Ariv: 'Kırsal Çevre Derneği' Kategorisi

Tohumlar Fidana, Fidanlar Ağaca, Dönmeli Yurdumda

Perşembe, Nisan 5th, 2007

Tebrikler Sana! Seninle gurur duyduk!Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Topkapı köyünde yaşayan 12 yaşındaki bir kız öğrenci, Orman İşletme Müdürlüğü’ne yazdığı mektup sayesinde köyüne bin adet çam fidanı dikilmesine öncülük etti. Erzincan’a 210 kilometre uzaklıktaki Topkapı köyünde yaşayan ve Topkapı Köyü İlköğretim Okulu 6. sınıfta öğrenim gören Duran Demir, okulda üyesi olduğu Çevre ve Temizlik Kulübü adına, Erzincan Orman İşletme Müdürlüğü’ne bir mektup yazarak fidan talebinde bulundu. Mektubunda, köyünde ağaç sayısın çok az olduğunu ve dikmek için fidan bulamadıklarını dile getiren Duran Demir’in talebi üzerine harekete geçen Erzincan Orman İşletme Müdürü Ali Osman Sertbaş, Kemaliye Orman İşletme Şefliği’yle irtibata geçerek genç kızın köyüne bin adet çam fidanı gönderilmesi talimatını verdi. Kemaliye Orman İşletme Şefliği görevlileri, 2 araca yükledikleri bin adet fidanı Tunceli il sınırına yakın Topkapı köyüne götürerek fidanları talep eden Duran Demir ve öğretmenlerine teslim etti. Fidanları alan öğretmen ve öğrenciler, ormancıların fidan dikme konusuyla ilgili kısa bilgilendirmesinin ardından yüzlerce fidanı toprakla buluşturdu. Fidanlara kavuşmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade eden Duran Demir, “Biz buralarda birçok imkandan mahrum olarak yaşıyoruz. Ama devlet yetkilileri sağ olsunlar ricamızı kırmadılar ve bu isteğimize anında cevap verdiler. Ben ve arkadaşlarım için bundan büyük mutluluk olamaz” dedi. İl Orman İşletme Müdürü Ali Osman Sertbaş ise, öğrenciden aldığı mektubun kendisini çok duygulandırdığını belirterek, “Böyle bir isteği geri çevirmemizin imkanı yoktu. Keşke toplumun her kesimi bu genç kızımız kadar ormana, ağaca ve yeşile bu kadar duyarlı olsa. Söz konusu köye yeni bir orman alanı oluşturulması için de en kısa sürede çalışmalara başlayacağız” diye konuştu.

Popularity: 31% [?]

Dut Hakkında Bilinmeyenler Paneli Kemaliye’de Yapıldı.

arşamba, Ağustos 16th, 2006
“Dut hakkında bilinmeyenler” ile ilgili bir panelin Kemaliye’de gerçekleştirilmesi birçok açıdan anlamlı oldu.
Bu etkinliğin, Derneğimizin yeni üyelerinden, Kemaliye’li Dt.Dr. Gülnur Gürler tarafından kotarılması da ayrı bir güzellikti.
Panel, her yıl yapılan şenliklere denk getirilmişti (29-30 Temmuz 2006). Bu vesileyle Kemaliye’li olan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ve Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan B. Aktan,Vali, ve yerel yöneticiler da panelin ilk kısmını izlediler. Katılım oldukça yüksekti. Panelde, dutun; meyve, yaprak, agaç ve kökünden, geleneksel yararlanma şekilleri ve gıda olarak yararları vurgulandı, yeni yararlanma olanakları ortaya kondu. Örneğin ilaç geliştirilmesi için yapılan çalışmalar, Doğu tıbbındaki önemi ve diğer potansiyel farmakolojik özellikleri, kaba yem maddesi olarak verebileceği katkı ve ağaç endüstrisinde hiç incelenmeyen kullanım olasılıklarına değinildi. Kemaliye özelinde üretimin artırılması ve tüm yan ürünlerin değerlendirilmesi için eksiklikler, fırsatlar ve çözüm önerileri ortaya kondu. Sunum ve tartışmaların kitap haline getirilmesi bekleniyor.
Kemaliye(Eğin) ilgili web sayfasından da alıntılarla, coğrafi konumuna ve tarihsel geçmişine ait şunlar söylenebilir. Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde kalan Fırat Nehrinin en büyük kolu olan Karasu Nehri’nin batı yönünde, Sarıçiçek dağlarından, Harmancık tepelerine kadar sıralanan kireçtaşlı ve çok sayıda çeşitli su kaynaklarını da kucaklayan yeşil yamaçlar üzerine serpilmiş, doğal güzelliklerden oluşmuş. İlçe mahalleleri yeşil bahçeler içinde adeta kaybolmuş gibi. Daha geniş bir sınırla belirlemek gerekirse, kuzeyde Navrel Boğazı, güneyde Gemürgap Boğazı arasında kalan İncidüzü’nden, Gemürgap bağlarına, Hotar Dağı eteklerinden, Apçağa ve Kırkgöz yaylalarına, Paşa bağlarından, Pegir (Sırakonak) bağlarına kadar geniş bir alan üzerine yayılmış, Kuzey-güney ekseninde bir vadide, yeşillikler içinde bir yurt köşesi. Keban Baraj Gölü’nun kuzey sınırları buralara dek uzanıyor yani nehir daha genişlemiş ve sakin akar hale gelmiş durumda. Ancak hızlandırılmış erozyon sonucu yukarı havzadan gelen rüsubatın bu derin nehirde oluşturduğu tepecekler, bazı kesimlerde yüzeyden de görülebiliyor.
Doğu-batı yönündeki ulaşım yollarından biraz uzakta yer alıyor. Ama kuzey –güney ekseninde bağlantıyı da sağlayabilen alternatif bir yol güzergahında, saklı kalmış bir mikro klima ortamı bölgesi. Karayolu standardınnın düşüklüğü ulaşımı zolaştırıyor.
Kimbilir belki de bu nedenle “gelişmemiş”.
Kemaliye (Egin) çevresinde yerleşen ilk unsurların Kafkasya üzerinden Anadolu’ya inen Orta Asya Türkleri olduğu hususunda ortak bir kanı var . Tarih boyunca bekçok devletin ve beyliklerin egemenliğine girmiş.İslâm ansiklopedisi’ne göre “Egin” adınınErmenice kaynak mânasına agn (akn)’dan geldiği gibi, şehrin de XI. Yüzyılda Vaspurakan Ermenilerinden bir gurup tarafından kurulmuş olduğu rivayet edilir. Çelebi Mehmed döneminde (1413-1421) Osmanlı topraklarına katılmış ve bu tarihten sonra kent, “Eğin” adını almış. Eğin ismi de eski dilde cennet anlamına da geliyor Bu tarihte başlayan Osmanlılar döneminde Eğin adı kentte görülen ticari hayatın canlılığı nedeniyle ünlenmiş. Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemlere başvurmuş, Kafkasya’dan tehcir (göç ettirme) ettiği aileleri Eğin’e yerleştirmiş ve bunlara geçimlerini sağlamak amacıyla İstanbul’da et satışını yönetmeleri için bir ferman vermiş. Daha sonra, IV. Murad döneminde, et kethüdalığının göçü önlemediği görülünce, ayrıca odun ve kömür kethüdalığı verilmiş. Kısacası gçö, Eğin’in kaderi olmuş eskidenberi. Eğin, ticarî hayatında etkinliğinin artışı nedeniyle, kuzeyden ve güneyden voyvodalık mücadelesine de konu olmus.Göç nedeniyle özellikle İstanbul’la bir tür etkileşim doğmuş. Halen göç edenler, çoğunlukla İstanbul’a yerleşmiş durumda. Ancak memleketleriyle iletişimlerini koparmamışlar, önemli mevkilere gelen birçok insan mevcut, örgütlenip ve daha sık memleketlerine gelip katkı vermeye bunu dernek ve vakıflarla örgütlü ve daha etkili biçimde yapmaya başlamışlar.

Kültürel ve estetik değerler e, pekçok yöreden daha fazla sahip çıkyorlar. Gerek göç eden gerek burada yaşayanların en önemli özelliklerinden biri okuma düzeyinin yüksek olması. Eskiden bir miktar Ermeni ve Rum nüfus da varmış ve bazı yerleşimlerin eski adları (Sorak, Venk, Pegir, Geruşla, Çevlik, Poşey vb) ve taşın mimaride yoğun kullanımı bunu doğruluyor. Betonarme/çirkin yapılar, tüm havzada oldukça az ve genellikle kamuya ait. Kalıcı nüfusun çok azalması, yapılaşma baskısını da azaltmış. Geleneksel mimari eğimli arazide nehredoğru dikey yönde oluşmuş. Genelde 3-4 katlı konak tipi evler; altı taş, üst katlar ahşap, değişik cephe karakterine ve ilginç saçaklara (süvüng) sahip. Bozulma görece olarak az ancak insangücü yetersizliği ve maddi açıdan bakım zorluğu, birçok evin çatısının ve hatta cephesinin çinko saçla kaplanmasına yol açmış. Birçok köyde nüfus kışın yok denecek kadar az ama evler yıkılmıyor ancak çok hisseli yapıdan dolayı çoğu onarılamıyor da. Ama giderek daha fazla evin / konağın, onarılması, yenilenmesi söz konusu. Bunda gerek Kaymakamlığın gerek ÇEKÜL’ün ve dışardaki bireylerin katkıları yadsınamaz. Sokaklar temiz, düzenli, duvarlar özenle inşa edilmiş. Her köyde kitaplık var. Dağdan gelen su; bolluğuyla, tadıyla göze çarpıyor, sokaklardaki düzenli su arkları ve her yerdeki çeşmeleriyle kentin ve yöredeki yerleşimlerin ayrılmaz bir zenginliği.

Kemaliye ve çevre yerleşimlerin halkı, kendiliklerinden yöreyi koruma altına almaya karar vermişler. Örneğin Fırat’ın karşı yakasındaki dağlık bölgede sürekli avlanma yasağı var. Başka yerlerin aksine kendi yaşam alanlarına gösterdikleri korumacı saygıdan ve ek olarak kır kahvesi, amfitiyatro-köy meydanı, Ahmet Kutsi Tecer (*) kitaplığı gibi dokuya uygun yeni mimari düzenlemelerden ötürü Apçağa Köyü, 2005 yılında Aydın Doğan Kent Mimarisi-Kent Dokusu, 2005 yılı Ödülünü almış. Keza, Sırakonaklar (Pegir) Köyü de benzer şekilde “sıradışı” bir yerleşim. Kemaliye, ÇEKÜL tarafından UNESCO’ya Anadolu’da örnek bir kent olarak sunulmuş. Müze ve Kültür Merkezi olarak kullanılan çok ilginç bir kemer- taş-ahşap mimari örneği de var.

Doğal ve tarihsel zenginlikler in içinde; Fırat boyunda,dağların nehre dik indiği Karanlık Kanyon, bir vadide10.000 yıl öncesine tarihlenen ve Orhun yazıtlarındaki simgelere çok benzediği söylenen yazıtlar, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği sayılabilir. Bu yörenin hemşehrisi değerli bilim insanı Prof. Dr. Ali Demirsoy, son yıllarda bu yörede TUBİTAK işbirliğiyle Doğa Okulu düzenliyor, araştırmalar yapıyor. Onun KEMAV tarafından yayımlanan Kent Rehberi’ne yazdığına göre;

“…Kemaliye; çevresi 1000m’yi çok aşan sert kara iklimi gösteren dağ stepleri, duruma göre, Alpin ekolojik özellik göstermesine karşın vadi içi ve taban, yer yer Akdeniz iklimi gösteren oldukça ılıman bir ekolojik yapısı ve buna bağlı olarak düşük rakımdan yükseklere doğru yerleşmiş birçok bitki ve hayvan türü ve çok zengin bir biyoçeşitlilik gösteriyor. Bu özelliği kuvvetlendiren olaylar:
  • Buzul ve buzullararası dönemlerdeki bitki ve hayvan göçleri. Daha sonra iklim değişse de bu vadiden çıkamayan ve burada kendine uygun yüksekliklerde mahsur kalan bitki ve hayvanların ya aynı kalması ya da yeni türlere dönüşmesi. Sıcaksever ve soğuksever canlıların bu vadide buluşması ve günümüze kadar gelmeleri. Yani Kemaliye’nin bilim dilinde Refigium (sığınak) olması
  • Yüzyıllar boyunca dışa dönük yaşayan ve İstanbul’la ilişkisini sürdüren yöre halkının küçük alanlarda en yüksek tarımsal verimi elde etmeye özen göstermeleri ve arazi yapısı nedeniyle özel peysaj uygulamalar ve bunun ıbirçok ekonomik ve süs bitkisinde çeşitlenmeye neden olması. Son yıllarda birçok canlı türünün ırkı ortadan kalkmış ya da tehlikeye girmiş olsa da Kemaliye’nin, pek az öreyle kıyaslanabilecek zenginlikte genetik bir müze, gen kaynağı” özelliği göstermesi…”
Dut, Kemaliye’de, şu anda, ekonomik olmaktan çok kültürel bir öğe. Herkes kendi ihtiyacı kadar üretiyor. İpek böcekçiliği artık gerilerde kalmış, ağaçlara bakım yok denecek kadar az, toplama da yere dökülenlerin bir kısmıyla sınırlı ama 4-5 kez hasat yapılıyor. Buradaki tür, çok hasat veren, küçük ama lezzetli bir dut. Üretimin düşüklüğünde nüfusun azlığı başlıca etken. Kışın ilçe nüfusu 2000’lere dek düşüyormuş. Ağaçların çoğu anıtsal özellikte ama verimi de doğal olarak düşük. Genç fidanlar da gerekli. İtalyan köylerine benzer ve tümüyle taş işçiliğiyle yapılmış 3-4 katlı yapılara sahip Akçalı Köyü yakınlarında “dut yolu” diye adlandırılan vadide yaklaşık 400 anıtsal ağacı görmek etkileyiciydi. Bunun yanında Kemaliye’de çoklukla ceviz, badem, kocayemiş, menengiç vb de bulunuyor. Yukarı kotlarda iki tür meşeye, boylu ve dikenli ardıça rastlanabiliyor.Panel arasında duttan yapılan ezme (lök, beşateş), pekmez, pestil, pasta, lokumformundaki ikramlar, bu kültürün halen ne denli önemli olduğunun bir göstergesiydi.

Lökhane ’de içtiğimiz menengiç kahvesini de ilk kez tattık ve beğendik.

Dağcılık, yürüyüş, kampçılık, kano, rafting gibi sporlar için olanaklar fazla. Kısa ve uzun yürüyüş parkurları var. Birçoğu tam keşfedilememiş birçok mağara var. Koçan şelalesi, Kırkgöz pınarı, kent içindeki taşdibinden fışkıran Kadıgölü kaynağı, imece yöntemiyle yapılan/yaptırılan Taşyolu, 35km mesafede, Hıdır Abdal Sultan’ın 750 yıl once kurduğu Ocak Köyü….hep görülmesi gereken yerler. Her yıl Mayıs ayındanda, rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu tarafından başlatılıp artık gelenekselleşen Doğa Sporları Şenliği de yapılıyor. Bu sporlar yılın uzun bir döneminde yapılabilir, 900-1000m rakımındak havzada. KEDOS isimli gençlerin kurduğu bir doğa sporları derneği var tanıtım da yapıyor.

Özetle , üzerinde ciddiyetle durulursa ekonomik olarak da katkı sağlayabilecek dut ve dut ağacının tekrar ele alınması ve öneminin vurgulanması yararlı oldu. Sn. Bakan’ın önerisi; ilgi duyan üniversitelerin sanayiyle işbirliği yaparak dutun sanayiye dönük yararlarının belirlenmesi ve geliştirilmesi içinher türlü desteğin Bakanlıkça verileceği sözü, anlamlı sonuçlardan sayılabilir.

Kemaliye , doğal ve kültürel değerleriyle eko-turizme ve doğa sporlarına çok uygun.

Ekolojik tarımın pekçok unsurunu zaten doğal olarak yerine getiriyorlar. Kimyasal gübre ve ilaç kullanımı, bu bilinç sayesinde hemen hemen yok. Büyük kentlerdeki Hemşehrileri sayesinde dış dünyayla da yakın iletişimleri var. Halkı konuksever ve yardımcı. Henüz “profesyonel hizmet” yaklaşımı yok. “Gitmemek eksiklik, gitmek zenginlik” denilebilir.

(*): Edebiyatçı Ahmet Kutsi Tecer, “Orda bir köy var uzakta…” diye başlayan dörtlüğünü, kendi köyü olan Ağçağa için yazmış ve köyün girişine bu dizeler asılmış. Temeli yeni atılan köy kültürevine de yazarın adı verilmiş.

Hakan Bezirci, 01.08.2006

Popularity: 2% [?]