Erzincan’ı 8 ayda yeniledi

Recep YazıcıoğluErzincan’ı 8 ayda yeniledi

Deprem Yazıcıoğlu‘nun gelişinden kısa bir süre olmuştu. Hemen 15 yıllık bir stratejik kalkınma/gelişme planı hazırlattı. Bu arada halkı kucakladı. Çünkü en çok morale ihtiyaç vardı… Ve evleri yıkılanlar kış başlamadan yeni yuvalarına kavuştular

Recep Yazıcıoğlu, Erzincan’a geldikten kısa bir süre sonra, 13 Mart 1992′de deprem oldu. 657 kişi hayatını kaybederken, 20.500 konut ve 1.500 işyeri yıkıldı.
Yazıcıoğlu, bunların nasıl yenilenip onarıldığını şöyle anlatıyor:

“Deprem Erzincan’a büyük kayıplar verdirmişti. Her şeyden önce insanlar umutlarını yitirmişti. İlk işimiz Prof. Dr. Kenan Mortan başkanlığında bir stratejik plan çalışması yapmak oldu. Türkiye’de ilk defa, bir il için 15 yıllık kalkınma/gelişme planı hazırlandı. Ama bunun tahakkuku için kaynak söz konusu edilmemişti. Plan, ilin genel bir fizibilitesi gibiydi.

Şüphesiz Erzincan Deprem Projesi, devletin projesidir. Biz orada devletin memuru idik zaten. Ama taşrada, hem ili temsilen hem de Özel İdare’nin başı olarak belirli oranda payımız vardır.

Projede, her şeyden önce insanlara moral getirilmeye çalışılmıştır. İnsanlar kucaklanmıştır. İnsanlarla beraber yaşanmıştır. Bu arada bir de terör belası çıktı ki; deprem büyüklüğünde ikinci bir şok yaptı. Çünkü böyle bir olay yaşanmamıştı Erzincan’da. O zaman köyleri kucaklamak, hepsine ulaşmak gerekiyordu. Tabii çıplak kucaklamak değil.”

“HER ŞEYİ DEVLETTEN BEKLERLER”
Dönemin başbakanı Yıldırım Akbulut’un depremden sonra Yazıcoğlu‘na “Tokat’ta yaptığını burada yapamazsın. Çünkü burada her şeyi devletten beklerler” der ama yapılanlar bunun aksini kanıtlar.
Yazıcıoğlu, depremden sonra yapılanları şöyle özetliyor:

“10 bine yakın konut ‘güçlendirme’ dediğimiz takviye sureti ile onarıldı. Ayrıca yeni binalar yapıldı. Erzincan Devlet Hastanesi Türkiye’nin en modern hastanesi haline getirildi. Kentin alt yapısı gerçekleşti. Türkiye’nin en modern alt yapısına sahip bir kenttir Erzincan. Deprem 13 Mart’ta oldu. İnşaat sezonu sonunda, insanlar köy ve şehirlerde yıkılan evlerin yerine yapılan yenilerine yerleştiler. Yerli ve yabancı uzmanlar, müdahale dönemindeki bütün itirazlara karşın, müdahalenin ve ondan sonraki yapılanmanın olağanüstü başarılı olduğunu söylemişlerdir.”

Deprem projesinin en önemli özelliği, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi‘nin aktif olarak olaya dahil edilmesi ve Yapı İşleri Genel Müdürlüğü’nün gösterdiği süratli çalışmadır.
Projenin ikinci bölümünde ise Dünya Bankası’ndan sağlanan kredi ve Toplu Konut İdaresi tarafından yapılan uygulamalar ile; hastaneler, işyerleri, kooperatif konutlar, şehrin alt yapısı, arıtma, çöp depolama, atık su, yaklaşık 3.000 ahır ve 11.000 hayvan temini, kamu lojmanları, kuruluşlara makina parkı ve ekipman gibi büyük işler 1995 yılında tamamlanır.

Bu bölümde ayrıca üç hastane yapılır. Milli Eğitim yatırımları 7 adet büyük eğitim kompleksi şeklinde gerçekleşir. İslam Kalkınma Bankası’dan sağlanan 5 milyon dolarlık finansmanla başlatılan 7 okul yatırımı, 1998 yılı içinde bitirilir.

UYDU KENT CAZİBE MERKEZİ
Depremden sonra yaptığımız bir konuşmada Yazıcıoğlu, “Erzincan boşalıyor. Sadece köyler değil, kent de terk ediliyor. Özene bezene yapılan konutların yüzde 30′u boş.” demişti.

Ancak bugün, göç durduğu gibi depremden sonra 1050 konutun yapıldığı uydu kent bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Özellikle eğitim ve sağlık personeli için yapılan bu konutlar, Doğu’nun “örnek yatırımı” olarak gösteriliyor.

Depremden sonra Erzincan’daki yapılanma, inşaat açısından bir “laboratuvar” oluşturmuş.

“O bizim bir tanemiz”
“Kapalı” bir genç kızla konuşuyoruz. Yazıcıoğlu sayesinde yaşama hakkı olduğunu öğrenmiş ve işe başlayarak, rafting yapıp paraşütle atlayarak kullanmış hakkını.

Erzincan’da her düşünce grubundan genç, Yazıcıoğlu ile ileşitim içinde olmuş. “Kapalı” bir genç kız olan Pınar Güldökmez, muhasebecilik yapıyor. O da herkes gibi çok üzgün. Şunları söylüyor:

“Erzincan bir doğu ili. Bayanların yaşama hakkının sınırlı olduğu bir yer. Vali Yazıcıoğlu buraya geldikten sonra bazı şeyleri öğrendik. En önemlisi ‘bayanların da yaşama hakkı olduğunu’ öğrendik.

Örneğin ben, kapalı olmama rağmen raftinge gidebildim. Paraşütle atladım. Maça gittim. Çalışma olanağı buldum. Öğrencilere okuma olanağı doğdu. Köyde yaşayan insanlarımıza kız çocuğunun da okuyabileceğini anlattı. Eşitliği anlattı. Mükemmel bir insan. Halk olarak onu tekrar Erzincan’da görmek istiyoruz. O bizim bir tanemiz.”

“TAKDİR HAKKI YERİNDE DEĞİL”
Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gören gençler ise, biraz da “hukuk” açısından bakıyorlar olaya. 3. sınıf öğrencisi Yeter Karatepe şöyle diyor:

“Okulumuza gelip konuşmalar yapardı. Hep, “kafanızda soru bırakırsam ne mutlu bana” derdi. Onun merkeze alınmasını “adaletsizlik” olarak değerlendiriyorum. Türkiye için daha çalışması lazım. Gelecekte onun gibi birisi olmak isterdim.”

Emine Kılıç da Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisi. O da şunları söylüyor:

“Hem Erzincan hem de Türkiye için kayıp. Enerji dolu bir insan. Enerjisinin bir biçimde değerlendirilmesi gerekir. Bu ‘manevi bir ceza’ olabilir. Devlet burada takdir hakkını kullanmıştır. Ama yerinde bir takdir hakkı değil. Serce, insanları hiç düşünmeden, özgürlüklere karşı yapılmış bir tasarruf.”

Ayrılığa sessiz ağıt
Ocak Köyü, diğer adıyla Hıdır Abdal Sultan Ocağı, Kemaliye’ye 40 kilometre uzaklıkta, sanki Çetin Altan’ın düşlerinden fırlayıp kurulmuş gibi.

bir Alevi köyü olan Ocak Köyü‘nün; müzesi, misafirhanesi, otoparkı, köy mutfağı, 350 sayfalık kitabı, hamamları, camileri, okulu ve helikopter pisti var. Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin özellikleriyle yapılmış olan Hıdır Abdal Türbesi ‘anıt eser’ olarak yine burada ziyarete açık.

Köy, her türlü etkinliğinde Yazıcıoğlu‘nu hep yanında bulmuş. Yazıcıoğlu‘nun bu ilgisinin yöredeki Alevi-Sunni yakınlaşmasına da büyük katkısı olmuş.

Ocak Köyü’nün bütün kadınları Vali’yi uğurlamak için erkeklerle birlikte köy meydanındalar. Ağızlarını bıçak açmıyor. Sanki ayrılığa sessiz bir ağıt yakıyorlar. Bu sessizliği İbrahim Kamil Karaman bozuyor:
“Mahkeme kadıya mülk olmaz… diye bir halk deyişimiz vardır. Bu deyiş bütün makam ve mevkilerin geçiciliğini anlatır. Bir yetkiliyi atayan güç, onu görevden de alabilir. Fakat o görevi yerine getirenin hizmetteki başarılarını elinden alamaz. Valilik insana büyük devlet gücünü kullanma yetkisi veren yüce bir makamdır. Fakat bu yüce makama güç katan asıl faktör, o makama gelmiş olan kişilik yapısı, gayret ve başarılarla yapılan katkılardır. Recep Yazıcıoğlu da, makamını dolduran ve hatta taşan bir vali olarak Türk idare tarihindeki yerini almıştır.”

Leave a Reply