretime dönmek üzereydi. Tekli öğretime geçiÅŸ ÅŸansı yaratıldı. Kentin jeotermal enerji ile ısıtılıp soÄŸutulma projesini de o baÅŸlattı. Hala “Bu proje gerçekleÅŸseydi, dünyanın en çarpıcı en ilginç jeotermal ısıtma sistemi ortaya çıkacaktı.” diye hayıflanıyor.
Aydın’a iliÅŸkin olarak YazıcıoÄŸlu’nun ikinci yılında atılan gazete baÅŸlıkları hizmet tohumlarının yeÅŸermeye baÅŸladığını ama gerilimin de giderek yükseldiÄŸini yansıtıyor:
19 Ocak 1990 TERCÜMAN: Aydın’da 2 gazino, 10 lokanta kapatıldı
27 Åžubat 1990 YENİ ASIR: Aydın Valisi ile ANAP’ın arasını açan tayin
16 Mart 1990 YENİ ASIR: Çıldır Havaalanı Temmuz’a hazır
17 Haziran 1990 HÜRRİYET: Aydın ve ilçelerinde okul yarışı tuttu
25 Nisan 1991 YENİ ASIR: Çakır ve YazıcıoÄŸlu Ege’nin beÅŸ yıldızlı valileri seçildi
7 Mayıs 1991 YENİ ASIR: Hizmet buna denir: Aydın kışın ısıtılıp, yazın serinletilecek
15 Mayıs 1991 HÜRRİYET: Aydın Valisi milletvekillerini kızdırdı
16 AÄŸustos 1991 YENİ ASIR: YazıcıoÄŸlu’nun vedası aÄŸlattı.
Milletvekilleri her fırsatta YazıcıoÄŸlu’nu BaÅŸbakan Yıldırım Akbulut’a ÅŸikayet ettiler. Akbulut sordu: “Kusuru ne?”… “Çok konuÅŸuyor!” dediler. “KonuÅŸsun, ne olacak?” diye yanıt verdi. Ancak Mesut Yılmaz BaÅŸbakan olunca, aynı yanıtı vermedi ve YazıcıoÄŸlu’nun Erzincan’a tayini çıktı.
Popularity: 1% [?]




