ELDORADOGOLD Corp.’un UŞAK KIŞLADAĞ ALTIN İŞLETMESİ YÜZLERCE KİŞİNİN SİYANÜRLE ZEHİRLENMESİNE NEDEN OLDU MU?
Tahir Öngür, Jeoloji Yüksek Mühendisi
Kanada’da kurulu küçük bir şirket, Eldoradogold ülkemizde sahibi olduğu Tüprag AŞ eli ile Uşak Kışladağ’da bulunan altın yatağını işletmeye başladı.
İşletme ile ilgili ÇED Raporu’nun iptali için açılan dava sürerken, öteki izinleri de verildi ve Nisan ayında başlanan deneme üretimi üç ayını doldurdu.
11 Temmuz günü yapılan bir törenle işletmenin resmi açılışı da yapıldı.
Şirketin övüne övüne ileri sürdüğü bu işletmede bilinen en iyi teknolojinin (Best Available Technology, BAT) kullanıldığı. Hazırlanan ve onayı alınan ÇED Raporu da başından sonuna bunu belgelemeye çalışıyor ve her türlü sakıncayı yok göstermek için epeyce çabalıyor.
Herkesin dileği, korkulanın olmaması ve çalışabildiği sürece bu işletmenin çevre ve insan sağlığına zarar vermemesi idi. Ancak, daha deneme üretimi aşamasında, öngörülen asıl tehlikeli sorunların ortaya çıkmasına daha epey zaman olduğu düşünülürken, Eşme ve köylerinde ortaya çıkan birkaç günlük toplu zehirlenme olayları kafaları karıştırdı.
Neler olmuştu?
26-28 Haziran Günlerinde Eşme’de Ne Oldu?
Haziran ayının son haftasında Eşme ve çevresinde bir şeyler oldu.
27 Haziran Salı günü akşamı yüzlerce Eşme’li hastaneye ve doktorlara koştu. Mide bulantısı, baş ve karın ağrısı, nefes almakta zorlanma, konuşma güçlüğü, bacak ve kollarda uyuşma, kasılma, titreme ve halsizlikten yakınıyorlardı. Kimileri bunları şiddetli, kimileri de hafif hissediyorlardı. Yakınmaları hafif olanlar teskin edilip evlerine yollandı. Durumları ciddi görülenlere serum verildi. Birkaçı Uşak’a gönderildi. Sağlık kurumlarındaki kalabalıktan ötürü kendileri Uşak’a, hatta İzmir’e gidenler oldu.
O günlerin öğlen sonralarında fırtınalı ve ara sıra sağanak yağışlı bir hava vardı, Eşme ve çevresinde. Hastanelere başvuranların bir bölümü akşamüstü yağmurda ıslandıklarını söylüyorlardı, hemen hepsi de açık havada olmuşlardı.
Salı günü akşam geç vakit başladı bu yakınma ve başvuruları, gecenin ilerleyen saatlerinde yatıştı. Aynı olaylar ertesi gün de, benzer bir seyirle yinelendi. İlk anda yalnızca Eşme’nin merkezinde görüldüğü sanılan zehirlenme belirtilerinin Eşme’ye bağlı bir dizi köyde yaşayan birçok kişiyi de etkilediği daha sonra anlaşıldı.
Olaylar üçüncü gün hafifledi. Hafta sonu duruldu.
Devlet Hastanesine (50 yataklı Eşme İlçesi Sağlık Bakanlığı Hastanesi ) baş vuran hasta kaydının 837 kişi olduğu, bir kısım hastanın endişe ve psikolojik nedenlerle hasta tablosu çizdiği için tedavi edilmeden evlerine gönderildiği, kayıtlı hastaların 200 kadarının ikinci kez hastaneye geldiği, o günlerde 1-2 gün yatarak tedavi gören hastalar nedeniyle hastane kapasitesinin dolu olduğu bildiriliyordu. Konuyla ilgilenenler başka yerlere başvuran ya da hiçbir yere başvurmayanlarla birlikte olaydan etkilenenlerin sayısının 1200-1700 arasında olabileceğini hesaplıyorlardı.
Sağlıkçıların anlatımlarıyla İlçede ortaya çıkan toplu hastalanma tablosunun ortak belirtileri:
a- Karın ağrıları ve aşırı gaz,
b- Baş ağrısı ile boyun ve omuzlarda kas ağrı ve kasıntıları, uyuşmalar,
c- Mide bulantısı ile şiddetli kusma,
d- Halsizlik, bunaltı
idi. Ateşlenme ve ishale rastlanmamıştı.
Sağlıkçılar ortaya çıkan tablonun genelde bir hafif akut zehirlenme tablosu niteliği taşıdığı, çoğunun ayakta tedavi, bazı vakaların ise daha ağır seyrettiği için yatarak tedavi edildiği, Hastane’de oluşan yığılma nedeniyle bir kısım hastanın kendi olanakları ile yakın illerdeki sağlık kurumlarına gittikleri, her ihtimale karşı hastanede, olası bir enfeksiyona karşı antibiyotik tedavisi ile antispazmatik, antianaljezik, semptomatik tedavi bileşiminden oluşan paket ilaç tedavisi uygulandığını bildirdiler.
İlçede toplu hastalanıştan etkilenenlerin önemli bölümünün devlet hastanesine, bir kısmının ilçedeki muayenehanelere, bir kısmının da yakın il ve ilçelerdeki sağlık birimlerine ve akrabalarının yanına gittiği, bu nedenle hasta sayısının tam olarak belirlenemediği, tahminlerin yaklaşık 1200 civarında hastalanan insan olduğu yolunda olduğu bildirilmekte idi.
Sağlık görevlileri bazı ağır hastaların aileleri tarafından İzmir’e götürüldüğünü duyduklarını, devlet hastanesinin yataklarının üç gün boyunca hasta sirkülasyonu nedeniyle dolu olduğunu belirtmiştir.
Resmi Açılamalar Yatıştırıcı ve Geçiştirici,
İzleyen günlerde de ısrarla sürdürülecek olan ilk resmi açıklamada olayın bir enfeksiyon olduğu ve bunun Eşme yerleşiminde dağıtım şebekesindeki suyun bakteriyolojik kirlenmesinden kaynaklandığı söyleniyordu.
Avukat Noyan Özkan’ın 30.6.2006 tarihli dilekçesine Uşak Valiliği tarafından verilen yanıtta hastalanmaların şebeke suyunun kirlenmesine bağlı enfeksiyon nedeniyle ortaya çıktığı belirtilerek bunun kanıtı olarak su ve hasta dışkılarından alınan örneklerin analiz raporları gönderiliyordu. Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa “Kanalizasyon karışmış olsa kimyasal analizde görülmesi gereken amonyak, nitrit ve nitrat’ın 28.6.2006 tarihli su örneklerinde saptanamamış olması, 28 Haziran 2006 tarihinde su şebekesinden alınan ve saat 05.00’de ekildiği belirtilen 11 örnekten 6’sında koliform bakteri saptanmışken 5 örneğin temiz bulunmuş olması, yine aynı tarihte alınıp kaçta ekildiği belirtilmeyen 5 örneğin temiz bulunmuş olmasının 1000’in üzerindeki insanın sudan kaynaklanan bir hastalığa yakalanmış olmasını açıklayamadığını, çünkü sudan alınan hastalık yapıcılarının geçirmeleri gereken kuluçka süreleri göz önünde bulundurulduğunda bu kadar kısa zamanda zaten hastalık oluşturamayacaklarını” açıklıyordu.
Eşme Belediye Başkanı, önce ilçe suyundan gönderdikleri ilk tahlillerin temiz olduğu bilgisinin kendilerine ulaştığını, ancak ertesi gün kendisine sularda “bir miktar” bakteriye rastlandığının iletildiğini söylüyordu. İncelemenin sürdüğünü söyleyen Başkan, olayın siyanürden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ile ilgili yorum yapamayacağını belirtiyordu.
Perşembe günü TMMOB inceleme kurulu ile yaptığı görüşmede Başkan, “Salı günü alınan su örneklerinin tahlilinin temiz çıktığını, bu nedenle kendisinin hastalığın nedeninin şehir şebeke suyu olamayacağı, maden ya da başka bir şeyden kaynaklanabileceğini açıkladığını; ancak kaymakamlık tarafından 28 Haziran 2006 Çarşamba günü yaptırılan tahlilde suda mikrop ürediğinin saptandığı, bunun nedeninin Pazartesi onarım sırasında eski hattan ana depoya kendi bilgisi dışında su verilmesi olabileceğini” belirtmiş ve “söz konusu hastalığın şehir şebeke suyundan kaynaklanan bir salgın hastalık olduğu yönünde kaymakamlığın görüşüne şimdi kendisinin de inandığını” kaydetmiştir.
Tüprag AŞ’nin web sayfasına alıntılanan basın haberlerine göre de, yeni su şebekesi arızalanıp kentin bir bölümü susuz kalınca, bir süredir kullanılmayan eski şebekeden su verilmiş ve geçen sürede kullanılmayan şebekede bakterilerle kirlenmiş olan suyu kullananlar hastalanmıştır. Durum denetim altına alınmış, hastalar iyileştirilmiş, kente verilen sudaki klor düzeyi denetim altına alınmıştır. Belediye Başkanı sorumlular için soruşturma açacağını, Kaymakam ise durumun denetim altına alındığını söylemektedir.
TTB ve Elele Hareketi’nin aldığı kan örneklerine el konması üzerine konu ile ilgili bir açıklama yapan Eşme Belediye Başkanı Ahmet Yıldırım da Kaymakam’la görüştüğünü ve bu uygulamanın şüpheleri arttırdığını ifade ettiğini aktardı.
Ne basında ve ne de Eşme Kaymakamlığı’nın internet sitesinde Kaymakamlık adına yapılmış tek sözcüklük bir açıklama ile ise henüz karşılaşılabilmiş değil.
Uşak Valisi’nin TTB heyetinin Eşme’deki incelemelerini, “burası muz cumhuriyeti değil. …hurafelerle doldurularak eline şırınga almış bir iki hekim” olarak nitelediği basında yer aldı ve sert tepki almasına karşın henüz yalanlanmadı.
Olaylardan 2 hafta sonra Kışladağ Altın İşletmesi’nin resmi açılışını onurlandıran Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler de “üç beş çapulcuya pabuç bırakacak bir Hükümet olmadıklarını” söylüyordu.
Bulgular İse Korkutucu İdi
Sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri konuyu hemen sahiplendi.
İnay Vicdan Hareketi ve Kışladağ S.O.S Hareketi aynı gün Eşme ve köylerinde karşılaşılan sorunu ve gelişmeleri gözlemlemeye başladı.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Biriliği TMMOB adına Merkez YK Üyesi ve Metalurji Mühendisleri Odası Başkanı Cemalettin Küçük ile TMMOB Makine Mühendisleri Odası Üyesi Levent Serhan’dan oluşan bir İnceleme Kurulu hemen Eşme’ye gidip 29 Haziran 06 Perşembe günü inceleme çalışmasına başladı, görüşmeler yaptı, örnekler aldı.
İzmir’de kurulu ve çok sayıda meslek ve sivil toplum örgütünün ortak bir girişimi olan Elele Hareketi üyeleri, yaşanan zehirlenme olayının ardından İzmir’e gelerek özel bir laboratuarda kan örneği veren Eşme’nin Aydınlı Köyü’nden Mahmut Kulalı ile Eşme’nin içinde oturan Halil Kaya’nın anlattıklarını dinledikten sonra siyanür zehirlenmesi şüphesinin ciddi şekilde araştırılması gerektiğine karar vererek olaydan 2 gün sonra, 30 Haziran Cuma günü Eşme’ye bir başka İnceleme Kurulu gönderdi. TTB ve İzmir Tabip Odası temsilcisi Dr. Oya Otyıldız, Uşak Tabip Odası Başkanı Zafer Aydın, Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesinden Prof. Dr. Gürel Nişli ve Şube Başkanı Ertuğrul Barka’dan oluşan Kurul Eşme Devlet Hastanesi Başhekimi Dr.Baykul Karagöz ile Eşme Devlet Hastanesi’nden iki hemşire ile birlikte hastalardan kendi rızaları ile kan örnekleri almaya başladı. Kısa bir süre sonra Kaymakamın talimatı ile Kurulun aldığı kan örneklerine, “yapılan işin izinsiz olduğu” gerekçesi ile el konuldu. Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof.Dr.Gençay Gürsoy devreye girerek Uşak Valisi ile görüştüğünde Uşak Valisi “kanların geri verileceği ve kan örneği alma konusunda Uşak Sağlık İl Müdürlüğü’nün de yardımcı olacağı” sözünü verdi. Ama, Eşme Kaymakamı “kendisine yazılı talimat gelmeden kanları geri veremeyeceğini” açıkladı. Elele Kurulunun yazılı olarak istekte bulunması üzerine de, Kaymakam dilekçeyi İlçe Sağlık Grup Başkanlığı’na havale etti. Fakat o gün mesai saati dolduğundan, dilekçeye yanıt verilmediği gibi, kanlar da bugüne değin geri verilmedi. Kaymakamlığın bu tavrını aynı gün Eşme’de yapılan bir basın açıklaması ile kınayan kurul üyeleri, halk sağlığı konusunda ortaya çıkan bir sorunda TTB’nin ve Tabip Odasının olayı araştırma ve müdahale etme yetkisi ve görevinin olduğunu belirterek bu tutumun siyanür zehirlenmesi şüphesini arttırdığına dikkat çektiler.
İnay Vicdan Hareketi Sözcüsü Avukat Tahsin KÖSE, Eşmedeki rahatsızlıkların nedeninin siyanür zehirlenmesi olduğunu iddia ederek TÜPRAG Altın Madeninin derhal kapatılmasını istedi.
Şüphenin, olayın araştırılması için yeterli olması gerektiğini dile getiren Kışladağ S.O.S. Hareketi Sözcüsü Uğur Sümer, “Savcılığa suç duyurusunda bulunulmalı. Eşme’de, köylerinde bir şeyler oldu. Bu kadar yoğunlukta bir şeyler olmasının nedeni ne? Maden denetlensin, savcı bu işe neden el koymuyor?” diye soruyordu.
Elele Kurulundan Dr. Oya Otyıldız Kaymakamlığın kan örneklerine el koymasının ardından, kanda siyanür olup olmadığının tespit edilebilmesi için, siyanürün yarılanma ömrü olan 66 saatten önce alınması gerektiği dile getirilen kan örnekleri için kendisine başvuran birkaç yurttaştan örnek aldı. Daha önce İzmir’de alınan örneklerle birlikte toplanan 10 kan örneği ülkede bu tahlili yapan tek yer olarak gösterilen Ankara’daki özel bir laboratuara gönderildi. Zehirlenmelerin başlangıcı olan 27 Haziran gecesinden 2 ve 3 gün sonra, 29 ve 30 Haziran tarihlerinde hastalardan alınabilen kan örnekleri 1 Temmuz tarihinde Düzen Laboratuarı’na ulaştırıldı. Kan tahlil sonuçlarını geçtiğimiz günlerde Elele Hareketine ulaştı. Yapılan 9 tahlilde kan veren kişiler ve kanlarında tespit edilen siyanür oranları şöyle:
Mahmut Kulalı 0,30 mg/L
Halil Kaya 0,18 mg/L
Hulusi Ada 0,64 mg/L
Tayyip Ada 0,24 mg/L
Ali Ender Sercan 0,54 mg/L
Gizem Özkan 0,25 mg/L
Sinem Özkan 0,18 mg/L
Yağmur Elifcan Yıldırım 0,25 mg/L
Halime Erhat: 0,22 mg/L
Elele Hareketi’nin 19 Temmuz tarihli basın açıklamasında ve bu oranları yorumlayan Ege Üniversitesi Halk Sağlığı Ana bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Osman Karababa’nın açıklamalarında “Normalde insan kanında siyanür bulunmaz. 0,2 mg/l’yi normal kabul etsek bile 7 sonuç bunun üzerinde. Kanların alındığı saat tam belli değil. 66 saati geçmiş olabilir. Yani siyanür oranı düşmüş olabilir. İki tane örnek üzerinden bile bunun siyanüre bağlı olduğunu söylemek çok kolay. 0,64 ve 0,54 mg/L normalin çok üzerinde. Üstelik siyanürün yarılanma ömrünü düşündüğümüzde, üzerinden iki gün geçmişken en azından yarı yarıya kadar azalmış olmalı. Bu demektir ki 0,54 mg/l aslında 1 mg/L, 0,64 mg/l ise 1,28 mg/l’ dir.” deniyordu. Benzer yakınmalarla yöredeki sağlık kuruluşlarına başvuranların bir bölümünün kanalizasyonla kirlendiği iddia edilen suyu hiç kullanmadıkları halde hastalandıklarına dikkat çekilirken “hastaların ortak yakınmalarının sinir sistemi tutulumuyla açıklanabilecek bulgular olduğunu ve siyanür zehirlenmesine uyduğunu” ve “Burada sudan kaynaklanan bir sağlık sorunuyla değil bir siyanür zehirlenmesiyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılmaktadır” şeklinde açıklanıyordu.
Eşme’de su şebekesine karışan kanalizasyon nedeni ile zehirlendikleri açıklanan köylülerin kanında normal oranın çok üstünde siyanür bulunması çelişkili açıklamaları da beraberinde getirdi. Uşak İl Sağlık Müdürü Dr. Ali Taşçı, arseniğin yüksek oranda alınmadığı sürece ani zehirlenme ve ölümlere neden olmadığını (!) belirtirken; Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy zehirlenmelerin ani ölümlere yol açmamasının sevindirici olduğunu, ancak zehirlenmeye maruz kalanların uzun vadede ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kalabileceklerini vurguladı.
Madene karşı mücadele için örgütlenen İnay Vicdan Hareketi adına basına konuşan İnaylı Eğitimci-Yazar Muammer Sakaryalı bakanlardan madenin açılışını yapmamalarını istediklerini belirterek şunları söyledi: “Daha 10 gün önce binlerce insanın zehirlenmesinin nedeninin siyanürden olup olmadığı şüphesi dağılmamışken bu yapılan açılış neyin nesi? Eşme’de yapılan resmi açıklamalara halk inanmıyor. Çünkü resmi açıklamaların aksine sadece Eşme’de değil madenin çevresindeki köylerde de zehirlenmeler var. Zehirlenmeler sudan olduysa Aydınlı köyünde, Düzköy köyünde zehirlenen insanlar nasıl izah edilecek? Zehirlenmelerin olduğu günlerde madende büyük bir patlama olduğu kesin. Köylüler büyük bir bulutun yükseldiğini, esen poyrazın bu bulutu Eşme’ye doğru sürüklediğini söylüyorlar. Ortada böyle bir vaka varken ve devlet bunu araştırmalıyken, insanlar daha fazla zehirlensin diye mi böyle bir açılış yapacaklar? Biz zehirlenmelerin gerçek nedeninin açıklanmasını istiyoruz”.
Olayların ardındaki gerçekler yavaş yavaş aydınlanmaya başlayınca bu kez Uşak İl Sağlık Müdürlüğü’nün 20 Temmuz tarihli bir basın açıklaması ortaya çıktı. Bu açıklamaya göre, 30 Haziran’da alınmış ve Kaymakamlıkça el konulmuş olan kan örnekleri 14 Temmuz(!)’da laboratuara gönderilmiş ve bu kan örneklerinde “arsenik” (!) bulunmadığı belirlenmiş. Siyanür tahlili için alınan örneklerde nedense ve ne hakla ise arsenik aranmış ve bulunamamış! İl Sağlık Müdürlüğü, basının ve yurttaşların, arseniğe maruz kalmış olanların bedenlerinde bunun durmayıp o gün idrarla atıldığını, olaylardan iki gün sonra alınan kan örneklerinde elbette arsenik bulunamayacağını, böylesi bir kuşku durumunda hastaların saç ya da tırnaklarının analiz edilmesi gerektiğini bilmediklerini düşünme uyanıklığına sığınmış görünüyor. Siyanür zehirlenmesi olasılığını araştırmayı ise, bu sanki onların asli görevi değilmiş gibi yine suskunlukla geçiştirme yolunu seçmişler.
Uşak halkı sağlıkları konusunda bu sağlık yöneticilerine mi güvenecek? Evet, güvenebilirler! Çünkü, yayınladığı duyurunun yarattığı skandalı gören Uşak İl Sağlık Müdürlüğü 25 Temmuz günü, Tüprag AŞ’nin web sayfasında okunabilecek kısa bir açıklama daha yayınlayıp yüreklere su serpmiş: “Basında Eşme içme suyu ile ilgili ne amaçla olduğu belli olmayan bir yönlendirme ile Eşme ilçesinde meydana gelen ishal vakalarının arsenikten olmadığını vurgulamak amacıyla yapılan açıklamadaki kan numunelerinde arsenik bulunmamıştır ifadesi sanki kanda siyanür varmışçasına yorumlanmıştır. Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığından ve Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünden gelen resmi sonuçlara göre kanda arsenik ve siyanür tesbit edilmemiştir ve bulunmamaktadır.”!!!
Yaşayanlar Ne Diyor?
6 Temmuz’da basında çıkan bir habere göre Eşme’ye 20, Kışladağ Altın işletmesine 10 kilometre uzaklıktaki Aydınlı köyünde bir çiftliği bulunan 33 yaşındaki Mahmut Kulalı Elele Hareketi basın toplantısında yaşadığı zehirlenme ile ilgili şunlardı anlattı: “Pazartesi ve salı günü yağan yağış maden yönünden gelerek ıslattı beni. İşlerim gereği dışarıdaydım ve ıslandım. Çarşamba günü saat 11 sıralarında baş ağrısı başladı. Yarım saat içinde mide bulantısıyla devam etti. Bir saat içinde baş ağrısı ve göğsümdeki ağrı çok şiddetlendi. Sonra apar topar sağlık ocağına gittiğimde, ocağın önünün ana baba günü olduğunu gördüm. Kuyruğu görünce Dr. Yusuf Kaya’nın özel muayenehanesine gittim. Oraya gittiğimde de muayenehanede 4-5 kişinin yattığını gördüm. Şikâyetleri benimle aynıydı. Dr. Yusuf, bana serum taktı. Birinci serum bitmesine rağmen şikâyetlerimde herhangi bir hafifleme olmadı. Yusuf Bey sağlık ocağında görevli olduğu için serumu takıp geri dönmüştü. Tekrar acil olarak geri döndü. Bende serumdan sonra istem dışı titremeler başladı. Dilim dönmez oldu ağzımın içinde. Mide bulantım, kusmalar devam ediyordu. Tedavim 4-5 saat sürdü ardından köye döndüm. Dün sabah kalktığımda belimde şiddetli ağrı duydum. Bacaklarımda kasılma vardı. Adım atarken zorlanıyordum. Doktor Eşme’de görülen zehirlenmenin aynısının bende de olduğunu söyledi. Ben Eşme’ye hiç uğramamış, Eşmeden herhangi bir su falan da içmemiştim. Doktor bana siyanür zehirlenmesi olduğunu söyledi. Bu arada internetten siyanür zehirlenmesi ile ilgili bilgiler edinmeye çalışıyordu. O sıralarda gelen telefonda Eşme’nin tahlil için gönderilen sularının temiz çıktığı bilgisi geldi. Zaten bizim köyün suyuyla Eşme’nin suyu arasında hiçbir ilişki yok. Bizim köy Eşme’ye 20 km, altın madenine ise kuş uçuşu 5-10 km ancak var. Maden tam karşımızda görünüyor bizim. Bizim köyden iki kişi daha benim gibi zehirlendi. Ben Eşme’ye olaydan 2-3 gün önce gitmiştim ama köyümüzden zehirlenen diğer iki kişi neredeyse 120 gündür Eşme’ye hiç gitmemiş insanlar. Üç gün çok şiddetli yağış oldu. Yağış Uşak tarafından madene doğru geldi ve rüzgâr bizim köye doğru esiyordu o ara. Yağış devam ederken madende dinamit patlamaları da yapılıyordu. Resmi kayıtlar Eşme’de şu an 1.700 kişinin zehirlendiğini söylüyor. Ama resmi olmayan, kayıtlara girmeyen yüzlerce insan vardır.”
Eşme’de oturan 29 yaşındaki Halil Kaya ise Elele Hareketi’nin toplantısında yaşadığı olayları şöyle anlattı: “Salı günü akşamleyin başladı ağrılarım. Karnım ağrıdı, midem bulandı. O gün yağmur altında kalmıştım. Çarşamba sabahı baş ağrısı, mide bulantısı, karında sancı, kusma, halsizlik, gözlerde ağrı gibi şikâyetler başladı bende. Doktora gittik, ilaç verdi. Bu şekilde geçti.”
TMMOB inceleme kurulunun görüştüğü bazı Eşme’lilerin öyküleri ise şöyle:
Esma Nur: 1,5 yaşında ( bebek ) 27 Haziran Salı günü annesi akşamüstü alışverişe çıkmış, Esma ile. Dönüşte her günkü gibi beslenip yatmış. Şehir şebeke suyunu içme ve yemek amaçlı kullanmıyorlar. Akşam saat 23.00 dolayında Esma hastalanmış: Şikâyetleri: baş ağrısı, karın ağrısı, kusma, kasılmalar, aşırı bağırsak gazları. Doktora gidilmiş. Ateşlenmemiş. İki gün sürmüş. 29 Haziran Perşembe günü daha iyi olmuş.
Selami Kartçı: 26 yaşında. Saat 18.00’de işten çıkmış. Çarşıda sağanak yağmurda ıslanmış. Eve gidince yemekten sonra bir sıkıntı basmış sanki ateşlenmiş gibi, başka bir şikayeti olmamış. Sigara içiyor, şehir şebeke suyu evinde içme, çay demleme ve yemek yapımında kullanılmıyor.
Volkan Ekinci: 28 yaşında. 27 Haziran Salı günü iş çıkışı Eşme içinde mezarlık tarafından gelen rüzgâr ve bulutlarla yağan sağanak yağmura 15 dakika maruz kalmış. Akşam, her zaman ki yediklerini yemiş. Şehir şebeke suyunu içme amaçlı kullanmıyorlar. Akşam karın ağrısı, baş ağrısı, kusma ve mide bulantısı çekmiş. Bu nedenle gece uyuyamamış. Mide bulantısı ve karın ağrısı ile doktora gitmiş. Ateşlenmemiş. Sigara içmiyor. Rahatsızlığı Perşembe günü azalmış.
Elif Kurtuna: 30 yaşında. 27 Haziran Salı günü saat 18.00’de çalıştığı bankadan çıkmış. Yolda giderken sağanak yağmur başlamış. Eve gidinceye kadar epey ıslanmış. Her zamanki yiyecekler ile akşam yemeği yenmiş. Şebeke suyunu içme ve yemekte kullanmıyorlar. 27 Haziran Salı saat 24.00 dolayında hastalanmış. Karın ağrısı ve aşırı gaz ile uyanmış, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma (agresif kusma, “öğürerek”) yaşamış. Ateşlenmemiş. Sigara içmiyor. Rahatsızlığı iki gün sürmüş, şimdi hafiflemiş sadece bir kırgınlık hissediyormuş.
Erdoğan Aygün: 44 yaşında. 27 Haziran Salı günü, gün boyu dükkânda çalışmış. Öğleyin çok rüzgar ve toz olmuş, aşırı sıcak bir hava varmış, bunaltıcı bir hava. Akşam üstü sağanak yağmur sırasında bir kamyon mercimek çuvalı indirmişler, ıslanmışlar. Akşam evde her zamanki tür (tarhana çorbası, kızartma yemeği, salata, vb.) yemeklerini yemişler. Gece hastalanmış. Mide bulantısı, kusma(öğürerek kusma), baş ağrısı, karın ağrısı ve aşırı gaz, boyun ve sırt ağrıları, kasılma şikayetleri ile hastaneye gitmişler. İğne yapıldıktan sonra biraz rahatlamış. 5-6 senedir kaynak suyu kullanıyorlar(Çoban Suyu). 5 litrelik bidonlarla sürekli alıyorlarmış. Birçok kişi gibi, çay, yemek ve içme suyu olarak şehir şebeke suyu kullanmıyorlar. 28 Haziran Çarşamba günü tekrar hastaneye gitmiş(özele). Serum bağlamışlar. Sigara içmiyor. Hastalığında ateşi olmamış.
Hanife Aydın: 47 yaşında. 27 Haziran Salı günü akşam üstü yağmurda ıslanmış. Ben de eşim gibi hastalandım, aynı rahatsızlıklar oldu, gece aynı saatte uykudan uyandım. Kusma, karın ağrısı, baş ağrısı ve baş dönmesi. Gözlerim karardı, omzumda ve boynumda kasılmalar hissettim. Ateşlenmedim. Hastaneye gittik. Çarşamba günü daha kötüleştik. Özele gittik. Sadece serum bağladılar. Hastanenin verdiği ilaçları kullanmayın dediler. Sigara içmiyor.
Hüseyin Kılınç: 27 yaşında. Eşme’de oturuyorlar. 27 Haziran Salı günü çok bunaltıcı sıcak bir hava vardı, gündüz çok terledim, çeşme suyu içerim, o gün çok su içtim. Yağmur 18.00 sıralarında yağdı. Saat 19.00’a kadar çalıştım. Sigara tiryakisiyim 2 paket içerim. Ben hastalanmadım.
Üstün Çallı: 30 yaşında. 27 Haziran Salı günü çarşıda mağazasında çalışmış. Sigara içiyor. Şehir şebeke suyu kullanıyorlar. Eve giderken, saat 19.00’da yağan yağmurda ıslanmış. Hastalanmamış.
Ahmet Yıldırım: Belediye Başkanı. Sigara kullanıyor. Şehir şebeke suyu içiyor. Hastalanmamış.
Mehmet Atılgan: 45 yaşında. 27 Haziran Salı günü yağmurda dolaşmış. Sigara içiyor. Şehir şebeke suyu içiyor, yemekte kullanıyor. Hastalanmamış.
Yine TMMOB İnceleme Kurulu’nun İlçede serbest çalışan ya da hastanede görevli çeşitli sağlık personeli (doktor, hemşire, eczacı, vb. ) ile yaptığı görüşmelerde bu insanlar son derece çekingen, endişeli bir tutum içinde görülmüştür. Kimileri, herhangi bir açıklama yapamayacaklarını, mesleklerini Hakkâri’de sürdürmek istemediklerini, özel çalışanlar da ilçede yalıtılmak ya da soruşturma, kovuşturma gibi sorunlar yaşamak istemediklerini, madenci şirketin kamu yetkilileri üzerinde hükümete kadar uzanan yaptırım güçleri olduğunu belirtmişlerdir.
Elele ve TTB inceleme kurulu üyelerinin izlenimi de İlçede bir sıkıyönetim havasının estiği şeklindedir.
Siyanür Zehirlenmesinin Belirtileri Neler?
Haziran ayının son günlerinde Eşme’de yaşananlar ve sağlık kurumlarına başvuranlarda görülen belirtiler hep tipik “hafif-orta bir akut siyanür zehirlenmesi” belirtileri idi.
11 Eylül İkiz Kuleler olaylarından sonra dünyaya yönelik saldırganlığında sınır tanımayan ABD yönetimi, kendi ülkesinde de kendi halkının yararlandığı demokratik hakları kısıtlama doğrultusunda ciddi adımlar attı. Bunu meşrulaştırmak için de soyut bir “terör” korkusu canlı tutulmaya çalışıldı. Bu amaçla kullanılan araçlardan biri, halkın toplu bulunduğu yerlerde siyanürle zehirlemeye yönelik girişimler olduğu haberlerinin yayılması oldu. Sözde, New York Metrosuna böyle bir saldırı hazırlığı içinde olan bir terörist grubun yakalandığı söylentileri yayıldı ve bir kitapta da buna yer verildi. Ortam olgunlaşınca yarı remi bir örgüt kuruldu, Siyanür Zehirlenmelerini Tedavi Koalisyonu (CPTC). Bunun internetteki sayfalarında insanlara siyanür zehirlenmelerine ilişkin her türlü bilgi veriliyor. Biz söylesek kuşku duyulur. Gelin, gerekli bilgileri oradan aktaralım.
Düşük yoğunluklu siyanürle zehirlenenlerde karşılaşılan ilk belirtiler:
· Hızlı nefes alma
· Baş dönmesi, sersemlik
· Güçsüzlük
· Mide Bulantısı/kusma
· Göz kaşınması
· Cildin pembeleşmesi ya da kızarması
· Hızlı Kalp Atışı
· Terleme
Orta ve Yüksek Yoğunluklu zehirlenmelerde görülen sonraki belirtiler:
Bilinç kaybı
Solunumun durması
Kalp durması
Koma
Felç
R.B. Hillman ve Mary C. Smith makalelerinde bunlara
Kas titremeleri
Solunum güçlüğü
Salya artışı
Göz yaşarması
Çırpınma
gibi belirtileri ekliyor.
Inna Leybell’in e-medicine’deki makalesinde öncekilerin yanında
Karın ağrısı
Göğüs ağrısı
sıkıntılarından da söz ediliyor.
ATSDR’nin web sayfasında da bunlar anlatılıyor.
Haziran ayının son günlerinde Eşme’de yaşananlar ve sağlık kurumlarına başvuranlarda saptanan belirtiler hep bütün dünyada bilinen, çok açık birer “hafif-orta akut siyanür zehirlenmesi” belirtisi idi. Hekimler yörelerinde ve yaşamlarında sık karşılaşılmayan bir durum olsa da, bunu o gün algılamış görünüyorlardı. Ama susmak durumunda kaldıkları anlaşılıyor.
Siyanür İnsanı Neden Etkiler?
Siyanür kanda organlara oksijen taşıyan hücrelerde, mitokondriyal sitokrom oksidaz’daki demir iyonuna bağlanıp onların bu oksijen taşıma işlevini engelliyor. Hücreler oksijensiz koşullarda çalışınca, oksitle metabolizma engellenince, havasız glikoliz başlıyor ve laktik asit açığa çıkıyor ve zehirlenme oluşuyor. Başta merkezi sinir sistemi, kalp, solunum sistemi ve beyin olmak üzere oksijeni en çok tükettiğimiz organlarımız ilk etkilenenler oluyor.
Kandaki siyanür derişimi 40 mmol/l ya da yaklaşık 1 mg/l’ye eriştiğinde zehirlenme gerçekleşiyor. Çocuklar bu zehirlenmeye biraz karşı daha dayanıklı. Havadaki siyanür gazının 1 dakikada 2500-5000 mg*m3 dozu ile karşılaşıldığında bu durumdaki insanların %50’sini öldürebiliyor.
Zehirlenme ölümle sonuçlanmadığında da zehirlenenlerin sonraki yaşamlarında oksijen yetmezliğine bağlı beyin sorunları ya da Parkinson benzeri sorunlar gibi merkezi sinir sistemi bozuklukları yaşama riskleri artıyor.
Siyanürle Nerelerde Karşılaşıyoruz?
İntihar, terör ya da cinayet için bilerek ve doğrudan kullanımı dışında insanlar siyanürden ya endüstriyel kazalarda ya da yangınlarda duman soluduklarında karşılaşıyor. Bileşiminde azot(N) ve karbon(C) içeren her türlü malzeme yangında Hidrojen Siyanür gazı (HCN) salabiliyor. Melamin tabaklar, plastik torbaların akrilonitrili, koltuklardaki poliüretan köpükler ve benzeri birçok sentetik gereç yandığında öldürücü miktarlarda HCN salıyor. ABD’nde yangın dumanlarından çıkan bu zehirle her yıl 10.000’e yakın insanın öldüğünü not ediyor, kaynaklar.
Siyanür metal endüstrisi, madencilik, elektro kaplama, kuyumculuk, eski röntgen filmlerinin geri kazanımı, vb bazı endüstri alanlarında da kullanılıyor ve buralarda da iş kazaları ya da çevre kazalarında ortaya çıkabiliyor.
Ülkemizde özellikle elektro kaplama işi yapan çok sayıda küçük işletmenin toplamda önemli miktarlarda siyanür tükettiği, bütünü ile denetimsiz çalıştığı ve yaygın insan sağlığı ve çevre sorununa neden olduğu biliniyor.
Bunlara şimdi altın işletmeleri de eklendi. Altın işletmelerinin ayırıcı yanı, tek bir yerde büyük miktarlarda ve açık havada siyanür kullanıyor olması.
Eşme’de Siyanür Ne Geziyor?
Yukarıda sıralanan kaynaklardan hangisinin Eşme’de ya da yakınında var olduğu ortada. Yörede büyük bir yangın olmadığı gibi siyanür kullanan başka büyük bir işletme de yok;
Eldoradogold’un Kışladağ Altın İşletmesi’nin dışında. Bu işletme, 3 ay önce başlamış olduğu deneme üretimi ile birlikte Gümüşkol-Söğütlü-Bekişli köyleri arasında kalan üçgende açık havada siyanürlü sıvılarla altın ayırmaya çalışıyor.
Siyanür İle Ne Yapılıyor?
Altın işletmelerinin büyük çoğunluğunda olduğu gibi Kışladağ’da da yeraltından çıkarılan cevherin içindeki altın çok düşük bir miktarda. Tenörü çok az: tonda ortalama 1,23 gram. Yani çıkarılan kayaların cevher diye ayrılanların ortalama 1 tonunda 1,23 gram altın ve biraz daha az gümüş var. Bunlar da metal halinde. Bakır, kurşun, molibden ve benzeri öteki metaller gibi kükürtle ya da oksijenle bileşikler yapmış ta değil. İşte bir yandan çok minik parçacıklar durumunda oluşu ve bir yandan da bir şekilde bozabileceğiniz kimyasal bir bağlanma içinde olmayışlarından ötürü altını ve gümüşü içinde bulunduğu kayadan söküp almak çok zor. Bunun bilinen tek “ekonomik” yolu siyanürle yıkama, sıyırma, liç (leach). Bu
işi yapan ve savununlar ısrarla dünyadaki altın işletmelerinin %85’inde bu tekniğin uygulandığını söylüyorlar. Doğru.
Cevherdeki altın parçacıkları yeterince küçük ise, içinde karbonlu gereç yoksa, fazla siyanür tüketen bakır-antimuan-arsenik sülfürleri az ise, asit yapıcı bileşenler az ise, altın parçacıklarını sararak siyanürün etkilenmesini engelleyen demir oksit çökeltici gereç ve kil yoksa, altının kazanılmasında siyanür kullanımı kolay ve ekonomik oluyor. Bu amaçla cevher ya ince öğütülüp Kışladağ’da yapıldığı şekilde açık havada geçirimsiz yaygıların üzerine yığılmakta ve üzerlerine püskürtülen siyanür çözeltisi yığının içinden süzülürken altını yüklenmesi ve daha sonra tabandaki drenaj sistemi ile bu sıvı toplanıp işlenerek (yığın liçi); ya da, ince öğütülmüş cevher Bergama’da olduğu gibi kapalı tanklarda siyanürlü akışkanlarla karıştırılarak işlenmektedir (tank liçi).
Cevherin içindeki altın parçacıkları yeterince iri ise, özellikle de kum ve çakılların içindeki plaser yataklarındaki gibi ise altın gravitasyonla, çöktürme yöntemi ile ayrılabilmektedir. Giderek azalmakla birlikte 1990’ların başlarında dünyada üretilen altının %10 kadarının bu teknikle ayrıldığı bilinmektedir.
Altın, Uşak çevresinde karşılaşılan ve henüz bir işletmeye konu olmayan bazı yataklardaki gibi sülfürlü cevher minerallerine (bakır, arsenik, vb metallerin sülfürlü minerallerine) bağlı olarak bulunuyorsa önce ince öğütme ve çeşitli yüzdürücülerin içinde flotasyon teknikleri ile altınlı sülfür konsantreleri elde edilir. Bu artık daha sonra siyanürle işleme tutulur. 1993’te altının %4 kadarının da bu yolla işlendiği bilinmektedir.
Bunların ve siyanür ile işlemin dışında, çok sayıda yeni tekniğin araştırılmakta ve geliştirilmekte olduğu bilinmektedir. Çok sayıda yabancı kaynakta açıklanan bu yeni tekniklerden herhangi biri henüz ekonomik olarak ve çevreye zarar vermeden siyanür ile işlemin yerini alabilecek kadar geliştirilememiştir.
Siyanür ile işlem, bilimsel ve teknik olarak 19. Yüzyıl’ın sonlarında bulunmuş; çok sınırlı olarak kullanılmış; altının siyanürden geri alınmasında kullanılabilecek bir teknoloji olarak ta ancak, 1950’den sonra geliştirilebilmiş; yine de bu teknolojinin ticari olarak uygulanabilmesi 1970’lerin sonlarında siyanürlü sıvılara alınan altının aktif kömür ile soğurulması becerilince ve altın fiyatları artıp, düşük tenörlü yüksek rezervli cevherler kârlı olarak işletilebilir duruma gelince yaygınlaşmıştır. O güne kadar yüksek tenörlü yataklarda cıva ile amalgamlama tekniği kullanan küçük işletmelerin yerini 1980’li yıllardan sonra büyük işletmeler, siyanür ile yığın liçi ve aktif karbonla sıyırma tekniği kullanan büyük işletmeler almıştır. Çünkü siyanür, cevherdeki altının %60, bazen %97’ye varan oranlarda kazanılmasını sağlayabilmektedir.
Bu teknik, ucuza mal edip çok para kazanabilmeniz için “Bilinen En İyi Teknoloji”dir (Best Available Technology-BAT). Yeraltı kaynaklarınızı çokuluslu şirketlere açmış iseniz BAT’a mahkûmsunuz.
Kışladağ’da Yapılan da Bu
Kışladağ’da da yeraltından çıkartılan kayaların, içinden ekonomik olarak altın sıyrılabilecek tenöre sahip olmayan bölümü pasa diye Gümüşkol’a yakın pasa depolama sahasına atılıp, kalanı ince öğütülüyor. Öğütme boyutu her yatakta farklı. Bu teknolojik testlerle belirlenir. Kışladağ’da sülfürlü cevher %80’i 6,3 mm’den küçük olacak şekilde öğütülüyor. Bu öğütülmüş kayalar su ve kireç katılarak topaklandırılıyor ve işletmenin Söğütlü Köyü tarafında özel olarak hazırladığı sıyırma alanına, yine testler sonucunda seçilen yüksekliklerde yığılıp bunların içine, üzerine yerleştirilen borulardan siyanürlü bir sıvı damlatıla damlatıla akıtılıyor. Bunun da her madene göre ayrı ayrı belirlenen bir süresi var. Kışladağ’da oluşturulan yığın yüksekliği 10 m ve sıyırma süresi 90 gün. İşletmenin fizibilite ve ÇED Raporlarına göre bu süre içinde ortalama 1,23 gr altın içeren her bir ton oksitli cevher için 0,253 kg ve her bir ton sülfürlü cevher için de 0,340 kg sodyum siyanür kullanılmış olacak. Cevher yığınının her bir metrekaresine saatte 12 litre siyanürlü sıvı akıtılacak. Bu sudaki siyanür derişimi 250 ppm (milyonda 250 bölüm) olacak. Böylece, işletme süresinde burada 40 bin ton kadar NaCN, sodyum siyanür kullanılması gerekecek. 20 tonluk kamyonlarla taşınsa 2.000 seferde taşınabilecek kadar siyanür tuzu kullanılacak.
Öğütülmüş kaya yığınından süzülen bu suyun içindeki CN- iyonu değerli metallerin bir bölümünü kendine bağlayıp sıvı fazda taşıyacak. Yığının altına, geçirimsizlik sağlamak üzere
30 cm kalınlıklı sıkıştırılmış bir kil tabakasının üzerine yayılan 1,5 mm kalınlıklı yüksek yoğunluklu bir sentetik polietilen yaygı konmuş olacak. Bu yaygının üzerinde kırma taştan oluşan bir geçirimli tabaka ve sızan sıvıları toplamak üzere bunun içine yerleştirilen toplama boruları olacak. Bu şekilde toplanan ve değerli metaller yüklenmiş siyanürlü akışkan işletmenin başka yerlerinde işlemden geçirilip altın-gümüş-? karışımı “dore”ler üretilecek.
İşletmecilere bakarsanız bu geçirimsizlik önlemleri siyanürlü sıvılar yeraltısularına karışmasın diye konmakta. Siz bunu altını, gümüşü sıyırmış, onlarla yüklenmiş zehirli sıvıların bir damlasını bile yitirmeme kaygısından ötürüdür şeklinde anlayın.
40.000 Ton Siyanür Nereye Gidecek?
Siyanürün huyu suyu önemli. Siyanür sofra tuzunu andıran beyaz renkli kristalize sodyum (NaCN) ya da bazen potasyum siyanür (KCN) tuzları biçiminde gelecek. Bunlar, suya katılıp çözeltilecek. Suda, CN- iyonları olacak. Siyanür zor denetlenebilir bir kimyasal madde. Nasıl davranacağı suyun pH’ı olarak adlandırılan H+ iyonu bolluğuna, asitliğine çok bağlı. Örneğin pH’ı 6,5-7,0 olan bir içme suyunda çözelteceğiniz siyanürün hepsi hemen hidrojenle birleşip hidrojen siyanür gazına, HCN’e dönüşüyor. Havadan hafif olan bu gaz çok kolay yayılıyor. Siyanürü hangi biçiminde olursa olsun yerseniz, fazlasını derinize sürer ya da dökerseniz zaten zehirleniyorsunuz. Akıllı iseniz bunları elbette yapmazsınız. Bilmediğiniz yerlerde de bir sürü uyarı levhası sizi bu tehlikeden uzak tutmaya çalışır.
Gaz ise öyle değil. Renksiz. Hafif bir badem kokusu var, ama onu da çok yoğun değilse kolayca algılamayabilirsiniz. Ve hidrojen siyanür gazını solursanız Eşmeliler gibi, ya da daha kötü olursunuz.
Bunu, işletmelerinde siyanür kullananlar da bildiği için, önlemler alınıyor. Sudaki siyanürün gaza dönüşmesini önlemek