Gurbetin Kileri
Orada bir köy ve Eğin
“Ben gelmedim dava için, benim iÅŸim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim…”
Yunus Emre
KEMALİYE’de bir bakkal dükkanı.
Dedik ya buralılar hep gurbetçidir diye. Dışlı bir gurbetçi de cebinden bir tomar mark çıkardı, içinden bir yüzlük çekti, “ÅŸunu çevirsene”… Peki kur neydi, bakkal televizyonu açtı, teleteksti buldu ve günün kurunu öğrenip, hemÅŸerisine Türk liralarını uzattı!
Jeep’e atladık ver elini yeÅŸiller içinde, damı, dört bir köşesi galvanizli oluklu saçlar giydirilmiÅŸ evlerin olduÄŸu köylere. “Åžu köy var ya” dedi arabayı kullanan dost, “YeÅŸilyurt’tur orası. Buradan kuyumcu çıkar, sarraf çıkar, İstanbul’un çoÄŸu sarrafı, kuyumcusu bu köydendir!..”
Dolanı dolanı çıkıyoruz daÄŸları, orman içinde, ne kadar meyve varsa - narenciye hariç - onların aÄŸaçlarıyla da daha bir yeÅŸillenmiÅŸ köyler, her yandan sular akıyor kimi şırıl şırıl / kimi gürül gürül!.. “Åžu köy de Kozlupınar’dır efendim, buradan da salt matbaacı çıkar!..”
Sarıkonak köyüne de uÄŸradık… Burası mı? Buradan da kasap çıkar imiÅŸ!.. EÄŸin kasabı… Kemaliye kasabı gibi tabelalar görürseniz girin içeri ve sorun, “Siz Sarıkonaklı mısınız?” Yanıtı yüzde doksan “evet” olacaktır.
Sarıkonak da diÄŸer tüm köyler gibi boÅŸalmıştı, gurbetçiler tüm kışlıklarını hazırlamışlar, pestildi, cevizli sucuktu, dut pekmeziydi, kurutlumuÅŸ biberdi, patlıcandı… gibilerine… Ve kamyonlar gelip almıştı kışlıkları ve İstanbul’da eve teslim, sonra onlar da en iyi model arabalarıyla İstanbul yolunu tutmuÅŸlardı ailecek. Sarıkonak’ta evlerin duvarlarında uyarılar… “Çöp dökmek yasaktır. Ceza ödersiniz.” Ve canım bir park, havuzlu, havuzun yanında bir büst, Atatürk ve parkın adı da “Atatürk Parkı”.
KuÅŸlar cıvıl cıvıl aÄŸaçlarda. EÅŸekli birisi, muhtarmış ve emekli öğretmen. Buyur etti çaya, pestile, sonra bir baÅŸka can, candan bir hoÅŸgeldiniz çekti, merakla bakıyordu yüzüme ve sordu, “Yoksa Fikret Otyam mı?” Evetledim, “Åžu iÅŸe bak” dedi, “dün akÅŸam sizi andım, hayret ki hayret… Neden diye düşündüm o an, neden GazipaÅŸa da buralar deÄŸil?”
“Kısmet” dedim İstanbul’da bir gurbetçi kasap Mustafa KöroÄŸlu’na.
Diyemedim, “bre Mustafa Can… Buralar tam benlik, yaÅŸarken cennette yaÅŸamak elbette hoÅŸ, ama buraya yerleÅŸseydim, o rezil, o korkunç, olanı olmayan gibi yollarda ya trafik kazasında ya da bol oksijenden çoktan ölmüştüm!”
Tüm köylerde altyapılar tamam, borularla içme suyu, telefon, elektrik, sokaklar, kanaletler beton ya da döşeme taÅŸ. Ömer ÅžahintaÅŸ bindokuzyüzellilerde Köy Kalkındırma DerneÄŸi kurar… Lakabı PadiÅŸah. Ferman çıkardı mı o iÅŸ tamam! Gün biter ve çalışma, o, ertesi günü yapılacak iÅŸleri düşünür ve eÅŸini alır ve nevalesini ve rakısını, çömerler suyun başına bir aÄŸaç altına, demlenirler karısıyla…
Ceza
Hazır gelmiÅŸken, gıyabi bir dostu / meslektaşı - hem gazeteci hem ressam - görelim dedik ve ver elini Ergü köyü. İkramdan size ne? Ama açıklayayım. Dut pestili / ayıklanmış ceviz / dut kurusu / dut pekmezi / elma / üzüm / çikolata ve kahve. Gözüm dut pekmezine takıldı, dost Mustafa İlhan, “Kaşıkla aÄŸabey” dedi. “Åžekerim var” dedim. “Sen ye” dedi, “kaşıkla, bu dut pekmezi ÅŸekere birebirdir” ve Allah’ını seven tutmasın! İki kaşık aldım. Bura köylerinin ortak yapımıdır dut ve üzüm pekmezi ve dut ve üzüm pestili ve üzüm pestilinin içine ceviz konuluyor, sucuk yapılıyor. Dut pekmezinin yararını, bize aktarılanları anlatmaya kalksam dizi on beÅŸi bulur, oysa kavlimiz 7 yazı, ol nedenle kısaca yazayım. Üretim çok yararı çok, meÅŸrubat yapımcılarınadır sözüm, önce güplet, sonra gümlet falan var ya, yahut kenarına pipet takılı içimler, bunlara neden dut pekmezi konulmasın? Vitamin deposu, ÅŸekere karşı, üşümeye karşı… Her bebenin beslenme çantasına 50 / 100 gram pekmez… SoÄŸuk kış günlerinde açık tribünlerde maç seyrederken zangır zangır titreyenlere… Yurt dışında doÄŸal yiyimlere / içimlere merak akıl almaz biçimde ve tastamam nadide bir ihraç malı… Akıl vermesi benden, fazla bilgi mi, fazla bilgi Mustafa İlhan, Ergü köyü, 0 446 / 7557093… Düşler kurduk, Mustafa, “Ah aÄŸabey” dedi, “bu iÅŸ olursa tüm Kemaliye abad olur.”
Amma Mustafa’nın bir ihmaline canım sıkıldı, artık resim yapmıyormuÅŸ, yaptığı, yöreyle ilgili araÅŸtırmalar… Bu naneyi aynen bu can da yemiÅŸ, on yıla yakın resmi ikinci plana atmıştım, sonra bırakmamak üzre yeniden resme dönüş… Darısı Mustafa İlhan’ın başına…
Orada bir köy ve Yusuf Ziya Ademhan
Gözlerim dalıp gittiyse / buğulu, kime ne? Hey Ademhan hey!..
İçim yine bihoş oldu, şahlandım!
Onu 1950/60 arası tanıdık, Akis dergisi, çalıştığım Ulus gazetesiyle kapı komÅŸudur. Akis Dergisi Sorumlu Yazı İşleri: Yusuf Ziya Ademhan… İmzalı çok da ağır yazıları çıkıyordu, acep yazan o muydu? Bir günah keçisiydi sanki, Ankara Merkez Cezaevi’nin müdavimi edilmiÅŸti, bir iÅŸimiz de Ademhanı mapus damında her hafta ziyaret etmek. Sonra Akis kapandı, Yusuf Ziya iÅŸsiz kaldı. Ulus müessese müdürüne gittik foto muhabiri Hüseyin Ezer ile ve parası az da olsa Ademhan artık Ulus kadrosundaydı, arÅŸiv sorumlusu olarak. Ezer, nekredir, ÅŸenliklidir, insan iÅŸletmeyi pek severdi ve bizim safyürek Ademhan’ı dolamıştı aklına. Ademhan düşünürmüş baÅŸka ne iÅŸ yapayım diye? Hüseyin’dir akıl verir, “Yahu Ademhan, bizim Otyam var ya, o, fotoÄŸraftan üç daire aldı Ankara’da… Bodrum’dan da bir yazlık! Git ona, sana bunun yolunu öğretsin”.
Ademhan’dır safyürek… GelmiÅŸti, Hüseyin tenbihlediÄŸi için bozmadım ve günlerce fotoÄŸraf üstüne konuÅŸtuk, bir gün bir makine almıştım 6×6 çeken ve fotoÄŸraf böyle düştü yüreÄŸine. Alıp başını gidiyordu, iÅŸi de bırakmıştı ve Ankara’ya dönüşü akıl almaz güzel fotoÄŸraflar vardı çantasında. Basın Sitesi’ndeki dairesini bile sattı yeni makineler ve renkli filmler için!.. Takvimler getiriyordu, yapraklarında öpülesi fotoÄŸraflar. Bu, 1928 doÄŸumlu Kemaliye Akçalı (Sesik) köyünde doÄŸan Ademhan, fotoÄŸraflarıyla buraların / bu yeÅŸillerin / börtülerin / böcülerin fotoÄŸrafla tarihini yazar oldu ve 6 Temmuz 1991′de Koçkar köyü yaylalarına çıktı makineleriyle, oradakilere “dört - beÅŸ saatte dönerim” demiÅŸ… Dönemedi!.. Ne ölüsü / ne dirisi, kendi gitti çektiÄŸi çanım fotoÄŸraflar kaldı yadigar, tüm aramalar boÅŸa çıktı! Onu sevenler ve Kemaliyeliler kan aÄŸladı.
Enver Gökçe
Askerde bir Kemaliyeliye sorar komutanı oradan ne çıkar diye, er “adam” der. Ahmet Kutsi Tecer, Sadık Perinçek, Zeyyat Baykara, Rauf Sezer, İsmet KarakaÅŸ, Zeki Yavuztürk, Ali CoÅŸkun, DoÄŸu Perinçek, Suha Arın, Lütfi Özgünaydın, Sıtkı Fırat tanıdığım Kemaliyelilerdir.
Hıdır Abdal Sultan
ve
Ocak köyü…
Orada bir köy… Ocak köyü. Helikopterimiz olmadığı için köyün helikopter alanına inemedik de anayoldan üç kilometre asfalt yoldan geldik Ocak köyüne.
SaÄŸda bir tabela:
“Ocak köyüne hoÅŸ geldiniz”
HoÅŸ bulduk Hıdır Abdal Sultanlı Ocak köyü… HoÅŸ bulduk…
Kaynak: milliyet
Popularity: 1% [?]

