Dut Paneli Notları - 1
KEMALİYE DUT PANELİ
OTURUM BAŞKANI PROF.DR.MUHARREM GÜLERYÜZ : Bayanlar, baylar; panelimize hoş geldiniz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Efendim, biz meyveciler biraz fazla konuşuruz, ama ben fazla konuşmayacağım. Panelin sonunda bir değerlendirmede belki biraz konuşurum. Sayın Bakanımızın ve diğer erkanımızın işleri olabilir. Ben hemen panele geçiyorum.
Evvela panelistleri tanıtmak istiyorum:
Çok değerli Hocamız, benim de burada yeni tanışmaya fırsat bulduğum değerli hocam Ekrem Sezik Beyefendinin özgeçmişiyle ilgili çok kısa bilgiler vereceğim. Değerli Hocam, Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesidir. Eczacılığın, tabiattan elde edilen ilaçlarla ilgili dalında 1963 yılından beri çalışıyor hocamız. Türk halk ilaçları, ilaçların biyolojik etkileri, bitkisel ilaçlar konusunda 170 civarında yayını bulunmaktadır Hocamızın. Sağlık ve Tarım Bakanlığının değişik komisyonlarında, Avrupa Farmakopi Komisyonunda, ESKOP Bilimsel Komisyonunda Türkiye adına üyedir . Aynı zamanda Türk Farmakopi Komisyonu Başkanıdır kendileri.
Diğer panelistimiz Sezai Ercişli. Profesör Doktor Sezai Ercişli, Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde öğretim üyesi. Benim de aynı zamanda öğrencimdir, bu arada yaşımı da tahmin etmişsinizdir. 1966 yılında Kağızman ilçesinde dünyaya gelmiştir. 1989 yılında Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünden fakülte birincisi olarak mezun olmuştur. 92 yılında yüksek lisans, 96 yılında doktora eğitimini tamamlamıştır, 2000 yılında doçent, 2005 yılında ise profesör unvanı almıştır. 1998-2000 yılları arasında Nebrasca Üniversitesinde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Evli olup iyi derecede İngilizce bilmektedir Hocamız.
Diğer bir panelistimiz Ahmet Fikret Fırat. Ziraat mühendisi kendisi efendim. İlk, orta ve lise eğitimini Kemaliye’de tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesini 1986 yılında bitirdikten sonra üç yıl Antalya’da bir Hollanda firmasında sebze ıslah ve genetiği konusunda çalışmıştır. Bakanlıktaki ilk görev yeri olan Bingöl’de üç yıl çalıştıktan sonra 1993 yılından itibaren Antalya’da Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde sebze ıslahı bölümünde hibrit salatalık ıslahı konusunda çalışmıştır. Kendisi bekardır efendim.
Adem Kaya arkadaşımız, Sivas’ta doğmuştur 1980 yılında. İlk, orta ve lise eğitimini Sivas merkezde tamamlamıştır. 1998-2002 yılları Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zeotekni Bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır. 2002-2005 yılları arasında yüksek lisansını tamamladıktan sonra aynı yıl doktora programına başlamıştır. Halen Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zeotekni Bölümünde doktora eğitimine devam etmektedir ve araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.
Panelistler başarılar diliyorum.
Şimdi efendim, önce panelistleri tanıttıktan sonra bu panelin düzenlenmesinde büyük bir heyecanla bizi harekete geçiren, hakikaten aylardır bu konu üzerinde tek tek bizlere ulaşan değerli, Kemaliyeli bir arkadaşımızı, Gülnur Hanımı konuşmak üzere kürsüye davet ediyorum. Çok kısa bir konuşma yapacaklar efendim.
Buyurun.
GÜLNUR GÜRLER : Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, Müsteşarım, Sayın Valim, Kaymakam, Belediye Başkanı: Ben çok alışkın değilim böyle konuşmalar yapmaya, ancak adet olduğu üzere bir kısa teşekkür konuşması yapmak istiyorum. Gerçi pek alışılmış bir teşekkür konuşması olmayacak: Benim hakkım olan doçentliği bana vermeyerek araştırma tutkumu içimde ukde bırakan hocalarıma, dut konusunda araştırmalar yaparken burada ne yetişir diye sorduğum zaman, dut aklına gelmeyip de her türlü meyveyi, sebzeyi sayan hemşerilerime, ağaçlarını keserek fırınlarda yıllardır yakan hemşerilerime, hepsine teşekkür ediyorum. Onlara duyduğum bu infial olmasaydı, bugün bu noktaya gelemezdik. Ama iyi ki geldik, çünkü bugün tarihi bir gün olacak.Zira dut, Türkiye’de sadece beş tane ilde yetişmiyor ve bizim değerlendirebildiğimizi sandığımız kısmı, bir buz dağının üstünde görünen kısmı kadar.Onun altında bir buz dağının, deniz altında kalan kısmı kadar müthiş bir potansiyeli var ve yepyeni sanayi dalları oluşturabilir. Kozmetikten tutun da ağaç endüstrisine kadar, ilaç endüstrisinden tutun gıda endüstrisine kadar son derece yararlı, inanılmaz bir bitki. Bugün ben tarihi bir gün olacak inancındayım. Ve belki bugün yıllar sonra dut bayramı olarak her sene kutlanılacak bir gün olacak.
Bu konuda bana destek veren Sayın Bakanım, Müsteşarım, Valim ve diğer bütün yetkililere de teşekkür ediyorum.
Panelistlere verdikleri destek için, Sayın EKOTAR yetkililerine, kırsal çevre ve ormancılık yetkililerine, Buğday Derneğinden arkadaşlara ve gönülden beni destekleyen bütün hemşerilerime de sonsuz teşekkür ediyorum. Ama kendi adıma değil milletim ve ülkem adına teşekkür ediyorum. Çünkü, bu çalışmaların gerçekten ülkemiz için son derece önemli sonuçlar doğuracağı inancıyla bugün burada sizin karşınızda konuşabiliyorum.
Teşekkür ediyorum.
OTURUM BAŞKANI : Efendim, Sayın Bakanımıza söz vermek istiyorum. Sayın Bakanım, bir konuşma yapar mısınız?
SANAYİ VE TİCARET BAKANI ALİ COŞKUN : Çok değerli Divan, Sayın Valim, çok değerli bürokrat arkadaşlarım, değerli konuklar, hanımefendiler, beyefendiler: Bugün Kemaliyemiz için, yöremiz için ve ülkemiz için çok hayırlı olduğuna inandığım bir panelde sizlerle beraber olmanın hem heyecanını, hem mutluluğunu yaşıyorum. Bu duygularla biraz önce anlamlı bir konuşma yapan kardeşimize yörem adına şükranlarımı sunuyorum. Çünkü, böyle bir toplantının yapılmasına vesile olmuştur. Bu toplantıdan önce de zaman zaman vakit ayırıp bizlere çok anlamlı özet bilgiler sunarak dut hakkında hepimizin düşüncelerini harekete geçirmiştir.
Bu asır, dünyanın yeniden yapılandırılmak istendiği bir asır. Aslında insan merkezli bir yönetim anlayışıyla ortaya çıkan bu küreselleşme süreci, ne yazık ki Ortadoğu’da adı konmamış sıcak savaşlara da zemin hazırlamıştır. Tabii bu hızlı değişim sürecinde dikkati çeken bir olay, tarihte de yaşandığı gibi enerji konusudur. Bugün sadece enerji ham maddesi olmayan, aynı zamanda sanayinin en önemli stratejik girdisini teşkil eden petrol, doğalgazın dünya rezervinin yüzde 70’inin bu bölgede olması dolayısıyla Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar üçgeninde çok önemli gelişmelere sebebiyet vermektedir ve bundan sonra da bu bölge stratejik önemini koruyacaktır. Neden bunu söylüyorum? Türkiye bu üçgenin içinde adeta şu anda bir istikrar ülkesi durumunda. Bu istikrarın bozulmaması lazım. Bu güven ortamında biz krizleri geride bırakarak dar boğazları aşarak ekonomiyi ancak düzlüğe çıkarabildik ve şu anda sürdürülebilir bir büyüme sürecine girdik; bunu kaybetmememiz lazım. Çünkü, küreselleşme sürecinin getirdiği iki önemli konu var; birincisi küresel risk, öbürü de küresel rekabet. Bu rekabet karşısında ayakta durabilmek için ülkelerin rekabet gücünün yükselmesi lazım. Bu da kuruluşlar ve devletin bütün birimlerinin aynı şekilde rekabet gücünün yüksek hale gelmesiyle mümkün olur. Bunun da tek yolu var: AR-GE. Araştırma geliştirme çalışmalarıyla başlayan, inovasyon denen keşiflerle, buluşlarla, yeniliklerle devam eden, neticede teknolojiye dönüşen bir yapı. Ülkeler arasında ekonomik sınırların giderek kalkmasıyla, gümrük duvarlarının yıkılmasıyla, küre şeklindeki dünyamızın tek bir pazar haline gelmesi sürecinde çılgınca bir rekabetle karşı karşıyayız. Bu rekabete ayak uydurabilmenin tek yolu, teknoloji öncülüğünde güç kazanmak. Bunu da incelediğimizde şunu görüyoruz: Yöresel değerlerin, ister yer altı zenginlikleri olsun, ister yer üstü zenginlikleri olsun, başta tabii insan gücü olmak üzere yöresel zenginliklerin harekete geçirilmesiyle mümkün olacak. İşte bu da bizim ilimizde, Kemaliyemizde hakikaten çok değerli bir gıda maddesi mevcut.Ben üniversitede iken hastanede yattım. Hiç unutmam, tedavi ediyorlar çünkü, çok zayıftım ve Allah rahmet eylesin bir hoca,” Hangi yöredensin, neredensin?” dedi.”Eğin” dedim.” Vay dut ülkesinin çocuğu” dedi. Şimdi bu panel burada düzenlenince ben çok duygulandım ve okuduğum notlardan görüyorum ki çok ihmal edilmiş bir bitki. Hangi gruba sokuyor hocalarım bilmiyorum, yani meyve grubunda oluyor herhalde değil mi Hocam? Onun için, ben de inanıyorum ki sadece Eğinimiz için değil bütün yöre için, insanlığa hizmet için, tıp dünyasına hizmet için önemli bir çalışmayı burada başlatmış bulunuyoruz. Bu çalışmaya zemin hazırlayan herkese teşekkür ediyorum. Özellikle hocalarımıza teşekkür ediyorum. Çünkü ben çok genç yaşta İstanbul Sanayi Odası Başkan Vekili olduğumda sanayi-üniversite ilişkileri görevini verdiler bana. Çok uğraştım. Hocalarımız üniversitenin çatısı altında kalmayı ciddi bir bilim adamı olmakla özdeş tutarlardı. Özellikle o günlerde ideolojik davranışlar dolayısıyla sanayiciye kompüratör gözüyle bakılırdı. Zaten o ideolojik yaklaşımlar sermaye düşmanlığı, kazanç düşmanlığı ülkeyi bu sıkıntılara sürüklemişti. Hoşgörüsüne sığınarak söylüyorum Maliye Müsteşarımız Aziz kardeşimin; eğer bir ekonomide kazanç yoksa ve Maliye kazançtan vergi alamıyorsa, vergide adalet kalmaz. Çünkü, ayakta kalabilmek için, mali disiplini sağlayabilmek için dolaylı vergilere yönelir, kazanç olmayan ekonomi çöker. Bunun çok acı örneği, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde yaşanmıştır. O dönemlerde bilim adamı sanayiciyle, sanayici bilim adamıyla bir araya gelemezdi, getiremezdik. Ama şimdi 22 tane üniversiteyle teknoloji getirme bölgelerini kurmak bize nasip oldu ve bunun 12 tanesi aktif olarak çalışıyor. Öyle bir noktaya geldi ki, üniversiteler arasında yönlendirme yapmaya başladık. Siz tıp konusunda, tıp teknolojisi üzerine ağırlık verin, siz nanoteknolojiye yönelin, siz bilişim teknolojisine yönelin diye, Türkiye bu duruma geldi. Teknoparklara çok önem veriyoruz. Burada da bilim adamlarının bu konudaki çalışmaları bize ışık tutacaktır. Ben hasbelkader bu yörenin çocuğu olarak, Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak bu panelden çıkacak sonuçları arkadaşlarımla değerlendireceğim ve mümkün olan ne varsa yapmak istiyorum.
Bu arada 35 yıl beraber çalıştım, rahatsız olduğu için gelemeyen Kale Grubu, Çanakkale Seramik Kalebodur Grubunun kurucusu, Başkanı İbrahim Bodur Beyin de selamları var. Çünkü, hanımının dedeleri Eğinlidir, Balıkesir’e yerleşmişler. Bu sene bizimle beraber Eğin’e gelmek istiyordu, bu dut panelini duydu, notları verdim okumuş, müteşebbis bir adam olduğu için ben de geleyim de bana bir yük düşüyorsa, gerekiyorsa orada fabrikanın bir bölümünde tesis kuralım şeklinde bir düşüncesi var. Panelin neticesini de kendisi de yakından takip edeceğini söyledi. Ve şimdi İsmail Yücel Beye rica ettik, Yenice Gıda Sanayimizde denenmek üzere buradan dut yollayacak ve orada ön çalışmaları panelin ışığı altında deneyeceğiz ve sizlere de sunacağız.
Hocalarıma çok teşekkür ediyorum, sağ olsunlar, var olsunlar.
OTURUM BAŞKANI
ut aslında biz meyvecilerin üvey evladı durumunda idi, bundan sonra bu konu gündeme gelecektir. Zaten Türkiye’de ilk defa dut konusunda doktora yaptıran bölüm bizim bölümdür. Sezai Bey arkadaşımızın şu anda bir doktora öğrencisi vardır dut konusunda çalışan. Daha önce de yine bölümümüzde bir doktora yaptırılmıştı. Ülkesel projelere de katkıda bulunduk bölüm olarak. İnşallah bundan sonra çok daha iyi çalışmalara dut konusunda başlayacağız.
Sayın Bakanım, teşekkür ederim.
Efendim, şimdi sözü fazla uzatmadan çok değerli panelist hocamız Ekrem Sezik Beye sözü vermek istiyorum, buyurun efendim. Konusu; Dut ve Yapraklarının Kimyasal yapısı ve Biyolojik Etkileri.
Buyurun Hocam.
PROF.DR:EKREM SEZİK : Efendim, ben de bilgisayarın hazırlanmasını beklerken önce selamlama kısmını yapayım.
Sayın Bakan, sıralamada bir hata yaparsam kusura bakmayın, Sayın Valim, Müsteşar ve değerli dinleyiciler, meslektaşlarım: Ben önce Gülnur Hanımın gayretini tekrar dile getirmek istiyorum; hakikaten hepimizi defalarca arayıp buraya gelmeye ikna etti.
Benim dalım, biraz önce Hocam da söyledi, tabiattan elde edilen ilaçlar. O yüzden ben dutun bir meyve olmadığını,bir ilaç olduğunu anlatmaya çalışacağım size, biraz hocamla ters düşeceğiz.
OTURUM BAŞKANI : Estağfurullah.
PROF.DR.EKREM SEZİK : Şimdi efendim, tabii birkaç bilimsel kelime geçeceği için ben önceden onlar hakkında bir iki kelime de söylemek istiyorum. Duta biz bilimsel olarak “morus” diyoruz ve “morus alba, morus nigra,morus rubra”.Bunlar bizim bildiğimiz şeyler aslında; biri beyaz dut, diğeri kara dut, mor dut dediğimiz dutlar.Dut beldesinde dut ağacının resmini koymak ne kadar doğru ama, belki ileride kullanırım diye slayylarımın içerisine koymuştum. Eczacılık açısından dutun sadece meyvesi önemli değil,.bunun yanında yaprağı, kök kabukları ve dal uçları da ilaç yapımında kullanılmakta.
Slaytta gördüğünüz bu kimyasal yapı formülleri de gözünüzü korkutmasın. Sadece bizim ne kadar çalışkan olduğumuzu, neler bulduğumuzu göstermek için koydum…
Dutun içinde pek çok kimyasal organik madde var. Bu, şunu anlatmak üzere size gösteriliyor. Vücuttaki pek çok tesir, bu organik maddelerin, organizmada değişik organlara yaptıkları etkiden dolayı ortaya çıkıyor. Yoksa hani şöyle bir şey var: Bitkilerin hiçbir zararı yoktur veya yararı yoktur gibi bir düşünce doğru değil. Her yediğimiz, şu ya da bu şekilde aldığımız bitkide muhakkak yüzlerce organik madde var ve bunların etkilerini de organizmada görüyoruz. Burada flavanoid dediğimiz azot taşıyan vesaire bir dolu madde var. Bunu artırabiliriz. Meyvede, bu meyvenin rengini veren maddeler antosiyanin dediğimiz maddeler görülüyor. Buna daha sonra yararlı etkilerinden dolayı geleceğiz. Siyonoid dediğimiz maddeleri de sarıyla gösterdik.
Kök kabuğu, bizim tababetimizde pek fazla bilinen bir şey değil, ama onda da pek çok madde var. Bazıları yaprakla benzer, bazıları farklı maddelerdir.
Dutun eskiden beri Batı tababetinde bilinen kullanımı, kara dut şurubu şeklinde ağız içi kullanımıdır. Bu eczanelerde yapılırdı. Ağızdaki pamukçuğa karşı kullanılması batı tababetinde biliniyor. Ama esas dutun kullanışı, doğu geleneksel tıblarındadır. Bunlardan biri Yunani tıp dediğimiz gelenektir.Yunani Tıp, yani eski İslam tıbbının halen Pakistan ve Hindistan’da 200-250 milyon civarında insana hitap eden uygulamasıdır.Bu tıp sisteminin üniversiteleri var, hastahaneleri var, klinikleri var. Hafife alınacak bir sistem değil, gelişmiş bir sistem ve kendine has ilaçları var. İslam tıbbında da İbni Sina’dan başlayarak Türklerin çok etkisi olmuştur .
Pakistan’daki dil Urduca dilidir ve orada da pek çok ortak kelime var. Bakın burada “toot”kelimesi var. Anadolu’da duta çoğu yerde de tut derler, Orta Asya’da da tut deniyor. Pek çok terkibin içine giriyor.Mesela “Rub-e Toot Siyah” dedikleri, bu şurup gibi bir karışım, bunun benzeri pek çoğu var birkaç yüz tane, ses kısıklığına vesaireye karşı kullanılıyor.
Bir tanesi yine “Şaharbat tut siyah” dedeikleri karışım: Şaharbat şerbet, Batı dillerinde de “sorbet” diye geçmiş. Burada da yine kara dut gündeme geliyor ve boğazdaki farenjit vesairede kullanılan ilaçlardan biri. Toz halinde de dut kullanılıyor. Bakın Türkçeyi andıran “Anisun” dediği anason. Buradaki farklı: Hintçeden gelen bir formül bu, Buhambo diye; burada da kara dut yine hazmettirici, gaz söktürücü olarak kullanılıyor. Bu örnekleri artırmak mümkün. Demek ki Yunani tıp dediğimiz gelişmiş İslami tıpta dut çok kullanılıyor.
Çin tababeti ise, meyvenin yanında yaprağın, köklerin, ağaç köklerinin kullanıldığı bir tababet. Çin tababet sistemi, çok ihmal edilecek bir sistem değil, 2500-3000 yıldır yazılı kaynakları olan ve şöyle bir topladığınızda dünya nüfusunun beşte birine hitap eden bir tababet sistemi. Burada ki “Shen Nong Ben Coo Jing”,inşallah doğru okudum, ilk Çin formülleri bu. Burada kök kabuklarının kullanılışı kayıtlı. Bizde pek de bulunmayan, idrar artırıcı, balgam söktürücü ve şekere karşı kullanım şekilleri var.Bunların yanında değişik formüllerin terkibine de giriyor kök kabukları.. Mesela, göğüs ve kalp hastalıklarıyla ilgili bir formülde ginseng, acıbadem vesairenin yanında, dut kökü kabuğu da var. Bu da kalp yetersizliği, ödem ve soluma güçlüğünde kullanılan bir başka formül.. Çin tababeti çok farklı bir tababettir, felsefesi de farklı, ilaçları da farklı. Mesela baş ağrısına karşı bazı baş yıkama formülleri vardır. Onlardan birine bu sefer dut yaprağı girmiş.
Çin farmakopisinde bulunan “Shou Wu Wan” diye bir formüle de dut, kan yapıcı, adale kemiklerini kuvvetlendirici, saç kırlaşmasını, dökülmesini önleyici, kolesterol düşürücü gibi etkilerinden dolayı girmiş.Yine dut kökü, solunum sistemi hastalıklarında Çin tababetinde çok kullanılıyor, öksürüğe karşı yine çok kullanılıyor. Gördüğünüz gibi Çin tababetinde dut, son derece önemli bir ilaç halinde.
Şöyle bir soru akla gelebilir: Peki, dut ülkemizde halk ilaçlarında kullanılıyor mu? Biz 25 sene kadardır Türk halk ilaçlarını inceledik ve pek çok yayın yaptık. Buradaki irkaç örnek de o gezilerden biri, tabii benim saçlarımın daha çok olduğu, daha az beyazlandığı bir dönemden, Afyon civarında.
Anadolu’da da dut değişik şekilde halk ilacı olarak kullanılıyor. Mesela meyve sıkılıp solunum yolu rahatsızlıklarında, mide rahatsızlıklarında kullanılıyor. Tam olgunlaşmadan önce düşük kan şekerine karşı kullanıyorlar.. Ağızdaki yaraları iyileştirmek için kullanılıyor. Meyve daha da sık kullanılıyor. Gözdeki kırmızılıklar için ateşe yoğunlaştırıp dut suyunu göze uyguluyorlar. ut pekmezi kansızlığa karşı, mide ağrılarına karşı da kullanılıyor. Yaprak ise kan şekerini düşürücü olarak kullanılıyor. Bunun yanında birkaç yerde, bir de İzmir Manisa’da böbrek rahatsızlıklarında da kullanılmakta. Halk ilacı olarak kullanışlarında farklı bir iki kullanılış şekli var. Bunlardan biri dalların kaynatılarak adet bozukluklarını düzeltmede, kara dut kabuğu da saç dökülmesine karşı tereyağı ile bir merhem yapılıp uygulanması şeklinde. Aktarlarda da dut satılıyor yaprakları. Daha çok kan şekerini düşürücü ve bazen müleyyin olarak, kara dut da boğaz hastalıklarında pamukçuğa karşı kullanılıyor. Şimdi halk ilacı deyince sıradan bir şey gibi düşülür.Halbuki değil.. Şu anda halk ilaçları ilaç geliştirmede dünyada en önemli hareket kaynağı olarak kullanılıyor. Yeni ilaçların bulmak adına. O yüzden halk ilaçlarının ilaca doğru giden yolda denemeleri yapılıyor. Önce hayvanda ondan sonra insanlarda yapılan deneylerle yeni ilaçlar bulunabiliyor.Bu Toroslar’da çekilmiş bir resim. Biz bu çalışmalara1 tabiattan ilaca diyoruz, biyolojik aktivite de diyoruz.
Önce kullanıldığı amaca yönelik hayvan deneyleri yapıyoruz. Hayvan olarak da fare, sıçan ve tavşanları kullanıyoruz ve bütün dünyada da tabi bu böyle. Bu deneylerle hangi madde ne gibi etki yapıyor onu bulup onu ilaç haline getirmeye çalışıyoruz. Bakın bunlardan neler var dünyada yapılan?Meyvanın rengini veren ve antoksidan dediğimiz maddelerin sıçan aotlarına etkilerini araştıran çalışmalar var. Veya biz tavşanları ya da sıçanları şeker hastası yaparız veya sonra iyileştirmeye uğraşırız. o tarz bir deneyde dut yaprağının kolesterol seviyelerini düşürdüğü gösterlmiş.. Veya şeker hastalığında, diyabetli sıçanlarda diyabeti düzeltme yolunda etkisi var. Yaprak ekstreleri kolesterol hastası, yani kolesterolü yükseltilmiş olan tavşanlarda kolesterolü düşürüyor flavooidlerinden dolayı.Bunların antioksidan etkisi var.
BİR KATILIMCI : Hocam pardon, kolesterolü düşürüyor mu …
PROF.DR.EKREM SEZİK : Düşürüyor, ama biz önce kolestrol hastası yapıyoruz, sonra düşürüyoruz. Bazı cilt merhemlerinin yapısına giriyor, başka türlerde de yine buna benzer yani, sadece bildiğimiz o 3 tür değil dünyada değişik türler var, bunlar üzerinde yapılan deneylerde de benzer etkiler antidiyabetik etki bulunmuş. Yani, şekere karşı olan etkisi epey çalışılmış ve ilerlemiş. Kök kabuğu bize çok yabancı ama onun da diyabeti iyileştirecek, diyabeti giderecek etkide olduğunu görüyoruz. Birkaç tane daha söyleyip biraz fazla bilimsel gelen bu sözleri bitireceğim. Analjezik etkisi var sıçanlarda ve antioksidan etkisi olduğu bulunmuş.Bir araştırıcı, dişlerde bulunan mikroorganizmaları çıkarmış, duttan elde edilen quanon denen maddenin bunlara etkisi olup olmadığını araştırmış ve etkili olduğunu bulmuş. Yani, belki bir gargara vesaire şeklinde veya diş macunlarında da ileride dut kökü ekstresini görürsek şaşırmamak gerekli.
O halde eskiden dut şurubu halinde sadece pamukta kullanılan ,dut aslında değerli bir ilaç hammaddesi yolunda doğu tıbbından gelen esintilerle Türkiye’de de az uz değil, pek çok rahatsızlığı giderici olarak kullanılmış.İlaca giden yolda biyolojik etki çalışmaları yaprak ve kök kabuğunda daha çok yapılmış. Antidiyabetik çalışmalardan çok ümitliyiz, çünkü hangi maddelerin ne yaptığı ve etki mekanizmaları da bulunmuş. Muhtemeldir ki ileride şeker hastalığına karşı kullanılan bir ilaç çıkabilecektir. Kolesterol düşürücü ve enflamasyon dediğimiz gibi iltihabi olaylarda da yatıştırıcı etkisi var . Bu etkileri yapan maddeler ve bunların etki mekanizmaları da bulunmaya başlanmış, Böyle olunca, bizim gözlüğümüzle baktığımızda,ilaca giden yolda,dutun hani kestikten sonra kalan kökleri bile işe yarayabilecek gibi gözüküyor. Ama en kolayı herhalde yapraklarını değerlendirmekYaprakların çay gibi içilmesinde yarar var. Dün konuşurken bir arkadaşa da söyledim. Çayının içimi de iyidir çünkü içinde suni şeker olarak kullanılan tabiattan elde edilen maddeler var. Onlardan suda çözülenlerden bir grubu bulunmuş. Yani dut yaprağının çayının böyle hoş tatta olması, şekerli gibi olması o maddenin suda erimesinden dolayı. Herhalde dutu daha iyi çalışmalarla daha güzel yere götürmek mümkün olacak. Türkiye’de de bunu yapacağız.
Ben aynı zamanda orkidolojostim. Orkide deyince akla tropikler gelir. Oysa orkide deyince salep aklınıza gelsin. Çünkü yumrularından salep çıkarılıyor ve Türkiye’de 40 milyon civarında orkide tahrip ediliyor salep elde etmek için. Ben her konuşmamın sonunda bunu ne kadar çok çiçeğe söylersem yararlıdır diye bu çiçeklerin resmini de göstererek konuşmamı bitirmek istiyorum.
BİR KATILIMCI : Hocam bir şey ilave edebilir miyim? TÜBİTAK’ın çalışmasıyla Profesör Ali Demirsoy’un araştırmasıyla Kemaliye’de 7 çeşit orkide türü tespit edildi.
PROF.DR.EKREM ÇELİK : Olabilir. Bunlar da diğer orkidelerden Anadolu da bulunan 140 civarında orkide var. Bunun 100 kadarından salep çıkarılıyor. Efendim teşekkür ederim süremi tam zamanında bitirdim sanıyorum.
OTURUM BAŞKANI : Hocamıza Teşekkür ediyorum. Gerçekten yine ağız alışkanlığı ile meyve diyorum. Dut hakkında bize çok, özellikle sağlıkla ilgili çok değerli bilgiler sundular. Efendim konularla ilgili sorularınızı panelin akabinde tartışacağız. O nedenle ben diğer panelistlere söz vermek istiyorum. Hocamıza tekrar teşekkür ediyorum.Buyrun Sayın Prof.Sezai Ercişli…
Popularity: 1% [?]




