Ariv: 'Dut Hakkında' Kategorisi

Kemaliye’nin Kilometre Taşları

Perşembe, Temmuz 3rd, 2008

SEVGİLİ DOSTLAR

KEMALİYEMİZİN SON ZAMANLARDA DÖNÜM NOKTASI OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜM 4 BAŞLIĞI SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.BİR ÇOĞUMUZ KENDİ DOĞDUĞUMUZ ZAMANA GÖRE KEMALİYEYİ ANLATMAYA KALKMA HATASINA DÜŞÜYOR OLMAKTAYIZ.BENDE BU HATAYI YAPARAK, BU 4 BAŞLIĞI AKTARMAK İSTEDİM. (more…)

Popularity: unranked [?]

Gündemimiz Yeniden Dut.

Salı, Haziran 5th, 2007

Değerli Hemşehrilerim,

Dutun önemi ve potansiyelinine dikkati çekebilmek amacıyla gruba gönderdiğim konuyla ilgili iletilerin, hemşehrilerimizin bazılarınca kendimi kişisel olarak ön pana çıkarma gayretleri gibi algılandığını farkedeli beri, uzunca bir süredir çalışmalarımı sizlerle paylaşmadığımı belki farketmişsinizdir.Paylaşmamakla beraber sessizce sürdürdüm çalışmalarda gelinen noktadan haberdar olunması, özellikle Kemaliye ayağındaki çalışmaların selameti, sürdürülebilirliği ve nihayeti için gereklidir.

Panelden bu yana yürütülen çalışmaları sıralayacak olursak;

-Sürdürülebilir Tarım Dernekleri Federasyonu; Buğday; Kırsal Çevre ve Ormancılık,Doğal Yaşam; ve Türkiye Tabiatın Koruma Derneklerine (more…)

Popularity: 1% [?]

Dut Ağacı Ve Yaprakları

Salı, Mayıs 29th, 2007

Dut Ağacı Ve Yaprakları

Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı.Kızın adı Tispe,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı.Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı aşk beslediler. fakat aileleri görüşmelerini istemezler birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardi, aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya kararverdiler.Tispe ağaca Piremus’dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarpını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe’nin eşarpını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek sey aslanın Tispe’yi öldürerek yediğiydi. Tispesiz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü.Tispe ise korkusunu bi kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzlesti.Piremus’un cansız vücudu yerdeydi ve elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarpını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir seyi anlayamamıştı. Ama eşarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bi an mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmişti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus aşkı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ve ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremus’un bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzleştirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran ağacı bunların aşkına adadılar. Piremusun kanını bu ağacın meyvelerine, Tispenin gözyaşlarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremusun kan lekesini), dut ağacının yaprakları,(Tispenin gözyaşları) temizler.. (Bilirmisiniz dut ağacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz)

Popularity: 1% [?]

TARIMSAL ÜRETİCİ BİRLİKLERİ İLE TARIMSAL ÜRETİCİ MERKEZ BİRLİKLERİNİN DENETLENMESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK

arşamba, Mart 21st, 2007

TARIMSAL ÜRETİCİ BİRLİKLERİ İLE TARIMSAL ÜRETİCİ MERKEZ BİRLİKLERİNİN DENETLENMESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK

    Tarımsal Üretici Birlikleri İle Tarımsal Üretici Merkez Birliklerinin Denetlenmesine İlişkin Yönetmelik

    Tarım ve Köyişleri Bakanlığından:

    Resmi Gazete Tarihi : 25/09/2005

    Resmi Gazete Tarihi : 25947

    BİRİNCİ BÖLÜM : Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

    Amaç

    Madde 1 - Bu Yönetmeliğin amacı, 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununa göre kurulan tarımsal üretici birlikleri ile tarımsal üretici merkez birliklerinin denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

    Kapsam

    Madde 2 - Bu Yönetmelik, tarımsal üretici birlikleri ile tarımsal üretici merkez birliklerinin malî ve teknik olarak denetlenmesine, malî yönden denetim yapacak olan serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli mali müşavir veya bağımsız malî denetim kuruluşlarının yetkilendirilmesine ve yetkilerinin geçici yada sürekli olarak kaldırılmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.

    Dayanak

    Madde 3 - Bu Yönetmelik 29/6/2004 tarihli ve 25514 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununun 16 ve 18 inci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.

    Tanımlar

    Madde 4 - Bu Yönetmelikte geçen;

    Kanun: 29/6/2004 tarihli ve 25514 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununu,

    Bakanlık: Tarım ve Köyişleri Bakanlığını,

    Genel Müdürlük: Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğünü,

    Denetlenen birlik: 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu uyarınca kurulan ve bu Yönetmelik hükümleri uyarınca bağımsız malî denetim yaptırmak zorunda olan tarımsal üretici birlikleri ve merkez birliklerini,

    Bağımsız malî denetim: 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ve/veya 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca hazırlanan, sermaye piyasasında bağımsız denetleme faaliyetinde bulunacak kuruluşlar listesinde yer alan bağımsız denetim kuruluşları arasından, birlikleri ve merkez birlikleri malî yönden denetlemek üzere Bakanlıkça yetkilendirilen, serbest muhasebeci mali müşavirler, yeminli malî müşavirler veya bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılan mali denetimi,

    Bağımsız denetleme kuruluşu: 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılacak tebliğler çerçevesinde ilan edilen sermaye piyasasında bağımsız denetleme faaliyetinde bulunacak kuruluşlar listesinde yer alan bağımsız denetim kuruluşlarını,

    Denetçi: Birlik ve merkez birliklerini, bu Yönetmelik hükümleri uyarınca denetlemekle yetkilendirilmiş serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşlarının her kıdem ve unvandaki denetim elemanını,

    Teknik denetim: Merkez birliklerinin, Bakanlıkça görevlendirilmiş konu uzmanı teknik personel tarafından 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununda belirtilen görevleri doğrultusunda teknik yönden yapılan ve inceleme, araştırma, rapor hazırlama ve yerine getirilmesi veya alınması gereken tedbirleri kapsayan denetimini,

    Türkiye Denetim Standartları: 3568 sayılı Kanuna tabi ruhsatlı meslek mensuplarının üstlendikleri ve yetkili oldukları denetim faaliyetlerini disiplinli bir şekilde yürütebilmeleri için ulusal denetim standartlarının saptanması, belirlenmesi ve yayımlanması ile güncelliğinin korunması amacıyla Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) bünyesinde oluşturulmuş olan Türkiye Denetim Standartları Kurulu (TÜDESK) tarafından saptanan ve yayımlanan denetim standartlarını

    ifade eder.

    İKİNCİ BÖLÜM : Bağımsız Malî Denetim ve Bağımsız Malî Denetim Yapanlara İlişkin Hükümler

    Bağımsız malî denetim

    Madde 5 - Bağımsız malî denetim, serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşunca görevlendirilen denetçiler tarafından bu kuruluşlar adına, denetlenen birliğe ait işlem, hesap ve malî tabloların, genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri, hesap ve kayıt düzeni ile malî raporlamaya ilişkin düzenlemelerin genel ve özel hukuk hükümlerine uygunluğunun incelenmesi ve bu inceleme sonuçlarına dayanılarak, denetlenen birlik tarafından tutulan hesap, işlem ve kayıtlar ile düzenlenen malî tabloların doğruluğu ve gerçeği yansıtıp yansıtmadığının tespiti ve rapora bağlanmasıdır.

    Bağımsız malî denetim, denetlenen birliğin defter, kayıt ve belgeleri üzerinden yapılır. Gerekli görüldüğü taktirde, işlem yapılan üçüncü kişilerle hesap mutabakatı sağlanır.

    Bağımsız malî denetim uygulaması, bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde aşağıda belirtilen şekillerde yapılır.

    a) Sürekli denetim: Denetlenen birliğin ilgili hesap dönemine ilişkin faaliyetlerinin, uygulamalarının, işlem, hesap ve malî tablolarının gerekli tüm denetim teknikleri kullanılarak her yıl incelenmesidir.

    b) İsteğe bağlı denetim: Denetlenen birliğe ait malî tabloların tasfiye, devir, birleşme ve bölünme gibi özel hâller ve/veya ihbara dayalı konular ile ihtiyaç duyulması halinde düzenlenen ara malî tabloların, gerekli denetim teknikleri kullanılarak sürekli denetim programına uyumlu bir biçimde denetlenmesidir. İsteğe bağlı denetim birlik genel kurulunun kararıyla yaptırılır. Acil ihtiyaç duyulması halinde, ilk toplanmada genel kurulun bilgi ve onayına sunulmak üzere, yönetim kurulu da isteğe bağlı denetim başlatabilir.

    Bağımsız malî denetim yapacak serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya kuruluşların belirlenmesi

    Madde 6 - Bu Yönetmelik kapsamında bağımsız malî denetim yapacak kişi ve kuruluşların, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ve/veya 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca bağımsız malî denetim yapma yetkisi almış olmaları şarttır.

    Bu Yönetmelik kapsamında bağımsız malî denetim yapmak isteyen kuruluşlar, istenilen belgelerle birlikte Genel Müdürlüğe başvururlar. Gerekli koşulları taşıyan bağımsız malî denetim yapacak serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşlarının birliklere verecekleri hizmet karşılığında uygulanacak ücret tarifesi, 3568 sayılı Kanun uyarınca belirlenmiş asgari ücret tutarının altında olmamak şartıyla Bakanlıkça yürütülen ihale sonucunda belirlenir ve Bakanlık kararıyla denetlenen birlik nezdinde bağımsız denetim yapma yetkisini kazanırlar.

    Bağımsız malî denetim yapma yetkisi alan kişi ve bağımsız denetim kuruluşlarının unvanları Bakanlığın internet sayfasında duyurulur.

    Bağımsız malî denetim sözleşmesi

    Madde 7 - Denetimi üstlenen serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşları; denetim sürecini olumlu veya olumsuz etkileyebilecek hususların varlığı ve serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu değişikliğinin nedenleri ile ilgili olarak önceki dönemlerde denetimi üstlenen serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşundan bilgi talep edilebilir. Önceki bağımsız denetim kuruluşu, bu kapsamda kendisinden talep edilen bilgileri vermek zorundadır.

    Denetim faaliyetinin kapsamı, bağımsız denetim kuruluşu ile bu Yönetmelik kapsamında denetim yaptıracak birlik arasında yapılacak sözleşme çerçevesinde belirlenir.

    Hesap dönemi içerisinde faaliyete geçen birliklerin ve merkez birliklerinin bağımsız malî denetim yaptırma yükümlülüğü, takip eden hesap döneminden itibaren başlar.

    Denetlenen birlik, her hesap döneminin başlamasından en az bir ay önce o hesap dönemi için Bakanlığın internet sayfasında yayımlanan serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşlarından bir tanesi ile sözleşme imzalamak zorundadır. Denetlenen birlik, yapılan sözleşme ile ek ve değişikliklerinin bir örneğini, sözleşmenin imzalandığı veya değişikliklerin yapıldığı tarihten itibaren yedi işgünü içinde Genel Müdürlüğe gönderir.

    Denetim sözleşmelerinde asgarî olarak aşağıdaki unsurların bulunması zorunludur.

    a) Denetimde görevlendirilecek serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya sorumlu ortak başdenetçi, başdenetçi, kıdemli denetçi ve denetçi ile bunların yedekleri ve yardımcılarının adı ve soyadı.

    b) Denetimin amacı, kapsamı varsa özel nedenleri.

    c) Serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu tarafından anlaşma kapsamında sunulacak hizmetler.

    d) Tarafların sorumluluk ve yükümlülükleri.

    e) Denetimin başlama ve tahmini bitiş tarihleri.

    f) Denetim ekibinde görevlendirilenlerin unvanları, öngörülen çalışma süreleri ve her biri için uygun görülen ücret tutarının ayrıntılı dökümünü de içerecek şekilde bağımsız malî denetim ücreti.

    Denetlenen birlik aynı bağımsız denetim kuruluşunu birbirini izleyen azami iki hesap dönemi için seçebilir. Denetlenen birliğin, aynı serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu ile tekrar bağımsız malî denetim sözleşmesi imzalayabilmesi için en az bir hesap döneminin geçmesi zorunludur.

    Denetlenen birlik; herhangi bir nedenle, hesap döneminin başlangıcından itibaren üç (3) ay içerisinde serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşunu belirleyemediği takdirde, durumu gerekçeleriyle birlikte yedi (7) işgünü içinde Genel Müdürlüğe bildirir. Bu durumda, Genel Müdürlüğün, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği aracılığı ile belirleyeceği serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu ile yedi (7) gün içinde sözleşme imzalanır.

    Bağımsız malî denetimde tarafların sorumlulukları

    Madde 8 - Denetim işlemini ilgilendiren tüm bilgi ve belgelerin denetlenen birlik tarafından serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşuna verilmemesi, denetim faaliyeti sırasında ilgili her türlü mevzuat hükümlerine ve malî raporlamaya ilişkin düzenlemelere aykırı işlemlerin, hata ve hilelerin tespit edilmesi ve denetlenen birliğin bunları gidermemesi durumunda, bu husus denetçi tarafından ivedilikle denetlenen birliğin, yönetim kuruluna bildirilir ve denetçi görüşü bu çerçevede oluşturulur. Adlî yargıya intikali gerekli olan ve suç teşkil eden hâllerde, serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu, denetlenen birlik hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunur.

    Denetçiler, denetim çerçevesinde ilgililerce kendilerine tevdi edilen defter ve belgeleri işlerinin gerektirdiği süre içinde olduğu gibi muhafaza ve işin bitiminde iade etmek zorundadırlar.

    Denetlenen birlik; hesap, işlem ve malî tabloları ile iç kontrol sistemlerini denetime uygun ve hazır hale getirmekle yükümlüdür.

    Bu Yönetmelik kapsamına giren denetim, denetçinin kişisel sorumluluğu ve gözetimi altında yürütülür ve sonuçlandırılır.

    Denetlenen birlik, bu Yönetmelik uyarınca denetim yapacak bağımsız denetim kuruluşlarından, sorumluluk üstlenen bağımsız denetim kuruluşu ortağı denetçilerden, serbest muhasebeci malî müşavirden veya yeminli malî müşavirden doğabilecek zararların tazmini amacıyla sorumluluk sigortası yaptırmalarını isteyebilir.

    Denetimin eksik ve/veya yanlış yapılmasından dolayı doğacak zararların hukukî sorumluluğu serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşuna aittir.

    Denetim sözleşmesinin sona erdirilmesi

    Madde 9 - Bu Yönetmelikle belirlenen koşulları kaybeden veya yasaklara, denetim ilke ve kurallarına ve Türkiye Denetim Standartlarına uymayan veya düzenlenen raporların gerçeğe aykırı, eksik, yanlış, yanıltıcı, taraflı olması halinde denetlenen birlik; birlik genel kurulu kararıyla serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli mali müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunur. Ayrıca durum meslek mensubunun bağlı olduğu meslek odasına bildirilir.

    Bakanlık; bağımsız mali denetim işlemlerinde yasaklara, denetim ilke ve kurallarına uymayan ve/veya düzenlediği raporlarında gerçeğe aykırı, eksik, yanlış, yanıltıcı ve taraflı olduğu mahkeme kararıyla kesinleşen serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşunun, birlik ve merkez birlikleri denetleme yetkisini iptal eder. Genel Müdürlük iptal mevzuunun gerekçeli kararını düzenleyerek ilgili dosyada saklar.

    Serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu, denetlenen birlik tarafından çalışma alanının önemli ölçüde sınırlandırılması nedeniyle malî tablolara ilişkin bilgi ve belgeleri elde edememesi halinde, yazılı gerekçe göstermek koşuluyla bağımsız malî denetim sözleşmesini sona erdirebilir. Çekilen serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu tarafından, gerekli tüm bilgilerin, birliğin yönetimine devredilmesi zorunludur.

    Bu durumda Kanunun 17 nci maddesi ile 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 19 uncu maddesi kapsamında işlem yapılır.

    Bağımsız malî denetim raporları

    Madde 10 - Sürekli denetim sonucunda düzenlenen denetim raporları en geç genel kurul tarihinden bir ay önce, ara dönemler itibarıyla yapılan isteğe bağlı denetimler sonucunda düzenlenen bağımsız malî denetim raporları, denetimin bittiği tarihten itibaren izleyen bir ay içerisinde, denetim kuruluşunu temsil ve ilzama yetkili olanların imzasını taşıyan bir yazı ekinde bir nüsha olarak denetlenen birliğe gönderilir.

    Serbest muhasebeci malî müşavir, yeminli malî müşavir veya bağımsız denetim kuruluşu tarafından yapılan denetimin geçerli olabilmesi için; bu Yönetmelikte belirtilen ilke, usul ve esaslar, ve mer’i mevzuata uygun olarak yapılmış olması zorunludur.

    Denetim raporunun aşağıdaki ilkelere göre hazırlanması gereklidir:

    a) Denetim raporu, malî tablolar üzerinde doğrudan veya dolaylı etkisi olan veya olması muhtemel her türlü mevzuat aykırılıklarını ve malî tabloların genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygun hazırlanıp hazırlanmadığını belirtmelidir. Genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinden sapmaların tespiti halinde, bu sapmaların malî tablolar üzerindeki etkisinin denetim raporunda belirtilmesi gerekir.

    b) Denetim raporunda, muhasebe politikalarının bir önceki hesap dönemi ile tutarlı olarak uygulanıp uygulanmadığını, muhasebe politikalarında bir değişiklik varsa bu değişikliklerin neler olduğunun açıklanması gerekir.

    c) Raporda denetlenen birliğin kâr/zarar durumu nedenleriyle birlikte ortaya konulmalıdır. Eğer zarar varsa, zararın sebepleri ile ilgili görüşlere yer verilmesi, birliğin borçları ve aldıysa kredi ödemelerine ilişkin bilgilerin yer alması gerekir.

    d) Genel kurul ve denetleme kurulu tarafından gerekli görülen diğer konulara da raporda yer verilmesi zorunludur.

    Denetçi, aşağıda belirtilen belirsizlik ve aykırılıkların bulunması halinde, konunun malî tabloların güvenilirliğine etkisini göz önünde bulundurarak şartlı veya olumsuz görüş bildirir:

    a) Çalışma alanını sınırlayan herhangi bir hususun varlığı nedeniyle malî tablolara ilişkin bilgi ve belgelerin elde edilememesi,

    b) Muhtemel bazı belirtiler veya kuşku doğuran hususların tespiti veya muhasebe kayıtlarına yansıtılan işlemlerin niteliği dikkate alınarak, denetlenen birlik malî tablolarının ileri bir tarihte önemli değişikliklere maruz kalabileceğinin görülmesi,

    c) Denetlenen birliğin faaliyetlerinin sürekliliğini tehlikeye düşürecek nitelikte hususların varlığı konusunda kanaat oluşması,

    d) Malî tabloların ilgili mevzuatla belirlenen muhasebe ilke ve standartları ile denetlenen birlik tarafından seçilen muhasebe politikalarına uygun olmaması,

    e) Malî tablolarda yer alan kalemlerde tespit edilen hata ve hilelerin etkilerinin giderilmesine ilişkin olarak denetlenen birlik ile görüş ayrılığı bulunması.

    Bilanço tarihinden denetim raporunun kesinleştiği tarihe kadar geçen süre içinde malî tabloları etkileyebilecek önemli olayların varlığının tespit edilmesi halinde söz konusu hususlar, malî tablo dipnotlarında açıklanmamışsa, raporda ek açıklama olarak belirtilir.

    Bağımsız malî denetim raporunun kesinleşmesinden sonra, malî tabloları etkileyebilecek önemli hususların varlığının tespit edilmesi ve denetçinin görüşünü değiştirme gereğini duyması halinde, önceki raporu değiştiren veya ilavede bulunan ek rapor düzenlenebilir.

    Denetim raporu, serbest muhasebeci malî müşavir veya yeminli malî müşavir veya sorumlu ortak başdenetçi tarafından imzalanarak kesinleşir.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM : Teknik Denetim ve Diğer Hükümler

    Teknik denetim

    Madde 11 - Merkez birliklerinin uygulama ve faaliyetlerinin teknik yönden denetimi; Bakanlık tarafından Merkez Birliğinin iştigal konusuna göre görevlendirilen konunun uzmanı personelden oluşturulacak bir heyet tarafından yapılır.

    Teknik denetim; Kanun, 16/1/2005 tarihli ve 25702 sayılı Tarımsal Üretici Birliklerinin Kuruluş Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik ve merkez birliğinin kendi tüzüğünde belirtilen faaliyet konuları çerçevesinde yapılır.

    Hüküm bulunmayan haller

    Madde 12 - Bu Yönetmelik uyarınca yapılacak bağımsız malî denetimlerde, bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, bu Kanuna dayanılarak çıkartılan ve 3/1/1990 tarihli ve 20391 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, 15/7/1992 tarihli ve 21285 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirlerce Tutulacak Defter ve Kayıtlar ile Meslek Mensuplarının Bildirim Mecburiyeti Hakkında Yönetmelik ve Mecburi Meslek Kararları ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve Türkiye Denetim Standartları Kurulunca yayımlanan denetim standartları uygulanır.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM : Son Hükümler

    Yürürlük

    Madde 13 - Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

    Yürütme

    Madde 14 - Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Köyişleri Bakanı yürütür.

   

Popularity: 1% [?]

Dut Paneli

Pazartesi, Mart 5th, 2007

Dut Paneli

Değerli Kemaliyeliler,

Vakfımızın destek verdiği ve değerli hemşehrimiz Gülnur Gürler Hanımefendinin katkısıyla gerçekleştirmiş olduğumuz “Dut ve Dut Türevi ürünlerin ekonomik bir değer olması” panelimizi Gurbette kalbi Kemaliye için atan hemşerilerimizle gerçekleştirdik. Gerek Köy Derneklerimizin, gerek basınımızın ve gerekse Kemaliye için yürekleri yanan yüzlerce hemşehrilerimizin Dut’a ilgisinin  ne kadar büyük olduğunu görmüş olduk.

Dut paneli neticesinde, panelimize katılan ve konu hakkında bilgilendirmede bulunan değerli konuklarımızın bize kazandırdıklarını, sizlerle paylaşma gereği doğdu. Öncelikle Dut’a bugüne kadar, ne Tarım Bakanlığı ve Devlet, ne de  yöre yöneticileri gereken önemi vermemiş olduğunu, konu ile ilgili akademik çalışmalarında mevcut olmadığını, bu sorunun yalnız Kemaliye’de değil dut yetiştiren tüm yörelerde yaşandığını anladık. Konuşmalarda “Dut” un değerli bir besin maddesi, odununun değerli, yaprağının protein dolu, ipek böcekçiliği için kaynak olduğunu bir kez daha duyduk.

Netice de; “Dut” un şu an ülke genelinde bir birliğinin olmadığını, bunu gerçekleştirenin “Dut” a sahip çıkabileceğini, tüm ülke genelindeki üreticilerin ona yaslanacağını, bunun için öncelikle Tarım Bakanlığı nezdinde bir üretici birliğinin kurulması gerektiğini ve zaman kaybetmenin yöreye büyük zarar vereceğini anladık. Üretici birliği kurmanın şüphesiz gerekli olduğunu ve maliyetinin  ise çok fazla olmadığını, akabinde hızla “Dut” umuza ve onun yan ürünlerine sertifika alıp, x liraya pazarladığımız ürünleri bu sertifikayla 2 veya 3 katı fiyatlarla pazarlama şansını yakalayacağımızı, kurulan birlikle gerek Dünya Bankasından ve gerekse Tarım Bakanlığından verilen %50 si hibe olan yatırım ve üretim desteğinden istifade edebilme şansını yakalama imkanına kavuşacağımızı anladık. Dut ve türevi ürünlere  Kemaliye markasını kazandırmanın  ön koşullarından birinin bu birlik olacağı şüphesizdir.

Türkiye’de sertifika veren 9 kuruluştan biri olan Ekotar Kontrol ve Sertifikasyon firmasının Genel Müdürü, Malatyalı olması sebebiyle yöreye özel ilgi göstermekte ve konuşması esnasında yapılacak sertifikasyonlarda sertifika başına 3.000 Euro gibi olan maliyeti de Kemaliye için daha aşağılara çekebileceklerini belirtti. Kurulacak Üretici Birliği sayesinde yaklaşık 3.000 Euro maliyetle her üreticinin sahip olmayı arzuladığı ekolojik ürün sertifikasını, Üretici Birliği tek başına alarak tüm Kemaliyeli üreticilerin veya üretici birliğine üye olanların bu haktan istifade etmelerini sağlamış olacaktır.

Kısaca 16 kişi veya tüzel kişiliğin bir araya gelerek üretici birliğini Tarım Bakanlığı nezdinde kurması gerekmektedir. Kemav’ın toplantıya katılan üyeleri konunun Kemaliye lehine olacağından şüphe duymadıklarından, benimsemişlerdir. Tercihimiz, Dut üreten en az 16 Köyün Derneğinin veya köy temsilcisinin bir araya gelerek bu birliği oluşturmasıdır. Kemav bu oluşumun gerçekleşmesine önayak olma düşüncesindedir.

Konu Kemav tarafından Nisan ayı içersinde Kemaliye’de Köy Muhtarlarına verilecek bilgilendirme ile devam edecektir. Şu aşamadan sonra bu birlik için en az 16 köyden, Köy Derneklerinin veya Köy üreticilerinin Vakfa müracaatını bekliyoruz. Katılım ne kadar yüksek olursa, başarıda o ölçüde yüksek olacaktır. Katılımın çokluğu, kurulacak birlik maliyeti ve üretim için gerekli yatırım maliyetini önemli ölçüde küçültecektir. Belki bu sayede Dutçuluğu tekrar ayağa kaldırabilir, Kemaliye için ciddi gelir kaynağına dönüştürebiliriz.

Birliğin bir an önce kurulup, yöreye katkı vermesi dileklerimizle, saygılarımızı sunarız.

Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı

Popularity: 1% [?]

Dut paneli duyurusu-Katılımcılar

arşamba, Şubat 28th, 2007

Katılımcılar:
- Çevre ve Orman Bakanlığı,
- Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü,
- Prof.Mustafa Kemal Yalınkılıç(ya da temsilcisi),
- Yalova Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürü
DoçDr.Erol Yalçınkaya,(ya da temsilcisi)
- H.Ü.Ağaç Endüstrisi Mühendisliği Ana Bilim Dalı Başkanı
Prof.Dr.Salih Aslan
- Ekotar Organik Tarım ve Sertifikasyon Kuruluşu Başkanı
Vahap Eryılmaz
- Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Üyesi,
Dr.Dt.Gülnur E.Gürler

Panel Duyurusu:

KEMAV çatısı altında, “Dut’un ekonomik bir değer olarak ortaya çıkması ve daha iyi değerlendirilmesi” konusunu işleyecek bir Panel düzenlenecektir.

Panel konusu: Dut’un ekonomik bir değer olarak geliştirilmesi
Tarih: 24 Şubat 2007
Saat: 16:30 - 19:30
Yer: Üsküdar Blediyesine bağlı
Çamlıca Sabahattin Zaim Eğitim Merkezi
Bulgurlu Mahallesi, Alemdar Cad.,
Hanımseti Alt Sokak No. 2
Büyükçamlıca - İstanbul
Telefon: 0216-412 92 03 (Çamlıca Eğitim Merkezi Tel. No.)

Konu ile ilgilenen hemşehrilerimizi, Köy Dernek Başkan ve Temsilcilerinin katılması dileriz.

KEMAV

Popularity: 1% [?]

Panel Duyurusu: Dut Hakkında

Perşembe, Şubat 22nd, 2007
Panel Duyurusu:

KEMAV çatısı altında, “Dut’un ekonomik bir değer olarak ortaya çıkması ve daha iyi değerlendirilmesi” konusunu işleyecek bir Panel düzenlenecektir.

Panel konusu:      Dut’un ekonomik bir değer olarak geliştirilmesi
Tarih:                     24 Şubat 2007
Yer:                         Üsküdar Blediyesine bağlı
                               Çamlıca Sabahattin Zaim Eğitim Merkezi
                               Bulgurlu Mahallesi, Alemdar Cad.,
                               Hanımseti Alt Sokak No. 2
                               Büyükçamlıca - İstanbul
Telefon:                 0216-412 92 03 (Çamlıca Eğitim Merkezi Tel. No.)

Konu ile ilgilenen hemşehrilerimizi, Köy Dernek Başkan ve Temsilcilerinin katılması dileriz.

KEMAV

Popularity: 1% [?]

Dut Paneli - İstanbul

Pazartesi, Şubat 19th, 2007

Değerli Dostlar,

Kemav çatısı altında, “Dut”‘un ekonomik bir değer olarak ortaya çıkması ve daha iyi değerlenebilmesi gayesiyle bugüne kadar çalışmalar yapmış Gülnur Gürler Hanımefendinin gerçekleştireceği ve konu ile ilgili akademisyenler ve konuşmacıların katılacağı bir panel düzenleyeceğiz.

Panel 24 Şubat 2007
Cumartesi günü, saat 16:30 - 19:30 arasında, İstanbul-Çamlıca- Kısıklı’da ki Üsküdar Belediyesi Kültür Evi’nde, Değerli Hemşehrimiz Dr. Faruk Olgunöz’ün yardımlarıyla gerçekleştirilecektir.

Toplantıya, konu ile ilgilenen hemşehrilerimizi, yöremizin nadide basın kuruluşlarını, ve Köy Dernek Başkanları ve temsilcilerini bekliyoruz.

Saygılarımızla
Günhan Ünsal
Kemav Yönetim Kurulu Üyesi

Popularity: 1% [?]

e-kobi: Gazozu bıraktı, organik meyve suyuyla 13 milyon doları aştı

arşamba, Ocak 17th, 2007
Sayın Hemşehrilerimiz,

Aylardır anlatmaya çalıştığım konuları çok iyi ispatlayan bir haberi göndeiyorum.Dünkiü Hürriyette yayınlanmıştı.Lütfen okuyunuz.
Selam ve saygılar,
Dr.Dt.Gülnur Gürler

e-kobi: Gazozu bıraktı, organik meyve suyuyla 13 milyon doları aştı

6 Ocak 2007
e-kobi: Gazozu bıraktı, organik meyve suyuyla 13 milyon doları aştı Uzun yıllar gazoz üretimi yapan Yaşar Eşmekaya’nın oğlu Çağrı ile kurduğu Elite Naturel, 12 farklı organik meyve suyunu Kanada, ABD, Japonya, Avustralya, İngiltere ve Almanya’ya ihraç ediyor. Şirketin cirosu 13.4 milyon dolara ulaşıyor.

AKSARAYLI Yaşar Eşmekaya, 1994’e kadar maden suyu bayiliği ve gazoz üretimi yaptı. Oğlu Çağrı’nın da girişimci olmak istemesi üzerine yeni bir ürün projesi geliştirdi ve Elite Organik Meyve Suları’nı kurdu. Eşmekaya’nın, Ankara’daki 2 fabrikasında üretilen nar, armut, kavun, üzüm başta olmak üzere 12 farklı organik meyve suyu; Kanada, ABD, Japonya, Avustralya, İngiltere, Tayvan, Çin, İsveç, İsviçre ve Almanya’ya ihraç ediliyor. Elit Naturel’in cirosu iç pazardan 11, ihracattan 2.4 milyon dolar olmak üzere 13.4 milyon doları buluyor. Şirket ihracatını üç yılda 5’e katlamayı hedefliyor.

ANKARA GAZOZU ÜRETTİM: Elite Naturel İçecek San ve Ticaret Limited Şirketi (Elite Naturel) Genel Müdürü Yaşar Eşmekaya şöyle başlıyor anlatmaya: “Aksaraylıyız. Orta ve liseyi Nevşehir’de okudum. Ankara’da İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdim. Askerlikten sonra 1975’te ticarete atıldım. Önce mali müşavirlik yaptım. Bir süre sonra meyve suyu ve maden suyu bayiliği aldım. Eşimin Ankara’ya tayin olması nedeniyle ticarete Ankara’da başlamış oldum. Meşhur Ankara Gazozu’nun da bayisiydim ve bir süre sonra Deva Holding bu şirketi Coca-Cola’ya satınca patent ödeyerek Ankara Gazozu ürettim. 1994’e kadar böyle sürdü.”

BIRAKIRKEN OĞLUM DEVREYE GİRDİ: Yaşar Eşmekaya, uzun yıllar kendi çapında ticaret yapıp oğlu Çağrı’yı okuttuğunu ve onun Bilkent’te öğretim üyesi olarak yoluna devam etmesini istediğini söylüyor. Eşmekaya, “Ben artık işleri kapatıp emekli hayatı yaşamaya karar vermiştim. Çağrı, yüksek lisans yaptı, doktora sınavını kazandı ve biz onun bilim adamı olmasını beklerken o bize ’baba artık ben okumak istemiyorum, yeter’ dedi. Öğrencilikten bıkmıştı. Öyleyse, bir iş yapalım ama çok iyi bir iş olsun diye karar aldık” diyor.

KALİFORNİYA’DA ARAŞTIRMA: Yaşar Eşmekaya, oğlu Çağrı ile birlikte iş yapma kararı alınca oğlunu bir gıda mühendisiyle birlikte yurt dışında 3.5 aylık bir araştırma yapması için önce Kaliforniya’ya gönderdiğini söylüyor. Eşmekaya, şöyle devam ediyor: “Çağrı 3.5 ay yurtdışında araştırma yaptı. Kafamızda organik üzüm suyu üretimi vardı. Kaliforniya’da uzun süre kaldı, oradan İtalya ve Fransa’ya geçti. Sonra 1998’de Ankara’da yer kiraladık ve makineleri aldık. Üzümü bir başkasının fabrikasında sıktırdık ve organik üzüm suyuyla başladık.”

DÜNYADA NE VARSA BAKTIK: Eşmekaya Ailesi’nin ürün aratırması fabrika kurduktan sonra da devam eder. Yaşar Eşmekaya, şöyle konuşuyor: “Doğallığını koruyacak organik meyve suyu yapmak hiç kolay değildi. Nasıl yapılacağını öğrenmiştik ve üzüm ile başlamıştık ama yeni ürünler gerekiyordu. Bunun için de dünyadaki organik fuarlara kafaya taktık ve ürünleri araştırmaya, takip etmeye başladık. Dünyadaki genel eğilimin de özellikle zengin pazarlarda organik sağlıklı ürünlere döndüğünü görüyorduk. Bu alanda Türkiye’de üretici olarak ne yapabiliriz diye düşündük. 2000 yılından itibaren müracaatlarımızı yaptık ve 2002’de de organik ürün sertifikalarımızı almaya başladık.”

Bebeklere organik meyve suyu yaptık Almanya’da eczanedeyiz

ELİTE Naturel Genel Müdürü Yaşar Eşmekaya, konsantre olmayan direkt organik meyveden sıkma doğal meyve suyu üretmenin büyük zorlukları olduğunu söylüyor ve buna rağmen ısrarla yeni ürünler denediklerini anlatıyor. Eşmekaya, “Armut, ayva, nar, kavun, elma suyu yaptık. Araştırmalar sürerken bebekler için doğal meyve suları olmadığını da gördük ve üniversiteden destek alarak bu konuda üretim yaptık. Bebeklerdeki kabızlık, kansızlık gibi sorunlara yardımcı organik ürünler geliştirdik. Bu ürünümüz en çok Almanya’da tuttu ve şu anda eczanelerde satılıyor. Nar ve üzüm çekirdeği ekstratı da üretiyoruz. Ayrıca dünyaca ünlü bir bebek maması şirketine de fason üretime başlayacağız” diyor.

Popularity: 1% [?]

Tarım Yatırımcıları İçin Danışma Ofisi Kuruldu.

Pazartesi, Ocak 15th, 2007

Tarımsal ve kırsal kalkınma yatırımlarına verilen desteklerin artmasıyla değişik sektörlerde faaliyet gösteren firmaların tarıma yönelmesi üzerine, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde yatırımcılar için danışma ofisi kuruldu.


Bakanlık Stratejik Araştırmalar Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyete geçen Tarımsal Yatırımcı Danışma Ofisi (TAYDO), tarımsal yatırımcıları almaları gerekli her türlü izin, ruhsat gibi bürokratik işlemler konusunda bilgilendirecek ve rehberlik edecek. Bu yatırımcılara, fizibilite hazırlığı için teknik destek de sağlayacak. Yatırımcılar, mesai saatleri içerisinde TAYDO’nun “312 285 65 22 ve 312 287 33 60/2231′’ numaralı telefonlarından görevli uzmanlara ulaşabilecek. Son yıllarda, gerek Dünya Bankası kaynaklarından gerekse doğrudan bütçe kaynaklarından tarıma yönelik yatırımlara, bir bölümü hibe şeklinde olmak üzere önemli destekler sağlanıyor.Tarım Yatırımcıları İçin Danışma Ofisi Kuruldu
Basından
14/01/2007

Popularity: 1% [?]

Anket

arşamba, Ocak 10th, 2007

Değerli Hemşehriler,

Ankete verilen bir kaç cevabın değerlendirmesi sorunun çok net olması gerektiğini ortaya koyuyor.

Dutla ilgili çalışmaların çok uzun soluklu olacağı bir gerçek.Cins ve genetik türlerini belirlenmesi ne üniversitelerde ne tarım bakanlığı araştırma enstitülerinde hiç ele alınmamış bir konu..Ancak bütün çalışmaların gerçekleştirilip sonucunun alınmasını beklemek onlarca yıllar alacaktır.Buna da ne benim ne de sizlerinin ömrü vefa etmez.Mevcut durumda ki haliyle dutçuluğun geliştirilmesi ve ekonomik girdisinin artırılması amacıyla kısa vadede yapılabilecek şey, küçük çaplı imalathane ve paketleme ye de şişeleme ve ambalajlama gibi tesislerin kurulması..Ve sonrasında özellikle dışarıya ihracat ve markalaşma konusunda çalışmalar yapılmasıdır.

Bunun için de ya bir dut üreticileri birliğinin kurulması ya da bir şirketin kurulması gereklidir.

Şimdi anket sorusunu şu şekilde netleştirelim:

” a) Sizce Kemaliye’de dutçuluğun geliştirilmesi için şirket mi yoksa bir üretici birliği mi kurulmalıdır?”
” b)Siz bu oluşumlardan hangisinde manen ve maddeten yer almak istersiniz?”

Saygılarımla,

Dr.Dt.Gülnur Esma Gürler

Popularity: 1% [?]

Munzur Eteklerinde Tarih

Perşembe, Ocak 4th, 2007

Dut Ağacı Eğin KemaliyeYer; Munzur etekleri, Yeşilyayla Köyümüzün doymuş bölgesi, asırlık bir dut ağacı. Gövdesine baktığımızda, anlatıyor tarihi satır satır. Eğin’deki dutların kalesi konumundaki yaklaşık 1600 metre yükseklikte, doğaya meydan okurcasına bayrağı inatla bırakmıyor. İnatla ayakta kalıyor. Çünkü biliyor ki bayrağı teslim alacak yok.

Evet, ecdadımızın dut ve dut ürünlerine ne kadar önem verdiğini fotoğrafın dilinden anlıyoruz. Gülnur GÜRLER hanımın dutla ilgili şahsi çabalarında hepimiz yalnız bırakıyoruz. Ona, tek başına başlattığı yarışta en azından yanında olduğumuzu hissettirmeliğiz.

(Yanda Resim: Munzur eteklerinde dut ağacı)

Mahmut Latif YALÇINER
KEMALİYE
0 532 525 00 33

Popularity: 1% [?]

Bu Toprağın Sesi Programında Dut

Cuma, Aralık 29th, 2006

Değerli Hemşehrilerimiz,

4 Ocak 2007 Perşembe günü saat 08 30′da TRT 3′de yayınlanacak olan “Bu
Toprağın Sesi” programında H.Ü.Ağaç Endüstrisi Mühendisliği Ana Bilim Dalı
öğretim üyesi Prof.Dr.Salih Aslan hocamızla birlikte dutu anlatıyoruz. Bilgi ve
ilginize sunulur.

Saygılarımla

Dr.Dt.Gülnur Gürler

Popularity: 1% [?]

“Dut” küresel bir ürün olabilir mi?

Salı, Aralık 26th, 2006
18 Aralık 2006
“Dut” küresel bir ürün olabilir mi?


Tarım sektörünün giderek “köylülerin” uğraş alanı olmaktan çıktığı küresel ekonomide, tarımın büyük sanayi işletmelerimizin kapsama alanına girmesi için hızlı adımlar atmamız gerekiyor. Üretim süreçlerinden, satış - pazarlama ve dağıtıma kadar profesyonel bir anlayışla yeniden yapılandırılması gereken tarım sektörümüz, bugün yetiştirdiği ürünü bırakın ihraç edebilmeyi, iç piyasada dahi satmaktan aciz durumda. Tarım ürünlerinin ve katma değer ilave edilerek, işlenerek elde edilen gıda ürünlerinin dünya ekonomisinde giderek önem kazanmakta olduğu bir süreci yaşıyoruz. Yakın bir gelecekte, işlenmiş veya işlenmemiş tarım ürünlerinin stratejik öneme sahip ürünler olacağını söyleyebiliriz. İşlenebilir tarım arazisinin büyüklüğü ve tarımsal üretime elverişli iklim koşullarına rağmen, net bir tarım ithalatçısı ülke olmamız, İsrail modelinden dersler çıkartmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Bilindiği gibi, İsrail oldukça az olan işlenebilir tarım arazisine (4.400 kilometrekare) sahip olmasına rağmen, net tarım ihracatçısı ülke konumunda.Dr. Gülnur Gürler de, Türkiye’nin tarımsal üretim açısından dünyanın kendi kendine yeterli birkaç ülkesinden birisi olmasına rağmen, bugün net bir tarım ithalatçısı ülke olmasını içine sindiremeyenlerden. Bir tıp doktoru olan Dr. Gürler, son günlerde zamanının büyük bölümünü ülkemizdeki “dut” tarımına ayırıyor. Dr. Gürler’in gündeme taşımaya çalıştığı meyve “dut”. Türkiye’de yaz aylarında kısa bir süre meyve olarak, kış aylarında ise kuru yemişcilerden kurusunu satın alarak tükettiğimiz dut, aslında başta sağlık sektörü olmak üzere, birçok sektörde kullanım alanı olan bir ürün. Devletin ve çiftçilerin çoğunun henüz farkında olmadıkları bir doğal zenginlik olan “dut”u ekonomiye kazandırmak için yoğun zaman harcayan Dr. Gürler, bu konudaki inatçı ve ısrarlı çabalarını sürdürmeye devam ediyor.

Henüz batıda keşfedilmemiş bir meyve olan dutun ekonomik olarak değerlendirdiğimiz potansiyeli belki de buzdağının suyun üstünde görünen kısmı ile kıyaslanabilir. Suyun altında değerlendirilmeyi bekleyen muazzam bir potansiyel var. Yaprağıyla, ağacının kerestesiyle, meyvesiyle, köküyle, kabuğuyla, hatta mantarıyla değerlendirilmeyi bekleyen bu potansiyelin ekonomimize gerektiği şekilde katkı sağlayabilmesi için kaybedilecek bir dakika dahi zamanımızın bulunmadığını belirten Dr. Gürler, “Dut, Hindistan, Çin ve İran’da da bol miktarda var. Bu ülkeler adım atmadan, dünya pazarında “dut” ile ilgili markalar oluşturabilirsek , özellikle içine “bilgi” unsuru katılmış olan dut sanayii ürünlerini, örneğin katma değeri yüksek bir dut kozmetiğini, bir dut şampuanını, bir kanser ilacını üretebilirsek ekonomimize ciddi girdiler sağlayabiliriz” diyor.

Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Ali Çoşkun’un da, “dut”un bir anlamda anavatanı sayılan Kemaliye’li oluşundan ötürü bu konuya sıcak baktığı biliniyor. Sayın Bakanın özellikle büyük sanayi işletmelerimizi dut tarımına yönlendirirecek girişimlerde bulunması son yıllarda “nar”ın yaptığı çıkış gibi bu meyveyi de popüler kılacak.
More…
Yazarın diger yazıları“Dut” küresel bir ürün olabilir mi?Tek yol ihracat mı?Mavi : Global bir markaGeleceği tüketiyoruzDış ticaret verileriAlmanya-Rusya yakınlaşması Türkiye’ye örnek olmalıRusya pazarına dikkatTürki’leri tekrar hatırlamak..Yeni ihracat rekoruLübnan’a asker ihracatı….Ahmet Davutoğlu’na uluslararası ilişkiler tahsili şartIrak Krizinde Gerçek Kurban Kim?Yabancı sermayede Rus faktörüGeleceği yok etmek !Trafik Polisinin Bulunmadığı Yol !Bazı Fenerlilerin üzülmesine üzüldüm‘Duble’ yollarda hız sınırı komedisiNobre’nin eli, Anelka’nın kolu, Nazım’ın şiiriA. Sadi Ulusoy’un ardından…Tekstilde Son Tango
Yorumlar - toplam 6 yorum yapılmıştır.
# dut yemiş bülbül
sevgili bülbül rümuzlu arkadaş, dut konusunu ele alan arkadaş bu işin uzmanı.. ülkemiz tarımı çökme noktasındayken çıkış yolu arayan herkes başımızın tacıdır, saygıdeğerdir. Küçümsediğiniz deyim ise hiç boşuna değil. Bülbüller, baharın habercisidir. Havalar ısındıkça güzel nağmelerle baharı, doğanın uyanışını bize müjdeler. Şen şakrak ötüşler ne zamana kadar sürer ? dutlar olgunlaşıp tatlanıncaya kadar. Bülbül dutu yiyince dili damağına yapışır, ötemez. Bülbülün suskunluğu dut yemesindendir.
24 Aralık 2006 15:15 - hamdi karaata
# muz denilince anamur, şeftali denilince nasıl ki Bursa akla gelirse dut deyince de akla gelen Eğin ( kemaliye) akla gelir. Eğin dutu kuruyemişcilerin tezgahlarında baş köşeyi alır. sayın Dr. Gürlerin söylediklerine eklenecek bir nokta daha var. Biz Eğinliler özellikle 40-50 yaşlarında olanların çocuklukta vazgeçilmez bebeklik gıdamızdı dut. pişşirilen dut lapası ince bir bez içinde çocukların ağzında yalancı emzik misali beslenmelerini sağlardı. Bu yönü ile dutun besleyeciliaraştırılması gerekmektedir
24 Aralık 2006 12:35 -
# dut yemiş bülbül
benim adımı kullanarak bu dutu da çok matahmış gibi anlatıp dururlar.
22 Aralık 2006 15:28 - bülbül
# mahire :) ))
arkadaşım malatyalı olup da dut meyvesini bilmemek olur mu.yanlış bilmek hiç olmaz:))malatyalıların çoğunlukla tut diye tabir ettiği meyvenin çok faydası olduğu kesin de kozmetik sektöründe nasıl kullanılır işte onu çok merak ediyorum
22 Aralık 2006 13:19 - malatya -arguvanlı
# dut mu, daha neler..
ben bu dutu affedersiniz çok şahsiyetsiz bir meyva olarak bilirdim. bunun bir de pestili oluyor…
20 Aralık 2006 15:08 - malatyalı mahir
# ilginç
Bu gidişle yakında bütün meyvelerin sağlık mucizesi olduğunu öğreneceğiz.
19 Aralık 2006 16:36 - bekir bayar

Popularity: 1% [?]

BİLİNEN EN İYİ TEKNOLOJİ İMİŞ ! (III)

Salı, Aralık 12th, 2006

ELDORADOGOLD Corp.’un UŞAK KIŞLADAĞ ALTIN İŞLETMESİ YÜZLERCE KİŞİNİN SİYANÜRLE ZEHİRLENMESİNE NEDEN OLDU MU?

Tahir Öngür, Jeoloji Yüksek Mühendisi

Kanada’da kurulu küçük bir şirket, Eldoradogold ülkemizde sahibi olduğu Tüprag AŞ eli ile Uşak Kışladağ’da bulunan altın yatağını işletmeye başladı.

İşletme ile ilgili ÇED Raporu’nun iptali için açılan dava sürerken, öteki izinleri de verildi ve Nisan ayında başlanan deneme üretimi üç ayını doldurdu.

11 Temmuz günü yapılan bir törenle işletmenin resmi açılışı da yapıldı.

Şirketin övüne övüne ileri sürdüğü bu işletmede bilinen en iyi teknolojinin (Best Available Technology, BAT) kullanıldığı. Hazırlanan ve onayı alınan ÇED Raporu da başından sonuna bunu belgelemeye çalışıyor ve her türlü sakıncayı yok göstermek için epeyce çabalıyor.

Herkesin dileği, korkulanın olmaması ve çalışabildiği sürece bu işletmenin çevre ve insan sağlığına zarar vermemesi idi. Ancak, daha deneme üretimi aşamasında, öngörülen asıl tehlikeli sorunların ortaya çıkmasına daha epey zaman olduğu düşünülürken, Eşme ve köylerinde ortaya çıkan birkaç günlük toplu zehirlenme olayları kafaları karıştırdı.

Neler olmuştu?

26-28 Haziran Günlerinde Eşme’de Ne Oldu?

Haziran ayının son haftasında Eşme ve çevresinde bir şeyler oldu.

27 Haziran Salı günü akşamı yüzlerce Eşme’li hastaneye ve doktorlara koştu. Mide bulantısı, baş ve karın ağrısı, nefes almakta zorlanma, konuşma güçlüğü, bacak ve kollarda uyuşma, kasılma, titreme ve halsizlikten yakınıyorlardı. Kimileri bunları şiddetli, kimileri de hafif hissediyorlardı. Yakınmaları hafif olanlar teskin edilip evlerine yollandı. Durumları ciddi görülenlere serum verildi. Birkaçı Uşak’a gönderildi. Sağlık kurumlarındaki kalabalıktan ötürü kendileri Uşak’a, hatta İzmir’e gidenler oldu.

O günlerin öğlen sonralarında fırtınalı ve ara sıra sağanak yağışlı bir hava vardı, Eşme ve çevresinde. Hastanelere başvuranların bir bölümü akşamüstü yağmurda ıslandıklarını söylüyorlardı, hemen hepsi de açık havada olmuşlardı.

Salı günü akşam geç vakit başladı bu yakınma ve başvuruları, gecenin ilerleyen saatlerinde yatıştı. Aynı olaylar ertesi gün de, benzer bir seyirle yinelendi. İlk anda yalnızca Eşme’nin merkezinde görüldüğü sanılan zehirlenme belirtilerinin Eşme’ye bağlı bir dizi köyde yaşayan birçok kişiyi de etkilediği daha sonra anlaşıldı.

Olaylar üçüncü gün hafifledi. Hafta sonu duruldu.

Devlet Hastanesine (50 yataklı Eşme İlçesi Sağlık Bakanlığı Hastanesi ) baş vuran hasta kaydının 837 kişi olduğu, bir kısım hastanın endişe ve psikolojik nedenlerle hasta tablosu çizdiği için tedavi edilmeden evlerine gönderildiği, kayıtlı hastaların 200 kadarının ikinci kez hastaneye geldiği, o günlerde 1-2 gün yatarak tedavi gören hastalar nedeniyle hastane kapasitesinin dolu olduğu bildiriliyordu. Konuyla ilgilenenler başka yerlere başvuran ya da hiçbir yere başvurmayanlarla birlikte olaydan etkilenenlerin sayısının 1200-1700 arasında olabileceğini hesaplıyorlardı.

Sağlıkçıların anlatımlarıyla İlçede ortaya çıkan toplu hastalanma tablosunun ortak belirtileri:

a- Karın ağrıları ve aşırı gaz,

b- Baş ağrısı ile boyun ve omuzlarda kas ağrı ve kasıntıları, uyuşmalar,

c- Mide bulantısı ile şiddetli kusma,

d- Halsizlik, bunaltı

idi. Ateşlenme ve ishale rastlanmamıştı.

Sağlıkçılar ortaya çıkan tablonun genelde bir hafif akut zehirlenme tablosu niteliği taşıdığı, çoğunun ayakta tedavi, bazı vakaların ise daha ağır seyrettiği için yatarak tedavi edildiği, Hastane’de oluşan yığılma nedeniyle bir kısım hastanın kendi olanakları ile yakın illerdeki sağlık kurumlarına gittikleri, her ihtimale karşı hastanede, olası bir enfeksiyona karşı antibiyotik tedavisi ile antispazmatik, antianaljezik, semptomatik tedavi bileşiminden oluşan paket ilaç tedavisi uygulandığını bildirdiler.

İlçede toplu hastalanıştan etkilenenlerin önemli bölümünün devlet hastanesine, bir kısmının ilçedeki muayenehanelere, bir kısmının da yakın il ve ilçelerdeki sağlık birimlerine ve akrabalarının yanına gittiği, bu nedenle hasta sayısının tam olarak belirlenemediği, tahminlerin yaklaşık 1200 civarında hastalanan insan olduğu yolunda olduğu bildirilmekte idi.

Sağlık görevlileri bazı ağır hastaların aileleri tarafından İzmir’e götürüldüğünü duyduklarını, devlet hastanesinin yataklarının üç gün boyunca hasta sirkülasyonu nedeniyle dolu olduğunu belirtmiştir.

Resmi Açılamalar Yatıştırıcı ve Geçiştirici,

İzleyen günlerde de ısrarla sürdürülecek olan ilk resmi açıklamada olayın bir enfeksiyon olduğu ve bunun Eşme yerleşiminde dağıtım şebekesindeki suyun bakteriyolojik kirlenmesinden kaynaklandığı söyleniyordu.

Avukat Noyan Özkan’ın 30.6.2006 tarihli dilekçesine Uşak Valiliği tarafından verilen yanıtta hastalanmaların şebeke suyunun kirlenmesine bağlı enfeksiyon nedeniyle ortaya çıktığı belirtilerek bunun kanıtı olarak su ve hasta dışkılarından alınan örneklerin analiz raporları gönderiliyordu. Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa “Kanalizasyon karışmış olsa kimyasal analizde görülmesi gereken amonyak, nitrit ve nitrat’ın 28.6.2006 tarihli su örneklerinde saptanamamış olması, 28 Haziran 2006 tarihinde su şebekesinden alınan ve saat 05.00’de ekildiği belirtilen 11 örnekten 6’sında koliform bakteri saptanmışken 5 örneğin temiz bulunmuş olması, yine aynı tarihte alınıp kaçta ekildiği belirtilmeyen 5 örneğin temiz bulunmuş olmasının 1000’in üzerindeki insanın sudan kaynaklanan bir hastalığa yakalanmış olmasını açıklayamadığını, çünkü sudan alınan hastalık yapıcılarının geçirmeleri gereken kuluçka süreleri göz önünde bulundurulduğunda bu kadar kısa zamanda zaten hastalık oluşturamayacaklarını” açıklıyordu.

Eşme Belediye Başkanı, önce ilçe suyundan gönderdikleri ilk tahlillerin temiz olduğu bilgisinin kendilerine ulaştığını, ancak ertesi gün kendisine sularda “bir miktar” bakteriye rastlandığının iletildiğini söylüyordu. İncelemenin sürdüğünü söyleyen Başkan, olayın siyanürden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ile ilgili yorum yapamayacağını belirtiyordu.

Perşembe günü TMMOB inceleme kurulu ile yaptığı görüşmede Başkan, “Salı günü alınan su örneklerinin tahlilinin temiz çıktığını, bu nedenle kendisinin hastalığın nedeninin şehir şebeke suyu olamayacağı, maden ya da başka bir şeyden kaynaklanabileceğini açıkladığını; ancak kaymakamlık tarafından 28 Haziran 2006 Çarşamba günü yaptırılan tahlilde suda mikrop ürediğinin saptandığı, bunun nedeninin Pazartesi onarım sırasında eski hattan ana depoya kendi bilgisi dışında su verilmesi olabileceğini” belirtmiş ve “söz konusu hastalığın şehir şebeke suyundan kaynaklanan bir salgın hastalık olduğu yönünde kaymakamlığın görüşüne şimdi kendisinin de inandığını” kaydetmiştir.

Tüprag AŞ’nin web sayfasına alıntılanan basın haberlerine göre de, yeni su şebekesi arızalanıp kentin bir bölümü susuz kalınca, bir süredir kullanılmayan eski şebekeden su verilmiş ve geçen sürede kullanılmayan şebekede bakterilerle kirlenmiş olan suyu kullananlar hastalanmıştır. Durum denetim altına alınmış, hastalar iyileştirilmiş, kente verilen sudaki klor düzeyi denetim altına alınmıştır. Belediye Başkanı sorumlular için soruşturma açacağını, Kaymakam ise durumun denetim altına alındığını söylemektedir.

TTB ve Elele Hareketi’nin aldığı kan örneklerine el konması üzerine konu ile ilgili bir açıklama yapan Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım da Kaymakam’la görüştüğünü ve bu uygulamanın şüpheleri arttırdığını ifade ettiğini aktardı.

Ne basında ve ne de Eşme Kaymakamlığı’nın internet sitesinde Kaymakamlık adına yapılmış tek sözcüklük bir açıklama ile ise henüz karşılaşılabilmiş değil.

Uşak Valisi’nin TTB heyetinin Eşme’deki incelemelerini, “burası muz cumhuriyeti değil. …hurafelerle doldurularak eline şırınga almış bir iki hekim” olarak nitelediği basında yer aldı ve sert tepki almasına karşın henüz yalanlanmadı.

Olaylardan 2 hafta sonra Kışladağ Altın İşletmesi’nin resmi açılışını onurlandıran Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de “üç beş çapulcuya pabuç bırakacak bir Hükümet olmadıklarını” söylüyordu.

Bulgular İse Korkutucu İdi

Sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri konuyu hemen sahiplendi.

İnay Vicdan Hareketi ve Kışladağ S.O.S Hareketi aynı gün Eşme ve köylerinde karşılaşılan sorunu ve gelişmeleri gözlemlemeye başladı.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Biriliği TMMOB adına Merkez YK Üyesi ve Metalurji Mühendisleri Odası Başkanı Cemalettin Küçük ile TMMOB Makine Mühendisleri Odası Üyesi Levent Serhan’dan oluşan bir İnceleme Kurulu hemen Eşme’ye gidip 29 Haziran 06 Perşembe günü inceleme çalışmasına başladı, görüşmeler yaptı, örnekler aldı.

İzmir’de kurulu ve çok sayıda meslek ve sivil toplum örgütünün ortak bir girişimi olan Elele Hareketi üyeleri, yaşanan zehirlenme olayının ardından İzmir’e gelerek özel bir laboratuarda kan örneği veren Eşme’nin Aydınlı Köyü’nden Mahmut Kulalı ile Eşme’nin içinde oturan Halil Kaya’nın anlattıklarını dinledikten sonra siyanür zehirlenmesi şüphesinin ciddi şekilde araştırılması gerektiğine karar vererek olaydan 2 gün sonra, 30 Haziran Cuma günü Eşme’ye bir başka İnceleme Kurulu gönderdi. TTB ve İzmir Tabip Odası temsilcisi Dr. Oya Otyıldız, Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın, Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesinden Prof. Dr. Gürel Nişli ve Şube Başkanı Ertuğrul Barka’dan oluşan Kurul Eşme Devlet Hastanesi Başhekimi Dr.Baykul Karagöz ile Eşme Devlet Hastanesi’nden iki hemşire ile birlikte hastalardan kendi rızaları ile kan örnekleri almaya başladı. Kısa bir süre sonra Kaymakamın talimatı ile Kurulun aldığı kan örneklerine, “yapılan işin izinsiz olduğu” gerekçesi ile el konuldu. Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof.Dr.Gençay Gürsoy devreye girerek Uşak Valisi ile görüştüğünde Uşak Valisi “kanların geri verileceği ve kan örneği alma konusunda Uşak Sağlık İl Müdürlüğü’nün de yardımcı olacağı” sözünü verdi. Ama, Eşme Kaymakamı “kendisine yazılı talimat gelmeden kanları geri veremeyeceğini” açıkladı. Elele Kurulunun yazılı olarak istekte bulunması üzerine de, Kaymakam dilekçeyi İlçe Sağlık Grup Başkanlığı’na havale etti. Fakat o gün mesai saati dolduğundan, dilekçeye yanıt verilmediği gibi, kanlar da bugüne değin geri verilmedi. Kaymakamlığın bu tavrını aynı gün Eşme’de yapılan bir basın açıklaması ile kınayan kurul üyeleri, halk sağlığı konusunda ortaya çıkan bir sorunda TTB’nin ve Tabip Odasının olayı araştırma ve müdahale etme yetkisi ve görevinin olduğunu belirterek bu tutumun siyanür zehirlenmesi şüphesini arttırdığına dikkat çektiler.

İnay Vicdan Hareketi Sözcüsü Avukat Tahsin KÖSE, Eşmedeki rahatsızlıkların nedeninin siyanür zehirlenmesi olduğunu iddia ederek TÜPRAG Altın Madeninin derhal kapatılmasını istedi.

Şüphenin, olayın araştırılması için yeterli olması gerektiğini dile getiren Kışladağ S.O.S. Hareketi Sözcüsü Uğur Sümer, “Savcılığa suç duyurusunda bulunulmalı. Eşme’de, köylerinde bir şeyler oldu. Bu kadar yoğunlukta bir şeyler olmasının nedeni ne? Maden denetlensin, savcı bu işe neden el koymuyor?” diye soruyordu.

Elele Kurulundan Dr. Oya Otyıldız Kaymakamlığın kan örneklerine el koymasının ardından, kanda siyanür olup olmadığının tespit edilebilmesi için, siyanürün yarılanma ömrü olan 66 saatten önce alınması gerektiği dile getirilen kan örnekleri için kendisine başvuran birkaç yurttaştan örnek aldı. Daha önce İzmir’de alınan örneklerle birlikte toplanan 10 kan örneği ülkede bu tahlili yapan tek yer olarak gösterilen Ankara’daki özel bir laboratuara gönderildi. Zehirlenmelerin başlangıcı olan 27 Haziran gecesinden 2 ve 3 gün sonra, 29 ve 30 Haziran tarihlerinde hastalardan alınabilen kan örnekleri 1 Temmuz tarihinde Düzen Laboratuarı’na ulaştırıldı. Kan tahlil sonuçlarını geçtiğimiz günlerde Elele Hareketine ulaştı. Yapılan 9 tahlilde kan veren kişiler ve kanlarında tespit edilen siyanür oranları şöyle:

Mahmut Kulalı 0,30 mg/L

Halil Kaya 0,18 mg/L

Hulusi Ada 0,64 mg/L

Tayyip Ada 0,24 mg/L

Ali Ender Sercan 0,54 mg/L

Gizem Özkan 0,25 mg/L

Sinem Özkan 0,18 mg/L

Yağmur Elifcan Yıldırım 0,25 mg/L

Halime Erhat: 0,22 mg/L

Elele Hareketi’nin 19 Temmuz tarihli basın açıklamasında ve bu oranları yorumlayan Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Ana bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa’nın açıklamalarında “Normalde insan kanında siyanür bulunmaz. 0,2 mg/l’yi normal kabul etsek bile 7 sonuç bunun üzerinde. Kanların alındığı saat tam belli değil. 66 saati geçmiş olabilir. Yani siyanür oranı düşmüş olabilir. İki tane örnek üzerinden bile bunun siyanüre bağlı olduğunu söylemek çok kolay. 0,64 ve 0,54 mg/L normalin çok üzerinde. Üstelik siyanürün yarılanma ömrünü düşündüğümüzde, üzerinden iki gün geçmişken en azından yarı yarıya kadar azalmış olmalı. Bu demektir ki 0,54 mg/l aslında 1 mg/L, 0,64 mg/l ise 1,28 mg/l’ dir.” deniyordu. Benzer yakınmalarla yöredeki sağlık kuruluşlarına başvuranların bir bölümünün kanalizasyonla kirlendiği iddia edilen suyu hiç kullanmadıkları halde hastalandıklarına dikkat çekilirken “hastaların ortak yakınmalarının sinir sistemi tutulumuyla açıklanabilecek bulgular olduğunu ve siyanür zehirlenmesine uyduğunu” ve “Burada sudan kaynaklanan bir sağlık sorunuyla değil bir siyanür zehirlenmesiyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılmaktadır” şeklinde açıklanıyordu.

Eşme’de su şebekesine karışan kanalizasyon nedeni ile zehirlendikleri açıklanan köylülerin kanında normal oranın çok üstünde siyanür bulunması çelişkili açıklamaları da beraberinde getirdi. Uşak İl Sağlık Müdürü Dr. Ali Taşçı, arseniğin yüksek oranda alınmadığı sürece ani zehirlenme ve ölümlere neden olmadığını (!) belirtirken; Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy zehirlenmelerin ani ölümlere yol açmamasının sevindirici olduğunu, ancak zehirlenmeye maruz kalanların uzun vadede ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kalabileceklerini vurguladı.

Madene karşı mücadele için örgütlenen İnay Vicdan Hareketi adına basına konuşan İnaylı Eğitimci-Yazar Muammer Sakaryalı bakanlardan madenin açılışını yapmamalarını istediklerini belirterek şunları söyledi: “Daha 10 gün önce binlerce insanın zehirlenmesinin nedeninin siyanürden olup olmadığı şüphesi dağılmamışken bu yapılan açılış neyin nesi? Eşme’de yapılan resmi açıklamalara halk inanmıyor. Çünkü resmi açıklamaların aksine sadece Eşme’de değil madenin çevresindeki köylerde de zehirlenmeler var. Zehirlenmeler sudan olduysa Aydınlı köyünde, Düzköy köyünde zehirlenen insanlar nasıl izah edilecek? Zehirlenmelerin olduğu günlerde madende büyük bir patlama olduğu kesin. Köylüler büyük bir bulutun yükseldiğini, esen poyrazın bu bulutu Eşme’ye doğru sürüklediğini söylüyorlar. Ortada böyle bir vaka varken ve devlet bunu araştırmalıyken, insanlar daha fazla zehirlensin diye mi böyle bir açılış yapacaklar? Biz zehirlenmelerin gerçek nedeninin açıklanmasını istiyoruz”.

Olayların ardındaki gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlayınca bu kez Uşak İl Sağlık Müdürlüğü’nün 20 Temmuz tarihli bir basın açıklaması ortaya çıktı. Bu açıklamaya göre, 30 Haziran’da alınmış ve Kaymakamlıkça el konulmuş olan kan örnekleri 14 Temmuz(!)’da laboratuara gönderilmiş ve bu kan örneklerinde “arsenik” (!) bulunmadığı belirlenmiş. Siyanür tahlili için alınan örneklerde nedense ve ne hakla ise arsenik aranmış ve bulunamamış! İl Sağlık Müdürlüğü, basının ve yurttaşların, arseniğe maruz kalmış olanların bedenlerinde bunun durmayıp o gün idrarla atıldığını, olaylardan iki gün sonra alınan kan örneklerinde elbette arsenik bulunamayacağını, böylesi bir kuşku durumunda hastaların saç ya da tırnaklarının analiz edilmesi gerektiğini bilmediklerini düşünme uyanıklığına sığınmış görünüyor. Siyanür zehirlenmesi olasılığını araştırmayı ise, bu sanki onların asli görevi değilmiş gibi yine suskunlukla geçiştirme yolunu seçmişler.

Uşak halkı sağlıkları konusunda bu sağlık yöneticilerine mi güvenecek? Evet, güvenebilirler! Çünkü, yayınladığı duyurunun yarattığı skandalı gören Uşak İl Sağlık Müdürlüğü 25 Temmuz günü, Tüprag AŞ’nin web sayfasında okunabilecek kısa bir açıklama daha yayınlayıp yüreklere su serpmiş: “Basında Eşme içme suyu ile ilgili ne amaçla olduğu belli olmayan bir yönlendirme ile Eşme ilçesinde meydana gelen ishal vakalarının arsenikten olmadığını vurgulamak amacıyla yapılan açıklamadaki kan numunelerinde arsenik bulunmamıştır ifadesi sanki kanda siyanür varmışçasına yorumlanmıştır. Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığından ve Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünden gelen resmi sonuçlara göre kanda arsenik ve siyanür tesbit edilmemiştir ve bulunmamaktadır.”!!!

Yaşayanlar Ne Diyor?

6 Temmuz’da basında çıkan bir habere göre Eşme’ye 20, Kışladağ Altın işletmesine 10 kilometre uzaklıktaki Aydınlı köyünde bir çiftliği bulunan 33 yaşındaki Mahmut Kulalı Elele Hareketi basın toplantısında yaşadığı zehirlenme ile ilgili şunlardı anlattı: “Pazartesi ve salı günü yağan yağış maden yönünden gelerek ıslattı beni. İşlerim gereği dışarıdaydım ve ıslandım. Çarşamba günü saat 11 sıralarında baş ağrısı başladı. Yarım saat içinde mide bulantısıyla devam etti. Bir saat içinde baş ağrısı ve göğsümdeki ağrı çok şiddetlendi. Sonra apar topar sağlık ocağına gittiğimde, ocağın önünün ana baba günü olduğunu gördüm. Kuyruğu görünce Dr. Yusuf Kaya’nın özel muayenehanesine gittim. Oraya gittiğimde de muayenehanede 4-5 kişinin yattığını gördüm. Şikâyetleri benimle aynıydı. Dr. Yusuf, bana serum taktı. Birinci serum bitmesine rağmen şikâyetlerimde herhangi bir hafifleme olmadı. Yusuf Bey sağlık ocağında görevli olduğu için serumu takıp geri dönmüştü. Tekrar acil olarak geri döndü. Bende serumdan sonra istem dışı titremeler başladı. Dilim dönmez oldu ağzımın içinde. Mide bulantım, kusmalar devam ediyordu. Tedavim 4-5 saat sürdü ardından köye döndüm. Dün sabah kalktığımda belimde şiddetli ağrı duydum. Bacaklarımda kasılma vardı. Adım atarken zorlanıyordum. Doktor Eşme’de görülen zehirlenmenin aynısının bende de olduğunu söyledi. Ben Eşme’ye hiç uğramamış, Eşmeden herhangi bir su falan da içmemiştim. Doktor bana siyanür zehirlenmesi olduğunu söyledi. Bu arada internetten siyanür zehirlenmesi ile ilgili bilgiler edinmeye çalışıyordu. O sıralarda gelen telefonda Eşme’nin tahlil için gönderilen sularının temiz çıktığı bilgisi geldi. Zaten bizim köyün suyuyla Eşme’nin suyu arasında hiçbir ilişki yok. Bizim köy Eşme’ye 20 km, altın madenine ise kuş uçuşu 5-10 km ancak var. Maden tam karşımızda görünüyor bizim. Bizim köyden iki kişi daha benim gibi zehirlendi. Ben Eşme’ye olaydan 2-3 gün önce gitmiştim ama köyümüzden zehirlenen diğer iki kişi neredeyse 120 gündür Eşme’ye hiç gitmemiş insanlar. Üç gün çok şiddetli yağış oldu. Yağış Uşak tarafından madene doğru geldi ve rüzgâr bizim köye doğru esiyordu o ara. Yağış devam ederken madende dinamit patlamaları da yapılıyordu. Resmi kayıtlar Eşme’de şu an 1.700 kişinin zehirlendiğini söylüyor. Ama resmi olmayan, kayıtlara girmeyen yüzlerce insan vardır.”

Eşme’de oturan 29 yaşındaki Halil Kaya ise Elele Hareketi’nin toplantısında yaşadığı olayları şöyle anlattı: “Salı günü akşamleyin başladı ağrılarım. Karnım ağrıdı, midem bulandı. O gün yağmur altında kalmıştım. Çarşamba sabahı baş ağrısı, mide bulantısı, karında sancı, kusma, halsizlik, gözlerde ağrı gibi şikâyetler başladı bende. Doktora gittik, ilaç verdi. Bu şekilde geçti.”

TMMOB inceleme kurulunun görüştüğü bazı Eşme’lilerin öyküleri ise şöyle:

Esma Nur: 1,5 yaşında ( bebek ) 27 Haziran Salı günü annesi akşamüstü alışverişe çıkmış, Esma ile. Dönüşte her günkü gibi beslenip yatmış. Şehir şebeke suyunu içme ve yemek amaçlı kullanmıyorlar. Akşam saat 23.00 dolayında Esma hastalanmış: Şikâyetleri: baş ağrısı, karın ağrısı, kusma, kasılmalar, aşırı bağırsak gazları. Doktora gidilmiş. Ateşlenmemiş. İki gün sürmüş. 29 Haziran Perşembe günü daha iyi olmuş.

Selami Kartçı: 26 yaşında. Saat 18.00’de işten çıkmış. Çarşıda sağanak yağmurda ıslanmış. Eve gidince yemekten sonra bir sıkıntı basmış sanki ateşlenmiş gibi, başka bir şikayeti olmamış. Sigara içiyor, şehir şebeke suyu evinde içme, çay demleme ve yemek yapımında kullanılmıyor.

Volkan Ekinci: 28 yaşında. 27 Haziran Salı günü iş çıkışı Eşme içinde mezarlık tarafından gelen rüzgâr ve bulutlarla yağan sağanak yağmura 15 dakika maruz kalmış. Akşam, her zaman ki yediklerini yemiş. Şehir şebeke suyunu içme amaçlı kullanmıyorlar. Akşam karın ağrısı, baş ağrısı, kusma ve mide bulantısı çekmiş. Bu nedenle gece uyuyamamış. Mide bulantısı ve karın ağrısı ile doktora gitmiş. Ateşlenmemiş. Sigara içmiyor. Rahatsızlığı Perşembe günü azalmış.

Elif Kurtuna: 30 yaşında. 27 Haziran Salı günü saat 18.00’de çalıştığı bankadan çıkmış. Yolda giderken sağanak yağmur başlamış. Eve gidinceye kadar epey ıslanmış. Her zamanki yiyecekler ile akşam yemeği yenmiş. Şebeke suyunu içme ve yemekte kullanmıyorlar. 27 Haziran Salı saat 24.00 dolayında hastalanmış. Karın ağrısı ve aşırı gaz ile uyanmış, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma (agresif kusma, “öğürerek”) yaşamış. Ateşlenmemiş. Sigara içmiyor. Rahatsızlığı iki gün sürmüş, şimdi hafiflemiş sadece bir kırgınlık hissediyormuş.

Erdoğan Aygün: 44 yaşında. 27 Haziran Salı günü, gün boyu dükkânda çalışmış. Öğleyin çok rüzgar ve toz olmuş, aşırı sıcak bir hava varmış, bunaltıcı bir hava. Akşam üstü sağanak yağmur sırasında bir kamyon mercimek çuvalı indirmişler, ıslanmışlar. Akşam evde her zamanki tür (tarhana çorbası, kızartma yemeği, salata, vb.) yemeklerini yemişler. Gece hastalanmış. Mide bulantısı, kusma(öğürerek kusma), baş ağrısı, karın ağrısı ve aşırı gaz, boyun ve sırt ağrıları, kasılma şikayetleri ile hastaneye gitmişler. İğne yapıldıktan sonra biraz rahatlamış. 5-6 senedir kaynak suyu kullanıyorlar(Çoban Suyu). 5 litrelik bidonlarla sürekli alıyorlarmış. Birçok kişi gibi, çay, yemek ve içme suyu olarak şehir şebeke suyu kullanmıyorlar. 28 Haziran Çarşamba günü tekrar hastaneye gitmiş(özele). Serum bağlamışlar. Sigara içmiyor. Hastalığında ateşi olmamış.

Hanife Aydın: 47 yaşında. 27 Haziran Salı günü akşam üstü yağmurda ıslanmış. Ben de eşim gibi hastalandım, aynı rahatsızlıklar oldu, gece aynı saatte uykudan uyandım. Kusma, karın ağrısı, baş ağrısı ve baş dönmesi. Gözlerim karardı, omzumda ve boynumda kasılmalar hissettim. Ateşlenmedim. Hastaneye gittik. Çarşamba günü daha kötüleştik. Özele gittik. Sadece serum bağladılar. Hastanenin verdiği ilaçları kullanmayın dediler. Sigara içmiyor.

Hüseyin Kılınç: 27 yaşında. Eşme’de oturuyorlar. 27 Haziran Salı günü çok bunaltıcı sıcak bir hava vardı, gündüz çok terledim, çeşme suyu içerim, o gün çok su içtim. Yağmur 18.00 sıralarında yağdı. Saat 19.00’a kadar çalıştım. Sigara tiryakisiyim 2 paket içerim. Ben hastalanmadım.

Üstün Çallı: 30 yaşında. 27 Haziran Salı günü çarşıda mağazasında çalışmış. Sigara içiyor. Şehir şebeke suyu kullanıyorlar. Eve giderken, saat 19.00’da yağan yağmurda ıslanmış. Hastalanmamış.

Ahmet Yıldırım: Belediye Başkanı. Sigara kullanıyor. Şehir şebeke suyu içiyor. Hastalanmamış.

Mehmet Atılgan: 45 yaşında. 27 Haziran Salı günü yağmurda dolaşmış. Sigara içiyor. Şehir şebeke suyu içiyor, yemekte kullanıyor. Hastalanmamış.

Yine TMMOB İnceleme Kurulu’nun İlçede serbest çalışan ya da hastanede görevli çeşitli sağlık personeli (doktor, hemşire, eczacı, vb. ) ile yaptığı görüşmelerde bu insanlar son derece çekingen, endişeli bir tutum içinde görülmüştür. Kimileri, herhangi bir açıklama yapamayacaklarını, mesleklerini Hakkâri’de sürdürmek istemediklerini, özel çalışanlar da ilçede yalıtılmak ya da soruşturma, kovuşturma gibi sorunlar yaşamak istemediklerini, madenci şirketin kamu yetkilileri üzerinde hükümete kadar uzanan yaptırım güçleri olduğunu belirtmişlerdir.

Elele ve TTB inceleme kurulu üyelerinin izlenimi de İlçede bir sıkıyönetim havasının estiği şeklindedir.

Siyanür Zehirlenmesinin Belirtileri Neler?

Haziran ayının son günlerinde Eşme’de yaşananlar ve sağlık kurumlarına başvuranlarda görülen belirtiler hep tipik “hafif-orta bir akut siyanür zehirlenmesi” belirtileri idi.

11 Eylül İkiz Kuleler olaylarından sonra dünyaya yönelik saldırganlığında sınır tanımayan ABD yönetimi, kendi ülkesinde de kendi halkının yararlandığı demokratik hakları kısıtlama doğrultusunda ciddi adımlar attı. Bunu meşrulaştırmak için de soyut bir “terör” korkusu canlı tutulmaya çalışıldı. Bu amaçla kullanılan araçlardan biri, halkın toplu bulunduğu yerlerde siyanürle zehirlemeye yönelik girişimler olduğu haberlerinin yayılması oldu. Sözde, New York Metrosuna böyle bir saldırı hazırlığı içinde olan bir terörist grubun yakalandığı söylentileri yayıldı ve bir kitapta da buna yer verildi. Ortam olgunlaşınca yarı remi bir örgüt kuruldu, Siyanür Zehirlenmelerini Tedavi Koalisyonu (CPTC). Bunun internetteki sayfalarında insanlara siyanür zehirlenmelerine ilişkin her türlü bilgi veriliyor. Biz söylesek kuşku duyulur. Gelin, gerekli bilgileri oradan aktaralım.

Düşük yoğunluklu siyanürle zehirlenenlerde karşılaşılan ilk belirtiler:

· Hızlı nefes alma

· Baş dönmesi, sersemlik

· Güçsüzlük

· Mide Bulantısı/kusma

· Göz kaşınması

· Cildin pembeleşmesi ya da kızarması

· Hızlı Kalp Atışı

· Terleme

Orta ve Yüksek Yoğunluklu zehirlenmelerde görülen sonraki belirtiler:

Bilinç kaybı

Solunumun durması

Kalp durması

Koma

Felç

R.B. Hillman ve Mary C. Smith makalelerinde bunlara

Kas titremeleri

Solunum güçlüğü

Salya artışı

Göz yaşarması

Çırpınma

gibi belirtileri ekliyor.

Inna Leybell’in e-medicine’deki makalesinde öncekilerin yanında

Karın ağrısı

Göğüs ağrısı

sıkıntılarından da söz ediliyor.

ATSDR’nin web sayfasında da bunlar anlatılıyor.

Haziran ayının son günlerinde Eşme’de yaşananlar ve sağlık kurumlarına başvuranlarda saptanan belirtiler hep bütün dünyada bilinen, çok açık birer “hafif-orta akut siyanür zehirlenmesi” belirtisi idi. Hekimler yörelerinde ve yaşamlarında sık karşılaşılmayan bir durum olsa da, bunu o gün algılamış görünüyorlardı. Ama susmak durumunda kaldıkları anlaşılıyor.

Siyanür İnsanı Neden Etkiler?

Siyanür kanda organlara oksijen taşıyan hücrelerde, mitokondriyal sitokrom oksidaz’daki demir iyonuna bağlanıp onların bu oksijen taşıma işlevini engelliyor. Hücreler oksijensiz koşullarda çalışınca, oksitle metabolizma engellenince, havasız glikoliz başlıyor ve laktik asit açığa çıkıyor ve zehirlenme oluşuyor. Başta merkezi sinir sistemi, kalp, solunum sistemi ve beyin olmak üzere oksijeni en çok tükettiğimiz organlarımız ilk etkilenenler oluyor.

Kandaki siyanür derişimi 40 mmol/l ya da yaklaşık 1 mg/l’ye eriştiğinde zehirlenme gerçekleşiyor. Çocuklar bu zehirlenmeye biraz karşı daha dayanıklı. Havadaki siyanür gazının 1 dakikada 2500-5000 mg*m3 dozu ile karşılaşıldığında bu durumdaki insanların %50’sini öldürebiliyor.

Zehirlenme ölümle sonuçlanmadığında da zehirlenenlerin sonraki yaşamlarında oksijen yetmezliğine bağlı beyin sorunları ya da Parkinson benzeri sorunlar gibi merkezi sinir sistemi bozuklukları yaşama riskleri artıyor.

Siyanürle Nerelerde Karşılaşıyoruz?

İntihar, terör ya da cinayet için bilerek ve doğrudan kullanımı dışında insanlar siyanürden ya endüstriyel kazalarda ya da yangınlarda duman soluduklarında karşılaşıyor. Bileşiminde azot(N) ve karbon(C) içeren her türlü malzeme yangında Hidrojen Siyanür gazı (HCN) salabiliyor. Melamin tabaklar, plastik torbaların akrilonitrili, koltuklardaki poliüretan köpükler ve benzeri birçok sentetik gereç yandığında öldürücü miktarlarda HCN salıyor. ABD’nde yangın dumanlarından çıkan bu zehirle her yıl 10.000’e yakın insanın öldüğünü not ediyor, kaynaklar.

Siyanür metal endüstrisi, madencilik, elektro kaplama, kuyumculuk, eski röntgen filmlerinin geri kazanımı, vb bazı endüstri alanlarında da kullanılıyor ve buralarda da iş kazaları ya da çevre kazalarında ortaya çıkabiliyor.

Ülkemizde özellikle elektro kaplama işi yapan çok sayıda küçük işletmenin toplamda önemli miktarlarda siyanür tükettiği, bütünü ile denetimsiz çalıştığı ve yaygın insan sağlığı ve çevre sorununa neden olduğu biliniyor.

Bunlara şimdi altın işletmeleri de eklendi. Altın işletmelerinin ayırıcı yanı, tek bir yerde büyük miktarlarda ve açık havada siyanür kullanıyor olması.

Eşme’de Siyanür Ne Geziyor?

Yukarıda sıralanan kaynaklardan hangisinin Eşme’de ya da yakınında var olduğu ortada. Yörede büyük bir yangın olmadığı gibi siyanür kullanan başka büyük bir işletme de yok;

Eldoradogold’un Kışladağ Altın İşletmesi’nin dışında. Bu işletme, 3 ay önce başlamış olduğu deneme üretimi ile birlikte Gümüşkol-Söğütlü-Bekişli köyleri arasında kalan üçgende açık havada siyanürlü sıvılarla altın ayırmaya çalışıyor.

Siyanür İle Ne Yapılıyor?

Altın işletmelerinin büyük çoğunluğunda olduğu gibi Kışladağ’da da yeraltından çıkarılan cevherin içindeki altın çok düşük bir miktarda. Tenörü çok az: tonda ortalama 1,23 gram. Yani çıkarılan kayaların cevher diye ayrılanların ortalama 1 tonunda 1,23 gram altın ve biraz daha az gümüş var. Bunlar da metal halinde. Bakır, kurşun, molibden ve benzeri öteki metaller gibi kükürtle ya da oksijenle bileşikler yapmış ta değil. İşte bir yandan çok minik parçacıklar durumunda oluşu ve bir yandan da bir şekilde bozabileceğiniz kimyasal bir bağlanma içinde olmayışlarından ötürü altını ve gümüşü içinde bulunduğu kayadan söküp almak çok zor. Bunun bilinen tek “ekonomik” yolu siyanürle yıkama, sıyırma, liç (leach). Bu

işi yapan ve savununlar ısrarla dünyadaki altın işletmelerinin %85’inde bu tekniğin uygulandığını söylüyorlar. Doğru.

Cevherdeki altın parçacıkları yeterince küçük ise, içinde karbonlu gereç yoksa, fazla siyanür tüketen bakır-antimuan-arsenik sülfürleri az ise, asit yapıcı bileşenler az ise, altın parçacıklarını sararak siyanürün etkilenmesini engelleyen demir oksit çökeltici gereç ve kil yoksa, altının kazanılmasında siyanür kullanımı kolay ve ekonomik oluyor. Bu amaçla cevher ya ince öğütülüp Kışladağ’da yapıldığı şekilde açık havada geçirimsiz yaygıların üzerine yığılmakta ve üzerlerine püskürtülen siyanür çözeltisi yığının içinden süzülürken altını yüklenmesi ve daha sonra tabandaki drenaj sistemi ile bu sıvı toplanıp işlenerek (yığın liçi); ya da, ince öğütülmüş cevher Bergama’da olduğu gibi kapalı tanklarda siyanürlü akışkanlarla karıştırılarak işlenmektedir (tank liçi).

Cevherin içindeki altın parçacıkları yeterince iri ise, özellikle de kum ve çakılların içindeki plaser yataklarındaki gibi ise altın gravitasyonla, çöktürme yöntemi ile ayrılabilmektedir. Giderek azalmakla birlikte 1990’ların başlarında dünyada üretilen altının %10 kadarının bu teknikle ayrıldığı bilinmektedir.

Altın, Uşak çevresinde karşılaşılan ve henüz bir işletmeye konu olmayan bazı yataklardaki gibi sülfürlü cevher minerallerine (bakır, arsenik, vb metallerin sülfürlü minerallerine) bağlı olarak bulunuyorsa önce ince öğütme ve çeşitli yüzdürücülerin içinde flotasyon teknikleri ile altınlı sülfür konsantreleri elde edilir. Bu artık daha sonra siyanürle işleme tutulur. 1993’te altının %4 kadarının da bu yolla işlendiği bilinmektedir.

Bunların ve siyanür ile işlemin dışında, çok sayıda yeni tekniğin araştırılmakta ve geliştirilmekte olduğu bilinmektedir. Çok sayıda yabancı kaynakta açıklanan bu yeni tekniklerden herhangi biri henüz ekonomik olarak ve çevreye zarar vermeden siyanür ile işlemin yerini alabilecek kadar geliştirilememiştir.

Siyanür ile işlem, bilimsel ve teknik olarak 19. Yüzyıl’ın sonlarında bulunmuş; çok sınırlı olarak kullanılmış; altının siyanürden geri alınmasında kullanılabilecek bir teknoloji olarak ta ancak, 1950’den sonra geliştirilebilmiş; yine de bu teknolojinin ticari olarak uygulanabilmesi 1970’lerin sonlarında siyanürlü sıvılara alınan altının aktif kömür ile soğurulması becerilince ve altın fiyatları artıp, düşük tenörlü yüksek rezervli cevherler kârlı olarak işletilebilir duruma gelince yaygınlaşmıştır. O güne kadar yüksek tenörlü yataklarda cıva ile amalgamlama tekniği kullanan küçük işletmelerin yerini 1980’li yıllardan sonra büyük işletmeler, siyanür ile yığın liçi ve aktif karbonla sıyırma tekniği kullanan büyük işletmeler almıştır. Çünkü siyanür, cevherdeki altının %60, bazen %97’ye varan oranlarda kazanılmasını sağlayabilmektedir.

Bu teknik, ucuza mal edip çok para kazanabilmeniz için “Bilinen En İyi Teknoloji”dir (Best Available Technology-BAT). Yeraltı kaynaklarınızı çokuluslu şirketlere açmış iseniz BAT’a mahkûmsunuz.

Kışladağ’da Yapılan da Bu

Kışladağ’da da yeraltından çıkartılan kayaların, içinden ekonomik olarak altın sıyrılabilecek tenöre sahip olmayan bölümü pasa diye Gümüşkol’a yakın pasa depolama sahasına atılıp, kalanı ince öğütülüyor. Öğütme boyutu her yatakta farklı. Bu teknolojik testlerle belirlenir. Kışladağ’da sülfürlü cevher %80’i 6,3 mm’den küçük olacak şekilde öğütülüyor. Bu öğütülmüş kayalar su ve kireç katılarak topaklandırılıyor ve işletmenin Söğütlü Köyü tarafında özel olarak hazırladığı sıyırma alanına, yine testler sonucunda seçilen yüksekliklerde yığılıp bunların içine, üzerine yerleştirilen borulardan siyanürlü bir sıvı damlatıla damlatıla akıtılıyor. Bunun da her madene göre ayrı ayrı belirlenen bir süresi var. Kışladağ’da oluşturulan yığın yüksekliği 10 m ve sıyırma süresi 90 gün. İşletmenin fizibilite ve ÇED Raporlarına göre bu süre içinde ortalama 1,23 gr altın içeren her bir ton oksitli cevher için 0,253 kg ve her bir ton sülfürlü cevher için de 0,340 kg sodyum siyanür kullanılmış olacak. Cevher yığınının her bir metrekaresine saatte 12 litre siyanürlü sıvı akıtılacak. Bu sudaki siyanür derişimi 250 ppm (milyonda 250 bölüm) olacak. Böylece, işletme süresinde burada 40 bin ton kadar NaCN, sodyum siyanür kullanılması gerekecek. 20 tonluk kamyonlarla taşınsa 2.000 seferde taşınabilecek kadar siyanür tuzu kullanılacak.

Öğütülmüş kaya yığınından süzülen bu suyun içindeki CN- iyonu değerli metallerin bir bölümünü kendine bağlayıp sıvı fazda taşıyacak. Yığının altına, geçirimsizlik sağlamak üzere

30 cm kalınlıklı sıkıştırılmış bir kil tabakasının üzerine yayılan 1,5 mm kalınlıklı yüksek yoğunluklu bir sentetik polietilen yaygı konmuş olacak. Bu yaygının üzerinde kırma taştan oluşan bir geçirimli tabaka ve sızan sıvıları toplamak üzere bunun içine yerleştirilen toplama boruları olacak. Bu şekilde toplanan ve değerli metaller yüklenmiş siyanürlü akışkan işletmenin başka yerlerinde işlemden geçirilip altın-gümüş-? karışımı “dore”ler üretilecek.

İşletmecilere bakarsanız bu geçirimsizlik önlemleri siyanürlü sıvılar yeraltısularına karışmasın diye konmakta. Siz bunu altını, gümüşü sıyırmış, onlarla yüklenmiş zehirli sıvıların bir damlasını bile yitirmeme kaygısından ötürüdür şeklinde anlayın.

40.000 Ton Siyanür Nereye Gidecek?

Siyanürün huyu suyu önemli. Siyanür sofra tuzunu andıran beyaz renkli kristalize sodyum (NaCN) ya da bazen potasyum siyanür (KCN) tuzları biçiminde gelecek. Bunlar, suya katılıp çözeltilecek. Suda, CN- iyonları olacak. Siyanür zor denetlenebilir bir kimyasal madde. Nasıl davranacağı suyun pH’ı olarak adlandırılan H+ iyonu bolluğuna, asitliğine çok bağlı. Örneğin pH’ı 6,5-7,0 olan bir içme suyunda çözelteceğiniz siyanürün hepsi hemen hidrojenle birleşip hidrojen siyanür gazına, HCN’e dönüşüyor. Havadan hafif olan bu gaz çok kolay yayılıyor. Siyanürü hangi biçiminde olursa olsun yerseniz, fazlasını derinize sürer ya da dökerseniz zaten zehirleniyorsunuz. Akıllı iseniz bunları elbette yapmazsınız. Bilmediğiniz yerlerde de bir sürü uyarı levhası sizi bu tehlikeden uzak tutmaya çalışır.

Gaz ise öyle değil. Renksiz. Hafif bir badem kokusu var, ama onu da çok yoğun değilse kolayca algılamayabilirsiniz. Ve hidrojen siyanür gazını solursanız Eşmeliler gibi, ya da daha kötü olursunuz.

Bunu, işletmelerinde siyanür kullananlar da bildiği için, önlemler alınıyor. Sudaki siyanürün gaza dönüşmesini önlemek