Ariv: Ocak, 2007

Kanser en çok neyi sever?

Pazar, Ocak 28th, 2007

Kanserin beslenmesine izin vermeyin! Bilim adamları kanser hücrelerinin en sevdiği yiyeceğe karşı uyarıyor… Bu “tatlı” yiyecek ne mi? Okuyun, şaşırın… International Wellness Directory’den alınan bu ilginç ve güzel yazının Türkcesini yayınlıyoruz.

Kanser en çok neyi sever?

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir. 1930′lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg’a Nobel ödülü kazandırmıştır.

Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz ‘ anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha fazladır.

Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa…

Proteinlerden şeker

Bu ziyan sendromuna kaşeksi denir. Kaşeksi vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) ‘glükoneogenez (yeniden glükoz yapımı)’ işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.

Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?

Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978′e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir. Kaşeksili hastaların yüzde 50′den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir ‘akıllı bomba’ üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine ‘Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.’ ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).

Kaynak: International Wellness Directory

Prof. Dr. Ahmet Aydının yorumu

Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur?

Aslında  Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg  yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1).

Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur (2-4).

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?

İngiltere’de 1815 de 5 kgcıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970de 50 kg’ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litredaha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları  diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse marda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
* Streslerden uzak durun
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın
* Aşırı alkol kullanmayın
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Popularity: 1% [?]

Kemaliye.net Forum, Ajans, Radyo

arşamba, Ocak 24th, 2007

Saygıdeğer Kemaliyeliler,

Sizlere elimizden geldiğince yenilikleri sunmaya gayret ediyoruz.

Unutmayalım ki Kemaliye.net artık sadece bir email grubu değildir.

KEMALİYE HABER AJANSI ve SİZİN YORUMLARINIZ:
Kemaliye Haber Ajansı ile sizlere haberdar etmektedir.
Sadece haberdar etmemektedir. sizlerin haberlere yorumlarınızı da yayınlamaktadır. Her haberin altında yorum kısmına tıklayarak kendi fikirlerinizi veya sorularınızı burada yazabilirsiniz.

KEMALİYE HABER AJANSINDA YAZAR OLMAK İSTER MİSİNİZ?
Kemaliye Haber Ajansı’na interaktif olarak internet üzerinden online yazı yazmak isteyen Dünya’nın dört bir yanından, Türkiye’nin her noktasından ve Kemaliye’den haber vermek isteyen hemşehrilerimizin de bu isteklerini bilgi@kemaliye.net adresine göndermelerini bekliyoruz. Lütfen özgeçmişinizi de göndermeyi unutmayınız.

KEMALİYE MAHALLE VE KÖY FORUMLARI
http://www.forum.kemaliye.net sitesi aktive olmuştur. Tüm Köylerimizin Mezralarımızın ve Kemaliyemizin her mahallesinin bir forumu vardır. Bu forumlarda sizler her konuyu görüşebilir, yazışabilirsiniz. Ayrıca diğer köylerin forumlarına da girebilirsiniz. Her köyün sorunlarına, gündemine vakıf olmak için bu sayfayı takip etmeniz yeterli olacaktır. Tüm hemşehrilerimizin köylerine ve forumlarına sahip çıkmalarını istiyoruz.

KEMALİYE KÖYLERİNİN İNTERNET SİTELERİ
Ayrıca tüm köylerimizi soyadı kemaliye.net olan köy siteleri ile birbirine bağladık. Kendi Köy sitenizden kendi köy forumunuza da ulaşabileceksiniz.
Örneğin:
Adak Köyü > http://www.adak.kemaliye.net
Apçağa Köyü > http://www.apcaga.kemaliye.net
Boylu Köyü > http://www.boylu.kemaliye.net

Kemaliye.net KEMALİYE (EĞİN) RADYOSU
Kemaliye.net Radyosu’nu da yaklaşık 1 yıl önce kurduk. Telif hakları konusunu araştırıyoruz. Aynı zamanda hali hazırda DJlerimiz radyoda çalınabilecek mp3 veya diğer formatlardaki türkülerimizi depoluyorlar. DJ arkadaşlarımız belirli bir depo kapasitesine ulaşınca radyomuzu da aktive edeceğiz. Ayrıca radyo deneyimi olan arkadaşlarımızla da işbirliği yapmayı düşünüyoruz.

http://www.radyo.kemaliye.net adresinde olacağız.
DJ veya radyo program yapımcısı olmak isteyenlerin bilgi@kemaliye.net adresine email atarak isteklerini belirtmeleri yeterli olacaktır. Lütfen özgeçmişinizi de göndermeyi unutmayınız.

Saygılarımızla
Kemaliye.net
“1999′dan beri sizin için çalışıyor!”
Kemaliye Hemşehrileri Haberleşme ve İletişim Kanalı
http://www.kemaliye.net

Kemaliye Köyleri ve Mahalleleri Forumu
http://www.forum.kemaliye.net

Kemaliye Haber Ajansı
http://www.ajans.kemaliye.net

Kemaliye.net Kemaliye (Eğin) Radyosu
http://www.radyo.kemaliye.net

Popularity: 3% [?]

Önemli: Kadastro Çalışmaları Hakkında Sorular ve Bilgilendirme

arşamba, Ocak 24th, 2007

Kadastro öncesinde eski tapu kayıtlarının tercüme edilmesi (ya da edilememesi) çok önemli bir sorun. Bunun çözüm yolları tartışılabilir, ancak yeterli zaman bulunmamaktadır. Şu anda yüklenici KIŞ SÜRESİNİ kullanmaktadır. Kısa bir süre sonra çalışmalar yeniden başlayacaktır. Çalışmaların başlamasıyla birlikte kadastro çalışması tamamlanan köyler önce 30 günlük askı ilânına çıkartılacak, itiraz edilmeyenler tapu siciline tescil edilerek Tapu Sicil Müdürlüğüne devir edilecektir.

En kısa yol; ellerinde eski tapu kaydı bulunan kişilerin, bu belgeleri YEMİNLİ TERCÜMANLARA tercüme ettirmeleri ve bir örneğini ilgili kadastro müdürlüğüne vermeleri. Bugün gelinen nokta   ve önümüzdeki kısa süreç dikkate alınarak, şimdiye kadar yapılması gerekenleri tartışmak veya uzun vadeli çözümler aramak hak kaybına neden olabilir.

(Soruların e-posta ile Hüseyin Hoşafçı Bey’e sorulması, gerek sorunun detaylı anlatılabilmesi, gerekse onun soruları cevaplamak için daha fazla zaman ayırabilmesi açısından önemlidir. Ankara’da olanlarla randevulaşarak Dernekte veya çalışma ofisinde kendisiyle görüşebilir. Böylece ellerindeki belgeler ışığında daha detaylı bilgi alış-verişi olabilir. > Hüseyin HOŞAFÇI Tel: 0.532.5974314 Email: hhosafci@gmail.com )
ÖNEMLİ BİLGİLER:  

KADASTRO, TEK BAŞINA KURUM VE ÖZEL SEKTÖR ÇALIŞANLARININ YAPACAĞI BİR ÇALIŞMA KESİNLİKLE DEĞİLDİR . KADASTRO EKİBİ, ELİNDEKİ BELGELER VE BİLİRKİŞİ BEYANLARI IŞIĞINDA KARAR VERECEKTİR. KISACA BİLİRKİŞİLER GÖREVİNİ YAPMAZ YA DA HATALI YAPARSA VEYA SİZLER ELİNİZDEKİ BELGELERİ ZAMANINDA KADASTRO ÇALIŞANLARINA VERMEZ İSENİZ KADASTRONUN DOĞRU OLMASININ İMKÂNI YOKTUR. DAHA SONRA YAPILAN HATANIN DÜZELTİLMESİ İÇİN MAHKEMELERLE UĞRAŞMAK YERİNE,YAPIM AŞAMASINDA GEREKLİ HASSASİYETİ GÖSTERMEK GEREKİR.

KADASTRO BİR DEFA YAPILIR VE YAPILACAK BİR HATA NESİLLERİ ETKİLER. BU KONUDA TİTİZLİK GÖSTERMEK SADECE SİZİN İÇİN DEĞİL, SİZDEN SONRA GELEN MİRASÇILARINIZ İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİDİR.

GÜNÜMÜZDE KADASTRO ÇALIŞMALARINDA, ÖZEL SEKTÖRDEN DE FAYDALANILMAKTADIR. TEKNİK KISIM TKGM ÇALIŞANLARI KONTROLÜNDE ÖZEL SEKTÖR TARAFINDAN, HUKUKİ KISIM İSE TKGM ÇALIŞANLARI  TARAFINDAN BİRLİKTE, EŞGÜDÜM İÇERİSİNDE YAPILMAKTADIR. BU NEDENLE BİR KÖYÜN KADASTROSU İÇİN GEREKLİ SÜRE ÇOK KISALMIŞTIR. BU, SİZİN BELGE VE BİLGİLERİ VERMENİZ İÇİN GEREKLİ SÜREYİ DE KISALTMIŞTIR.

KÖY DIŞINDA İKÂMET EDENLERİN HERHANGİ BİR HAK KAYBINA UĞRAMAMASI İÇİN , KÖYLERİNDE KADASTRO DEVAM ETTİĞİ SÜRE  ZARFINDA MÜMKÜNSE KÖYDE OLMALARI, DEĞİL İSE SÜREKLİ TAKİP ETMELERİ ÇOK ÖNEMLİDİR.

Kadastro yapılacak yerde taşınmaz malı bulunan kişiler, bu konuda ellerinde bulunan tüm belgeleri (onaylı örneklerini) köylerinde çalışma başladıktan sonra kadastro teknisyenlerine vermek zorundadırlar. Belgeler, köyde çalışma yapan kadastro teknisyenlerine ya da ilgili Kadastro Müdürlüğüne bir dilekçe ekinde verilebilir. Dilekçede, belgelerin hangi köyde yapılan çalışmalar için verildiği ve belgelerin neler olduğu açıkça yazılmalıdır. Dilekçe ilgili birime verildikten sonra mutlaka “ALINDI BELGESİ” istenmelidir. Bu belgede, dilekçenin hangi tarihte alındığı ve hangi sayı ile kayda girdiği mutlaka yazmalı ilgili kişi tarafından imzalanmalıdır.

KADASTRO İŞLEMİNE İTİRAZ:
1.   Kadastro Müdürlüğüne veya çalışma alanındaki Kadastro Teknisyenliğine çalışma alanında ölçülmedik taşınmaz mal kalmadığına dair tutanağın düzenlendiği tarihe kadar yapılabilir. Herhangi bir belgeye dayanmayan itirazlar müdürlükçe komisyona intikal ettirilmez ve bu husus ilgilisine bir yazı ile duyurulur. Bu duyuruda, askı ilanı süresi içinde Kadastro Mahkemesinde dava açılabileceği bildirilir. Belgeye dayalı yapılan itirazların sonucu ise askı ilan cetvellerinde gösterilir ve taraflara ayrıca tebligat yapılmaz.

2.   Kadastro çalışmaları tamamlandıktan sonra, sınırlandırma ve tespiti yapılmış olan taşınmaz malların kadastro sonuçları, askı ilan cetvelleri düzenlenmek suretiyle 30 gün müddetle Kadastro Müdürlüğünde, taşınmaz malların bulunduğu köy veya mahalle muhtarının çalışma yerinde ve ayrıca, belediye teşkilatı varsa belediye başkanının göstereceği yerde ilan edilir. Bu ilan, şahsen tebliğ hükmünde olup, itirazı olanların bu süre içinde yetkili Kadastro Mahkemesinde dava açmaları gerekir.

3.   Askı ilan süresi içinde dava açılmayan parsellerin tespitleri kesinleştirilerek tapuya tescil edilir. Tespitleri kesinleşen parsellerde, tespitlere yönelik idari yoldan resen bir iptal, değişiklik veya düzeltme yapılamaz.

4.   Askı ilanı süresi içinde dava açamayanların, hak iddiasında bulunduğu parselin tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde mahallin hukuk mahkemelerinde genel hükümlere göre dava açma hakları vardır.   Bu 10 yıl,  hak düşürücü süre olup, bu süre geçtikten sonra, kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak sınırlandırma ve tespitlere karşı itirazda bulunulamaz ve dava açılamaz.

Popularity: 2% [?]

Hrant Dink

Cumartesi, Ocak 20th, 2007

Bu taşeronlar kimler ve nasıl tetikleniyorlar? İşte asıl bulmamız gereken cevap bu!

Türkiye’miz malumunuz sınır komşumuz Irak’ın Kerkük isimli bizsel öznesine karşı biraz duyarlılık göstermeye başlamış idi. Hatta bu duyarlılık muhalefet partisinin ve de onunla beraber iktidar partisinin savaş çığlıklarına kadar uzanan bir etkisiz, tepkisiz ve sonuçsuz bağırışmasına kadar gitmişti. Ama işte sadece o kadar, sadece yankıları kaldı o bağırıp çağırışmaların gök kubbede.

Ve şimdi “Hrant Dink’in Katledilmesi” ile hedeflenen nedir sizce?

“Sen misin Kerkük’e gireriz diyen Başbakan!” dedi birileri. Sen misin Irak’ın içişleri ile uğraşan mesajlar veren. “Sen misin savaş çığlıkları atan muhalefet lideri!” dedi birileri. Ve bize siz misiniz Kerkük’te Türkmen dediğiniz soydaşlarınızın haklarını savunacak, Kürt kardeşlerinizin devlet kurmasına mani olacak olan Türk Halkı. Hadi bakalım.

İşte onlar sizseniz, bakın sizden olan Hrant Dink’e. İşte böyle katledilir ve siz bir millet olarak en hassas noktanızdan böyle yara alırsınız. Ve siz ve sizin Başbakanınız, Muhalefet Lideriniz, İktidar Partiniz, Genel Kurmayınız işte böyle kala kalır. Kendi derdinize böyle düşersiniz, gömülürsünüz dedi birileri.

Siz misiniz milliyetçilik duygularınız kabararaktan Kerkük’e karışmak isteyen, işte size öyle bir tokat ki o milliyetçilik duyguları kabaranlarınızın hepsi suçlu ilan edilir vicdanlarda ve sadece bir olayla. İşte sizin ülkeniz bizim elimizde dercesine, hem de sadece ekonominiz değil!

Arkadaşlar yapılanlar artık kör olana dahi çok bariz görünür vaziyette. Verilen mesajda belli değil mi sizce? Halen basınımızdan big brother’ın sivil toplum örgütlerine veya firmalarına danışmanlık yapan maaşlı, köşeleri kapmış yazarlarımız tartışa durur ekranlarda. O muydu, bu muydu diyerek big brother’ın kim olduğunu düşünür düşünürlerimiz.

Benim kanıma dokunan fikri her ne olursa olsun bizden birini kaybetmiş olmamız. Bizden diyorum çünkü bu memleketi terkedip gitmeyen, bu ay yıldızlı bayrak altında ulusuna saygısıyla, bayrağına ve ülkesine sevgisiyle hakkını arayan herkes bendendir, ben gibidir. O kişiyi fikri ne olursa olsun dışarıdan biri olarak görmem, bana küfretse bile. Bu ülkenin toprağına benim kadar kökü geçmiştir çünkü. Çünkü benimle beraber onunda kökünü sökmek lazım gelir bu ülkeyi bitirmek için.

Yazık oldu arkadaşlar. Neden mi?
Maalesef içimizden birinin daha kökünü söktüler de ondan.

Neden oldu biliyor musunuz?
Çünkü biz susmayı ve sessizce elimizi çalıştırmayı bilemedik. Ne Kerkük’te ne de tüm Irak’ta. Liderlerimiz iş yapacağına, ordumuzu, kuvvetlerimizi gizliden çalıştıracağına, çığırtkanlık yaptılar. Ellerini açıkça rakiplerine gösterdiler, basbas bağırıp ilan ettiler. Ve sonuçta ne oldu. Bir gözdağı daha verdi sevgili yeni komşumuz. Dedi ki sen ilk önce kendi iç işlerine bak. Ondan sonra ordan ahkam kes.

Ne gerek vardı o kadar aklındakini, kalbindekini hatta midendekini dışarı dökecek, sert konuşacak? Yapacağın bir şey varsa keşke konuşmadan yapsa idiniz sayın yönetimimiz. Keşke konuşmak yerine icraat yapmaya baksaydınız. Keşke tribünlere oynamak yerine skor yapsa idiniz.

Belki Irak ile ilgili, Kerkük ile ilgili yapmak istediklerinizi böyle hovardaca meydanlarda aleni açıklamasa idiniz. Tribünlere oynamasa idiniz. Sadık vatandaşımız Hrant Dink şimdi hayatta olurdu. Bizde ailesine başsağlığı dilemeyi aklımızdan bile geçirmezdik.

Ne yapılması lazım?

Bu zamanı gelince sahibinden emrini alıp harekete geçen taşeronları bulup onların zehirli bitkilerinin köklerini teker teker sökmek lazım. Hemde bunu başımıza bu tür olaylar gelince değil devamlı takip etmek ve yapmak lazım. Bu can suyu zehir dolu bitkileri buluncaya, köklerini sökünceye kadar bence her konuda millet olarak uyanık kalmalıyız. Kurt postu giymiş ithal taşeron koyunlarına da dikkat etmeliyiz.
Her zamanki gibi kalan sağlar bizimdir.

Saygılarımızla,

EDİTÖRDEN

Popularity: 1% [?]

Yöremiz: KEMALİYE (Eğin)

Cuma, Ocak 19th, 2007

Yöremiz: KEMALİYE (Eğin)

Tarihi:
Fırat ve Dicle vadilerinin genellikle Pers egemenliğinde olduğu dönemlerde Kemaliye’de (Eğin) Pers egemenliğinde kaldı. Eğin, daha sonra başlayan Roma devri ve onu takiben Bizans dönemini yaşadı. İslamiyetin yayılmaya başlamasıyla birlikte Arap orduları bölgeye akınlar düzenlediler ve Hz. Ömer evladından Emin Ömer Bin Lokman tarafından Eğin islam egemenliği sınırları içine katıldı. Daha sonra Malazgirt Meydan Muharebesi ile bölge Türklerin eline geçti ve Selçukluların Anadolu’ya hakim olmaları ile birlikte Selçuklu Egemenliği başladı. İlk olarak Çelebi Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Egemenliğine giren Eğin’e, bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında çok önem verilmiştir.Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemler almış, Kafkasya’dan gelen aileleri Eğin’e yerleştirerek, geçimlerini sağlamaları için İstanbul’da et satışını yönetmek üzere bir ferman vermiştir. Fermanda “Eğin ve 19 pare köyüne …” deyimi bulunmaktadır. Daha sonra IV.Murad döneminde odun ve kömür kethüdalığıda Eğin’e verilmiştir. Kemaliyelilerin büyük şehirlerde genelde kasap ve kömürcü olmalarının temelinde bu hususun önemli bir yeri vardır.
Eğin, XIX.yüzyılın ilk yarısında Harput’a ve 1878′de Mamuret-ül-Aziz (Elazığ) vilayetine bağlanmıştır. Daha sonra Malatya’ya bağlanan Eğin’in adı 1922 yılında TBMM icra vekilleri tarafından kemaliye olarak değiştirilmiş, 11 Mayıs 1938′de ise Erzincan’a bağlanmıştır.
Kemaliye nüfusu XVI. yüzyıldan itibaren artmış, XIX. yüzyılda duraklamış ve XX. yüzyılda ise giderek azalma göstermiştir. 1890 yılında nüfus 19 bin olarak bilinmektedir. Büyük kentlere, özellikle İstanbul ve Ankara’ya göç nedeniyle, nüfus 3.000′e düşmüştür.

Elazığ ve Malatya illerine bağlı ilçe iken, 1938 yılında Erzincan iline bağlanmıştır. İlçenin Eğin olan adı,  Mustafa Kemal’in anısına Kemaliye’ye çevrilmiştir. Kemaliye Fırat’ın Karasu kolu üstünde, sağ kıyıda kurulmuştur. Doğudan Munzur Silsilesi, batıdan ise Sarıçiçek dağları ile çevrili olup, deniz seviyesinden 825-900 m. yüksekliktedir. Keban Barajı yapıldıktan sonra yükselen su seviyesi Kemaliye önünde bir göl oluşturmuştur.

Kemaliye’nin en önemli sorunlarından biri ulaşımdır. Çevresindeki en yakın il’e yaklaşık üç saat mesafede olan ilçenin dağlık oluşu, ulaşımı zorlaştırmaktadır. Kemaliye, Erzincan’a 163 Km. Malatya’ya 175 Km. ve Elazığ’a 145 Km. uzaklıktadır. Elazığ ve Malatya’dan gelen Karayolları birleşerek Arapgir’e ve daha sonra Kemaliye İlçe merkezine ulaşır. Bu yol, Bağıştaş demiryolu istasyonuna ve oradanda İliç-Kemah istikametinde devam ederek, Kemaliye’yi Erzincan’a bağlar.

İlçe sınırları içinden doğup Karasu’ya karışan önemli su kaynakları; merkez ilçenin bağrından kaynayan Kadıgölü, Sarıkonak Köyü Suyu, Umutlu (Barasor) deresinin sularını toplayan Ziyaret Suyu ve Kekikpınar köyünden kaynayan Müran çayıdır. Ayrıca ilçe merkezine yakın ve çevredeki komşu köylerin bahçelerini besleyen Kırkgöz Kaynağı Kemaliye’yi ve Karasu vadisini yüksekten seyreden fevkalade bir güzelliğe sahiptir.                                                             

Kemaliye’nin dağlık yapısı dağ sporlarının yapılması ve geliştirilmesi bakımından oldukça elverişli bir ortamdır. Ayrıca bu arazi yapısı bir çok yabani hayvanın yörede yaşamasına ve barınmasına neden olmuştur. Yüksek kayalıklar arasında yaşayan dağ keçileri zaman zaman ilçe yakınlarına kadar sokulmakta ve seyredilebilmektedir.

Halıcılığı ile ünlü olan ilçemizde, her yıl halı festivali düzenlenmektedir. İlçede Kemateks  çuval fabrikası vardır.

TURİSTİK YERLER:

Kemaliye Etnoğrafya Müzesi:  Orta katın girişinden sonra bulunan büyük salon, ara holler, bir büyük ve üç küçük odadan oluşan bölümleri etnografik eşyaların ve folklorik kıyafetlerin sergilendiği etnoğrafya müzesi olarak oluşturulmuştur.

Endiçi Kalesi:      Aşutka köyü arazisindedir. İlk çağdan günümüze ulaşan yerleşim alanıdır.

Roma Mezarlığı:      İlçenin güneyinde, Fırat nehrinin içindeki taşlar üzerindedir.

Pigan Kalıntıları:İ      lçenin kuzeybatısındadır. Roma, Bizans, Selçuklu dönemlerine ait kalıntılar vardır.

Hasgel Kalıntıları:      İlçenin doğu kesiminde, Roma döneminden günümüze ulaşan kalıntılardır.

Aranias Kalıntıları:      Kale, toylantı salonu ve kilise önemli yapılardır. Çoğu yıkık durumdadır. Kalıntılar Roma dönemine kadar uzanmaktadır.

Topkapı Kalesi:      Dutluca köyü yakınındadır. Son cemaat yeri sonradan eklenmiştir. Minaresi Selçuklu özelliği gösterir. Mescit bölümü orijinal özelliğini korumuştur.

Orta Camii: Kadıgölü’nün kıyısında bulunan Orta Camii’nin, 17. ve 18. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır. Dört ana ayak üzerine oturan kubbe, caminin tüm tabanına hakimdir.

Kışlacık Köyü Camii: 1005(1596) yılında Melik Ahmet , Paşa tarafından yaptırılmış, halen cami olarak kullanılmaktadır.

Salihli Köyü Camii: 1305 tarihi bulunan camii, halen kullanılmaktadır.

Taşdibi Cami: İlçe merkezinde 1051(1641) yılında, yapılmış ve cami olarak kullanılmaktadır.

Yeşilyamaç Köyü Camii: 1213-1275 tarihlerini, taşıyan cami, Padişah Abdülmecit tarafından yaptırılmıştır.

Başpınar Köyü Camii: Caminin kitabesinde “(Rumi 1025 El hacı Hüseyin Abdullah) IV Murat zamanında 1111-1112 Bekçiler Başı Müdürü Başpınar’lı Salim Ağa ‘’yazılıdır .


Ala Mağarası:  İlçenin kuzeydoğusunda bulunan ala mağarasının, içinde dehliz ve kanallar bulunmaktadır. Girişinde sızıntı olarak akan suyun, ala ve sedef hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

KIRKGÖZ:

Ocak Köyü (Hıdır Sultan Abdal Ocağı):      Çok eski yüzyıllarda, “Şeyhler” olarak bilinen köyün, günümüzdeki adı Ocak’tır. Ancak, köyün kurucusunun maneviyat dünyasına candan bağlı olanlar, bu isim yerine çoğunlukla Hıdır Abdal Sultan Ocağı ismini kullanırlar. Köy, ilçe merkezi Kemaliye’ye 40 km uzaklıktadır. Konuk evleri, hamamları, camileri, kütüphanesi ve okulu gibi sosyal tesislerinin yanısıra müzesi, helikopter pisti, çeşmeleri, düzenli ve bakımlı yolları ile örnek ve görülmeye değer bir Anadolu köyüdür.

Hıdır Abdal Türbesi:      Türbe, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin özelliklerinde yapılmıştır. Yapıya tümüyle taş işçiliği hakimdir. Yapılış tarihi ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Varlığı dönemin padişah fermanlarıyla tescil edilen, daha sonra 1925 yılında yürürlüğe konan bir yasa uyarınca kapıtalan ve 24 yıl sonra yeniden açılan Hıdır Abdal Sultan Türbesi tarihe ışık tutan anıt bir eser olarak halkımızın ziyaretine açıktır.

Köylere göre gezilecekler:

Toybelen Köyü: Toybelende Ermenilerden kalma iki kilise, buraya ait iki kemerli köprü ve bir cami yer alır. İmam İdris Efendi Türbesi halkın kutsal saydığı ziyaret yeridir.

Venk Köyü: Venk köyünde Venk ve Sorak kalelerinin kalıntıları bulunur.

Yeşilyamaç Köyü: Yeşilyamaç köyünde bir cami, bir de han vardır. Ayrıca Evliya Efendi adıyla bir türbe bulunur. Karayok dedikleri en yüksek tepe Kemaliye’yi kuşbakışı olarak gören mesire alanıdır.

Yuva Köyü : Kirazı ile ünlü Yuva köyünde iki kilise kalıntısı ve görenleri hayran bırakan çeşme yer alır.

Başpınar Nahiyesi : Başpınar’da bir çok çeşme, üç cami ve Koçu Baba adını verdikleri ermiş ulu bir kişi devamlı ziyaret edilir.

Ocak Köyü : Ocak köyünde adı Hıdır Abdal Sultan olan önemli bir türbe vardır. Bu türbe halk için çok kutsaldır. Bu türbe Osmanlı ve Selçuklu mimarisi ile inşa edilmiştir

Mesire Yerleri:

Kırkgöz: Güzel bir tabiat köşesi olan Kadıgölü, çeşitli efsanelere de konu olan bir su kaynağıdır. İlçenin en önemli piknik alanlarından biri olup, yaz mevsiminde halkın en itibar ettiği alanların başında gelir. Kayaların arasından çıkan buz gibi suların yanında Kemaliye’yi tepeden gören ve doyumsuz bir manzaraya sahip olmasıyla ünlü olup, çevre il ve ilçelerden dahi piknik yapmaya gelenler dahi olmaktadır.

Çerkezin Çeşme: İlçe merkezi ile Apçağa Köyü arasındaki yolun kenarında bulunan bu çeşme ayaküstü bir şeyler atıştırmak için ideal bir yerdir. Yandaki derenin iç kısmına girildiğinde ise yazın en sıcak günlerinde bile bir serinlik olması nedeniyle rağbet edilmektedir.

Sırakonak Köyü: Sırakonak köylülerinin büyük bir özveriyle yaptıkları soğuk ve bol suyu olan çeşme, başlarındaki piknik alanları aileler için çok cazip yerlerdendir. Üç dört yerde düzenlenmiş bu alanlardan lavabo, masa,WC ve bazı imkanlar halkın istifadesine sunulmuş olması takdir edilecek bir hizmettir.

Mazman Çeşmesi: İlçeye 14-15 km.uzaklıkta sarıçiçek yaylası sınırları içinde bulunan bir yer serin esen rüzgarı, mevcut oturma alanları ve buz gibi suyu ile iyi bir dinlenme mekanıdır.

Seyit Ali Parkı: İlçe merkezinde olup, belediye tarafından yaptırılan bu park, alan düzenlenmesi ve konumu itibariyle hiç boş kalmamaktadır. Bilhassa yaz akşamları ailelerin en çok ilgi duydukları yerlerdendir.

Kadı Gölü Parkı: İlçe merkezinde Kadı Gölü suyu kaynağı yanında bulunan bu yer gerek mahalli sakinleri ve gerekse kısa zamanlı dinlenme için tercih edilmektedir.

Taşyolu Karanlık Kanyon: Taşyolu boyunca her ne kadar su kaynağı çok nadir olsa da Kanyonun muhteşem görünüşü ve dağ keçilerinin seyri nedeniyle gerek ilçe halkının ve gerekse gezi amacıyla ilçeye gelenlerinin vazgeçemediği yerlerdendir.

Ayrıca Kozlupınar Köyü’nde ulupınar, Yeşilyamaç Köyü’nde Karayok Başı ve Aşağı Umutlu Köyü’nde ziyaret suyu gözesi enteresan özellikleri olan yerlerdendir.

Ayrıca yol kenarlarındaki mevcut çeşme başları da halk tarafından zaman zaman piknik amaçlı kullanılmaktadır.

El Sanatları                                                                                 Kemaliye çok çeşitli el sanatlarına sahiptir. Özellikle halı ve halıcılık halkın uğraştığı bir el sanatıdır. Bununla beraber Kemaliye, şal veya eşarp, kapı tokmakçılığı, demircilik vb… bir çok el sanatlarına sahiptir.

Halıcılık:
Geleneksel motif ve renklere bağlı kalınarak, el uğraşında önemli bir dal olan halıcılık sanayi, çeyrek yüzyıla kadar ilçe ekonomisine büyük katkı sağlamıştır. Tarihsel bilgilere göre 1887 yılında İran’dan gelip, Eğin’e yerleşen göçmenlerin başlattığı; yerli halkın benimseyip geleneksel bir sanat olarak sürdürdüğü halıcılık Eğin’e büyük ün kazandırmıştır. Eğin halısı uzun yıllar Türkiye üçüncüsü olarak halıcılıktaki yerini korumuştur. Eğin halısını diğer halılardan ayıran en önemli özellik atkı ipliğinin mavi boyalı oluşudur. Bunun dışında kenar püskülleri aynen saç örgüsü gibidir. Diğer yerlerde dokunan halılar, dokunduktan sonra kesim ve tıraşlama yapılarak yıkandığı halde, Eğin halısına tezgahtan çıktıktan sonra herhangi bir işlem yapılmaz.Eğin halısında bir santimetre karede 36 ilmek (Düğüm) vardır. Halının kalınlığı genelde 8 mm’dir. Dokumada 2.5 numara yün ipliği, atkısında ve çözgüsünde 20 numara pamuk ipliği kullanılır. Çözgüsü 15 kat, atkısı ise 15 kattır. 2002 yılı itibariyle Kemaliye Kaymakamlığınca, halıcılığın canlandırılması amacıyla bu sanat, ilk olarak Apçağa Köyünde hayata geçirilmiş olup; ilçe merkezi ve köylerimizde de dokutulmaya başlatılacaktır.

Kapı Tokmakçılığı:
Dış kapı kanatları üzerindeki döğme demir kapı tokmakları, işlevsel elemanlarının yanı sıra, zengin motif çeşitleri ile de dikkat çeker. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı kullanımına ayrılmış , kalın ve ince sesler çıkaran ses verme elemanları ayna üzerinde yer alır. Birincisi erkek misafirler için olanıdır ki bu üstte yer alır. İkincisini kadın misafirler kullanır ve bu tokmak altta bulunur ve ince ses verir. Böylece ev halkı kimin geldiğini tahmin edebilir.

Günümüzde Kemaliye’de bir demirci ustası tarafından üretilen kapı tokmakları, süs eşyası ve hediyelik eşya olarak kullanılmaktadır.                                       

Gazenne:
Gazenne dokumacılığının kökeni bu yörede çok eski dönemlere dayanmaktadır. 1960 lı yıllara kadar Eğin’de her evde bir veya iki evde gazenne dokunduğu, halkın yüzde doksanına yakını dokuma yaparak geçimini sağladığı bilinmektedir. Dokunan gazenneler pijama, gömlek, entari şalvar ve sofra bezi olarak kullanılırdı. Gazennenin ham maddesi pamuk ipliğidir. Vatandaşlar bu ipleri işleyip çeşitli renklerde boyayarak el tezgahlarından dokumuştur.

Yemeni:
Yemeniciliğin kökeni Eğin’in eski tarihine rastlanmaktadır. 1900 lü yıllara kadar uzanmaktadır. Günümüzde Eğin yemenisi adı verilen ayakkabılar evlerde süs eşyası olarak sergilenmektedir. Eğin yemenisinin özelliği, tek tip olmasıdır. Bu kalıplarda sağ ve sol diye ayrım yapılamaz. Kadı yemeni kalıplarında zenneler 35-36, zerderger 37 ve uluorta 38 numaradır. Erkek yemeni kalıpları, kaba rüzgar 44, rüzgar 42 ve orta 40 numara kalıp isimleridir.

Popularity: 3% [?]

e-kobi: Gazozu bıraktı, organik meyve suyuyla 13 milyon doları aştı

arşamba, Ocak 17th, 2007
Sayın Hemşehrilerimiz,

Aylardır anlatmaya çalıştığım konuları çok iyi ispatlayan bir haberi göndeiyorum.Dünkiü Hürriyette yayınlanmıştı.Lütfen okuyunuz.
Selam ve saygılar,
Dr.Dt.Gülnur Gürler

e-kobi: Gazozu bıraktı, organik meyve suyuyla 13 milyon doları aştı

6 Ocak 2007
e-kobi: Gazozu bıraktı, organik meyve suyuyla 13 milyon doları aştı Uzun yıllar gazoz üretimi yapan Yaşar Eşmekaya’nın oğlu Çağrı ile kurduğu Elite Naturel, 12 farklı organik meyve suyunu Kanada, ABD, Japonya, Avustralya, İngiltere ve Almanya’ya ihraç ediyor. Şirketin cirosu 13.4 milyon dolara ulaşıyor.

AKSARAYLI Yaşar Eşmekaya, 1994’e kadar maden suyu bayiliği ve gazoz üretimi yaptı. Oğlu Çağrı’nın da girişimci olmak istemesi üzerine yeni bir ürün projesi geliştirdi ve Elite Organik Meyve Suları’nı kurdu. Eşmekaya’nın, Ankara’daki 2 fabrikasında üretilen nar, armut, kavun, üzüm başta olmak üzere 12 farklı organik meyve suyu; Kanada, ABD, Japonya, Avustralya, İngiltere, Tayvan, Çin, İsveç, İsviçre ve Almanya’ya ihraç ediliyor. Elit Naturel’in cirosu iç pazardan 11, ihracattan 2.4 milyon dolar olmak üzere 13.4 milyon doları buluyor. Şirket ihracatını üç yılda 5’e katlamayı hedefliyor.

ANKARA GAZOZU ÜRETTİM: Elite Naturel İçecek San ve Ticaret Limited Şirketi (Elite Naturel) Genel Müdürü Yaşar Eşmekaya şöyle başlıyor anlatmaya: “Aksaraylıyız. Orta ve liseyi Nevşehir’de okudum. Ankara’da İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdim. Askerlikten sonra 1975’te ticarete atıldım. Önce mali müşavirlik yaptım. Bir süre sonra meyve suyu ve maden suyu bayiliği aldım. Eşimin Ankara’ya tayin olması nedeniyle ticarete Ankara’da başlamış oldum. Meşhur Ankara Gazozu’nun da bayisiydim ve bir süre sonra Deva Holding bu şirketi Coca-Cola’ya satınca patent ödeyerek Ankara Gazozu ürettim. 1994’e kadar böyle sürdü.”

BIRAKIRKEN OĞLUM DEVREYE GİRDİ: Yaşar Eşmekaya, uzun yıllar kendi çapında ticaret yapıp oğlu Çağrı’yı okuttuğunu ve onun Bilkent’te öğretim üyesi olarak yoluna devam etmesini istediğini söylüyor. Eşmekaya, “Ben artık işleri kapatıp emekli hayatı yaşamaya karar vermiştim. Çağrı, yüksek lisans yaptı, doktora sınavını kazandı ve biz onun bilim adamı olmasını beklerken o bize ’baba artık ben okumak istemiyorum, yeter’ dedi. Öğrencilikten bıkmıştı. Öyleyse, bir iş yapalım ama çok iyi bir iş olsun diye karar aldık” diyor.

KALİFORNİYA’DA ARAŞTIRMA: Yaşar Eşmekaya, oğlu Çağrı ile birlikte iş yapma kararı alınca oğlunu bir gıda mühendisiyle birlikte yurt dışında 3.5 aylık bir araştırma yapması için önce Kaliforniya’ya gönderdiğini söylüyor. Eşmekaya, şöyle devam ediyor: “Çağrı 3.5 ay yurtdışında araştırma yaptı. Kafamızda organik üzüm suyu üretimi vardı. Kaliforniya’da uzun süre kaldı, oradan İtalya ve Fransa’ya geçti. Sonra 1998’de Ankara’da yer kiraladık ve makineleri aldık. Üzümü bir başkasının fabrikasında sıktırdık ve organik üzüm suyuyla başladık.”

DÜNYADA NE VARSA BAKTIK: Eşmekaya Ailesi’nin ürün aratırması fabrika kurduktan sonra da devam eder. Yaşar Eşmekaya, şöyle konuşuyor: “Doğallığını koruyacak organik meyve suyu yapmak hiç kolay değildi. Nasıl yapılacağını öğrenmiştik ve üzüm ile başlamıştık ama yeni ürünler gerekiyordu. Bunun için de dünyadaki organik fuarlara kafaya taktık ve ürünleri araştırmaya, takip etmeye başladık. Dünyadaki genel eğilimin de özellikle zengin pazarlarda organik sağlıklı ürünlere döndüğünü görüyorduk. Bu alanda Türkiye’de üretici olarak ne yapabiliriz diye düşündük. 2000 yılından itibaren müracaatlarımızı yaptık ve 2002’de de organik ürün sertifikalarımızı almaya başladık.”

Bebeklere organik meyve suyu yaptık Almanya’da eczanedeyiz

ELİTE Naturel Genel Müdürü Yaşar Eşmekaya, konsantre olmayan direkt organik meyveden sıkma doğal meyve suyu üretmenin büyük zorlukları olduğunu söylüyor ve buna rağmen ısrarla yeni ürünler denediklerini anlatıyor. Eşmekaya, “Armut, ayva, nar, kavun, elma suyu yaptık. Araştırmalar sürerken bebekler için doğal meyve suları olmadığını da gördük ve üniversiteden destek alarak bu konuda üretim yaptık. Bebeklerdeki kabızlık, kansızlık gibi sorunlara yardımcı organik ürünler geliştirdik. Bu ürünümüz en çok Almanya’da tuttu ve şu anda eczanelerde satılıyor. Nar ve üzüm çekirdeği ekstratı da üretiyoruz. Ayrıca dünyaca ünlü bir bebek maması şirketine de fason üretime başlayacağız” diyor.

Popularity: 2% [?]

Kemaliye’yi sevenlere, Kemaliyeliyim diyenlere açık davet!..

arşamba, Ocak 17th, 2007

Değerli dostlar..
Bir küçük şehir,doğunun “uzaklarında”,yalnızlığa terkedilmiş bir küçük şehir,birkaç yıldır bir avuç yerleşik insanıyla,birkaç gurbetçisiyle bu yalnızlığını kırmaya,ulusuyla,Dünya ile kaynaşmaya çalışıyor.Vasıflı turizm ile,sahip olduğu azsayıdaki dut gibi ürünleriyle ,mutlaka seyirlik kalması gereken yaban yaşamı ile, insanını ata ocağını tüttürmeye ,memleketini mahzunluktan kurtarmaya çağırıyor.Belki farkında değilsiniz zaman zaman çevre illere,ilçelere örnek oluyor..
Ama gelin görün,gene bu memleketin bağrından çıkan çok büyük bir yetişmiş kitle ise sadece bu durumu seyretmeyi tercih ediyor.Mühendisiyle,öğretim görevlisiyle,işadamıyla,yurt içinde ,dışında yetişmiş son derece vasıflı “insan gücüyle”,şu yazıları okuyan,okuyamayan,duyan” memleketin değerli evlatları,nerelerdesiniz?.. “Dut için,”Eğin dutu” için çabalayanlara bir anketi bile doldurmayı es geçiyorsunuz..
Daha vahim bir küçük kitle ise,millet Munzurun suyunu şişeleyip satarken,organik tarıma dayalı meyvecilik yaparken,her yeniliğe muhalefet edip, pisliğe boğulan mesire yerlerini kurtaracak “rekreasyon projelerine”bile çelme takıp,”En hakiki Eğinli biziz”diye şişinmeyi tercih ediyor.Eskiden,haberleşme imkanının bu kadar gelişmediği dönemlerde bu türden hemşolarımız, fısıltı ve dedikodu imkanından da yararlanarak bir sürü özverili insanımızın ,memleket yararına çabalarında heveslerini kırmayı başardılar.

Türkiye Kuzey Irak a müdahil olurmu?Yanıbaşımızda huzursuzluk vukubulurmu?Bunları bilmek,boyutlarını kestirmek çok mümkün gözükmüyor.Ama görünen bazı gerçekler varki,bunlardan mutlak Kemaliyemizin yararlanması lazım;Erzurumda olimpiyat yapılacak..Üniversiteler kış olimpiyadı..Bundan tam bir sene önce İstanbul Polat Renaissance deki Doğa Sporları ile ilgili bir toplantı vesilesi ile İstanbulda bulunan olimpiyat hazırlık komitesindeki bir kısım zevatı toplantımıza davet etmiştim.Kemaliye ,Erzuruma çok uzak değildir,sabah çıkan öğlene Kemaliye mize gelir.Kış ayları ilçemiz malumunuz iyiden iyiye mahzunlaşır..Erzurum ve yarın Erzincan ..Kış sporlarında merkez olacaklar.Erzincan Ergan dağı projesi mutlaka gerçekleşecek.Kemaliye 2,5 saatlik mesafedeki ilinden iyileşen yol imkanları ilede mutlaka daha çok misafir çekecek cazibeye ulaşmalıdır.
Eğinli zekidir ,çalışkandır ama” kollektif “çabalarda çok daha yol almamız gerekmektedir.Kollektif çabalar ve bencillik bir arada yürümez.

Memleketini seven herkesin herkesimin,hele hiç bir çaba göstermeden eleştirenlerin,mutlak somut çabalar içinde olmaları,ellerini taşın altına koymaları gerekmekte.

Tekrar hatırlatayım, 28 Ocakta Sepetçiler kasrında KEMAV mütevelli heyeti toplantısı var.KEFTUD ve köy dernek başkanları ilede buluşulacak. Bu toplantılarda 4.Uluslararası Kemaliye Doğa Sporları Şenliği nin davetiye ve afişleri,4 dilde yeni kent rehberleri dağıtılacak.Özellikle afiş ve davetiyeleri üniversitelere ve tanıtımda yararlı olabilecek yerlere,kişilere ulaştırabilecek “yerdeşlerimizi” bekliyoruz.National Geographic dergisinin Ocak sayısını ve yine ücetsiz Ulusoy Travel dergisinin Ocak sayısını mutlaka edinin.

Sevgi ve saygılarımla..
Mustafa Ferudun Çelikmen

Popularity: 2% [?]

Tarım Yatırımcıları İçin Danışma Ofisi Kuruldu.

Pazartesi, Ocak 15th, 2007

Tarımsal ve kırsal kalkınma yatırımlarına verilen desteklerin artmasıyla değişik sektörlerde faaliyet gösteren firmaların tarıma yönelmesi üzerine, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde yatırımcılar için danışma ofisi kuruldu.


Bakanlık Stratejik Araştırmalar Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyete geçen Tarımsal Yatırımcı Danışma Ofisi (TAYDO), tarımsal yatırımcıları almaları gerekli her türlü izin, ruhsat gibi bürokratik işlemler konusunda bilgilendirecek ve rehberlik edecek. Bu yatırımcılara, fizibilite hazırlığı için teknik destek de sağlayacak. Yatırımcılar, mesai saatleri içerisinde TAYDO’nun “312 285 65 22 ve 312 287 33 60/2231′’ numaralı telefonlarından görevli uzmanlara ulaşabilecek. Son yıllarda, gerek Dünya Bankası kaynaklarından gerekse doğrudan bütçe kaynaklarından tarıma yönelik yatırımlara, bir bölümü hibe şeklinde olmak üzere önemli destekler sağlanıyor.Tarım Yatırımcıları İçin Danışma Ofisi Kuruldu
Basından
14/01/2007

Popularity: 2% [?]

Seçmen Sandık Bilgisi Sorgulama - Yüksek Seçim Kurulu

Pazar, Ocak 14th, 2007

Popularity: 1% [?]

Duyuru: Başpınar Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği

Pazar, Ocak 14th, 2007

Başpınar Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği

GENEL KURUL TOPLANTISINA DAVET

2007 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı

 

Derneğimizin 2007 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı Küçük Ayasofya Mh, Özbekler Sk No 26/1 Kumkapı, Eminönü-İstanbul’da ki Dernek Merkezi’nde 21. Ocak 2007 Pazar günü Saat 13.30 da aşağıdaki gündemi görüşmek üzere yapılacaktır. Yasal çoğunluk sağlanamaması veya ertelenmesi halinde 28. Ocak. 2007 Pazar günü aynı yer, saat ve gündem ile ekseriyet aranmadan yapılmasına, üyelerimize toplantının duyurulmasına karar verilmiştir.

Başpınar Kalkındırma ve Yardımlaşma Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

Mehmet Güven

GÜNDEM

 

  1. Açılış, yoklama
  2. Genel Kurul Divan Heyetinin Seçimi
  3. Saygı Duruşu
  4. Yönetim Kurulu’nun 2006 Yılı Faaliyet Raporu ve Mali Raporlarının Okunması
  5. Denetleme Kurulu’nun 2006 Yılı Raporunun Okunması
  6. Raporların Müzakeresi ve Kurulların İbrası
  7. Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin Seçimi
  8. Tahmini Bütçenin Görüşülmesi ve Onayı
  9. 5253 Sayılı yeni Dernekler Kanunu ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan Dernekler Yönetmeliği’nin yeni hükümleri göz önüne alınarak Dernek Tüzüğünde tarama yapılması ve gereken değişikliklerin görüşülerek, yerine getirilmesi
  10. Dilekler ve Temenniler
  11. Kapanış

Popularity: 1% [?]

Anket

arşamba, Ocak 10th, 2007

Değerli Hemşehriler,

Ankete verilen bir kaç cevabın değerlendirmesi sorunun çok net olması gerektiğini ortaya koyuyor.

Dutla ilgili çalışmaların çok uzun soluklu olacağı bir gerçek.Cins ve genetik türlerini belirlenmesi ne üniversitelerde ne tarım bakanlığı araştırma enstitülerinde hiç ele alınmamış bir konu..Ancak bütün çalışmaların gerçekleştirilip sonucunun alınmasını beklemek onlarca yıllar alacaktır.Buna da ne benim ne de sizlerinin ömrü vefa etmez.Mevcut durumda ki haliyle dutçuluğun geliştirilmesi ve ekonomik girdisinin artırılması amacıyla kısa vadede yapılabilecek şey, küçük çaplı imalathane ve paketleme ye de şişeleme ve ambalajlama gibi tesislerin kurulması..Ve sonrasında özellikle dışarıya ihracat ve markalaşma konusunda çalışmalar yapılmasıdır.

Bunun için de ya bir dut üreticileri birliğinin kurulması ya da bir şirketin kurulması gereklidir.

Şimdi anket sorusunu şu şekilde netleştirelim:

” a) Sizce Kemaliye’de dutçuluğun geliştirilmesi için şirket mi yoksa bir üretici birliği mi kurulmalıdır?”
” b)Siz bu oluşumlardan hangisinde manen ve maddeten yer almak istersiniz?”

Saygılarımla,

Dr.Dt.Gülnur Esma Gürler

Popularity: 2% [?]

Rağmenlere rağmen… Kışa rağmen….

Pazartesi, Ocak 8th, 2007

Sabah saat 6.00,Cumhuriyet caddesinde günün ilk ışıklarıyla beraber hayat başlıyor. Erzincan, Malatya ve Elazığ’a gitme ihtiyacı olan hemşerilerimiz sabahın 5.00′inde kalkmış… KEMALİYE- EĞiN yazıları ile yola çıkmış araçlar, birinde 3 kişi birinde 2 kişi… Gece yağan karla oluşan buza rağmen… Ve aynı saatte hastalanan bir hemşerimizi en yakın tam teşekküllü hastaneye yetiştirmeye çalışan ambulans….

Latif YALÇINER
KEMALİYE
0 532 525 00 33

Kemaliye Kar KışKemaliye Kar Kış

Popularity: 2% [?]

Posta Kodu: Kemaliye 24600 - National Geographic

Cuma, Ocak 5th, 2007
Kemaliye National Geographic
Geçmişte Kemaliye’nin, halkı göçe zorlayan, sarp kayalıklarla çevrili coğrafyası bugün doğa sporu tutkunlarını bölgeye çekiyor.

Dikkat! Sağda Kemaliye.” Yolun düzünü arkada bırakmış, aşağılarda akıp giden Fırat’a doğru yılankavi süzülüp inerken, minibüsün şoförü Mehmet, “burası tutbeli” dedi; Dutbeli demek istiyordu ama, şoförün yanındaki yerini bırakıp, Arapgir’den sonra arka tarafa geçen Şişli’de kasap Kemaliyeli Mustafa, arka taraftan böyle seslendi.

‹ki yanında kayalıklar yükselen derin bir vadinin tabanında, Fırat’ın kolu Karasu Nehri’nin kıyısındaki yeşillikler içinde görünüvermişti, Erzincan’ın ulaşımı en zor ilçelerinden Eğin ya da Kemaliye. Eğinliler Milli Mücadele’ye olan gönüllü katkılarını ve Mustafa Kemal’e olan bağlılıklarını kasabalarının adını değiştirerek pekiştirmiş. Ancak eski isminden de vazgeçememiş olmalılar ki, Eğin ve Kemaliye’yi birlikte kullanmayı sürdürüyorlar.

Minibüs, kasabanın tek ana caddesinin en merkezi ama en dar yerinde durdu. Kemaliye’ye ilk kez gelenlerin aradığı adres de burasıydı: Latif Yalçıner’in nalburiye dükkânı…

Bir havayolu şirketinin acentesi olarak da çalışan Yalçıner, konukların Malatya havaalanında karşılanmasından sonra üç saatlik bir minibüs yolculuğu yaparak kasabaya ulaşmalarını sağlıyor, isterlerse konaklama konusunda da yardımcı oluyordu. Özellikle, Doğa Sporları Şenliği sırasında Kemaliye’ye akın eden pek çok kişi için Latif’in yeri önemli bir uğrak noktası, daha doğrusu karşılaşılan her türlü sorun için bir şekilde çözüm bulunan bir kriz yönetim merkezi gibiydi.

35 yaşındaki Latif Yalçıner kendi deyimiyle “Kemaliye’yi terk etmeyen 4–5 gençten biri”. Hali vakti yerinde ailesinin tek erkek çocuğu. Anne babasını yalnız bırakmamak için onların isteğiyle üniversiteye gitmekten vazgeçmiş.

Ancak daha sonra ortaya çıkan babasının hastalığına yapılan masraflar, ailesini ekonomik açıdan zora sokunca çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalmış. Yalçıner, birçok işi denedikten sonra, burada hemen hemen tek seçenek sayılan ticaret hayatına atılmış ve 1999′da Kemaliye’nin ilk ve tek internet kafesini açmış. Bu arada kasabaya gelen turistlerin ulaşım ve konaklama gibi ihtiyaçları baş gösterince, Kemaliye’deki turizm potansiyelini değerlendirmek için birkaç arkadaşıyla birlikte Kemaliye Doğa Sporları ve Turizm Şirketi’ni (KEDOST) kurmuşlar. Arkadaşlarının ‹stanbul’dan verdiği destekle de üç yıldır mayıs ayında Doğa Sporları Şenliği’ni düzenliyorlar.

Ankara’da bir trafik kazasında yaşamını yitiren ve bir dönem Erzincan Valiliği yapan Recep Yazıcıoğlu’nun yörenin doğal özelliklerinin tanıtılmasına yönelik başlattığı girişimler böylece somut projeler halinde hayata geçmeye başlamış.

Kemaliye, Fırat’a inen eğimli arazide yüzyıllar önce oluşturulmuş olan teraslar üzerinde kurulmuş. Taş duvarların taşıdığı bu teraslarda yeşertilen bahçeler, dağlardan inen bol suların aktığı kanallarla sulanmış. Sular sokaklardaki oluklardan, bahçelerden, asırlık evlerin altından ve hatta içinden akıp tüm kasabayı dolanıp Fırat’a öyle dökülüyor.

Vadide ise bazı yerlerde 500 metre yüksekliği aşan kayadan duvarlar kaya tırmanıcıları için; Karanlık Kanyon’dan geçip giden Fırat’ın suları bot-safari ve kano yarışmacıları için; dağ yolları dağ bisikletçileri için; tarihi kervan yolları ve yüksek geçitler trekking yapanlar için yeni parkur olanakları sunarken, Sarıçiçek gibi yaylalar da zengin biyolojik çeşitliliğiyle dikkat çekiyor.

Kemaliye’nin yabanıl doğası, kasabanın tarihsel süreçteki gelişiminde hep belirleyici olmuş. Kayalık arazide oluşturulan teraslar üzerinde yaratılan yaşam alanı, tarımdan çok zanaatkârlığa ve buna bağlı ticari faaliyetler ile sınırlı bir geçim kaynağına bağlamış burada yaşayanları.

Kemaliye yıllarca Giresun üzerinden Karadeniz’i Ortadoğu’ya bağlayan ticaret yolu kavşağında önemli bir konaklama yeri olarak ve bu ticaretten payını alarak zenginleşmiş; hanlar ve hamamlarla donatılmış. Ancak zamanla yolun işlevini yitirmesi sonucu, kasabalı kıt kanaat geçinir olmuş ve gurbetçilik başlamış.

Şemsettin Sami’nin 19. yüzyıl sonlarında yazdığı Kamus ül–Alâm’da, o dönem nüfusu 10 bini bulan Eğin’de Türklerin, Kürt aşiretlerin ve Ermenilerin yaşadığından, coğrafi koşulların yarattığı geçim sıkıntısı nedeniyle halkın çoğunluğunun ‹stanbul’da odacılık, kapıcılık ve hizmetçilik yapmak zorunda kaldığından söz ediliyor.

Daha sonraları yıllarca Osmanlı’ya et ve odun-kömür kethüdalığı yapan Kemaliyeli erkekler yakın geçmişte de, yine ‹stanbul yollarına düşüp, başta kasaplık ve odun kömür işletmeciliği olmak üzere pek çok işkoluna dağılmışlar.

Kemaliye Belediyesi’nin eski başkanı Necati Özel, “1940′lara dek Kemaliye’de halıcılık, bez dokumacılığı, ayakkabıcılık, bakırcılık gibi el sanatları önemli geçim kaynaklarıydı” diyor. “Halep’ten Erzurum’a, Sivas’tan Malatya’ya pek çok vilayet bizim pazarımızdı, özellikle ‘gazenne’ denilen kumaşlarımız meşhurdu. Makineleşmeyle birlikte el sanatları eski önemini yitirince, 1940′lardan sonra Eğinlilere gurbetin yolu gözüktü. O yıllarda 17 bin civarında olan nüfusumuz şimdi 2 bin 500, yazları 5 bine kadar çıkabiliyor ancak…”

Fotoğraflar: Tolga Sezgin

Yazı: Ersin Toker

Kaynak: http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0701/konu.aspx?Konu=7

Popularity: 1% [?]

Munzur Eteklerinde Tarih

Perşembe, Ocak 4th, 2007

Dut Ağacı Eğin KemaliyeYer; Munzur etekleri, Yeşilyayla Köyümüzün doymuş bölgesi, asırlık bir dut ağacı. Gövdesine baktığımızda, anlatıyor tarihi satır satır. Eğin’deki dutların kalesi konumundaki yaklaşık 1600 metre yükseklikte, doğaya meydan okurcasına bayrağı inatla bırakmıyor. İnatla ayakta kalıyor. Çünkü biliyor ki bayrağı teslim alacak yok.

Evet, ecdadımızın dut ve dut ürünlerine ne kadar önem verdiğini fotoğrafın dilinden anlıyoruz. Gülnur GÜRLER hanımın dutla ilgili şahsi çabalarında hepimiz yalnız bırakıyoruz. Ona, tek başına başlattığı yarışta en azından yanında olduğumuzu hissettirmeliğiz.

(Yanda Resim: Munzur eteklerinde dut ağacı)

Mahmut Latif YALÇINER
KEMALİYE
0 532 525 00 33

Popularity: 2% [?]

Kemaliye, un village attachant

arşamba, Ocak 3rd, 2007

Détail de ferrure sur une porte à Kemalye

Etape idéale après avoir visité la mosquée créative et exubérante de Divrigi, ce village est le plus beau de ce voyage. Surplombant

l’Euphrate, c’est un endroit où l’on pourrait rester plusieurs jours, tant l’accueil est chaleureux, le restaurant sympathique et l’hôtel Bozkurt confortable.

C’est ici que nous nous régalerons du plus délicieux des fromages, vendu par un vieux paysan qui semble si pauvre qu’on aimerait l’aider pour l’encourager à continuer à fabriquer ce délice probablement voué à disparaître avec lui.

Protégé par la distance et par la mauvaise route, il est resté incroyablement authentique avec ses belles maisons de bois pas encore détruites ou transformées dont les portes sont ornées de ferrures précieuses. La plupart conservent des menuiseries, placards et boiseries et le sol de pierre d’origine.

Une cascade le traverse, bondissant entre les maisons, pour se jeter environ trois cents mètres plus bas, dans l’Euphrate. Il faut peu de temps pour faire le tour du centre où se tient le marché et rencontrer les artisans traditionnels : boulanger, forgeron et ferronnier, cordonnier et tailleur, etc.

Popularity: 34% [?]

Gurbetin Kileri

Salı, Ocak 2nd, 2007

Orada bir köy ve Eğin

“Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim…”
Yunus Emre
KEMALİYE’de bir bakkal dükkanı.
Dedik ya buralılar hep gurbetçidir diye. Dışlı bir gurbetçi de cebinden bir tomar mark çıkardı, içinden bir yüzlük çekti, “şunu çevirsene”… Peki kur neydi, bakkal televizyonu açtı, teleteksti buldu ve günün kurunu öğrenip, hemşerisine Türk liralarını uzattı!
Jeep’e atladık ver elini yeşiller içinde, damı, dört bir köşesi galvanizli oluklu saçlar giydirilmiş evlerin olduğu köylere. “Şu köy var ya” dedi arabayı kullanan dost, “Yeşilyurt’tur orası. Buradan kuyumcu çıkar, sarraf çıkar, İstanbul’un çoğu sarrafı, kuyumcusu bu köydendir!..”
Dolanı dolanı çıkıyoruz dağları, orman içinde, ne kadar meyve varsa - narenciye hariç - onların ağaçlarıyla da daha bir yeşillenmiş köyler, her yandan sular akıyor kimi şırıl şırıl / kimi gürül gürül!.. “Şu köy de Kozlupınar’dır efendim, buradan da salt matbaacı çıkar!..”
Sarıkonak köyüne de uğradık… Burası mı? Buradan da kasap çıkar imiş!.. Eğin kasabı… Kemaliye kasabı gibi tabelalar görürseniz girin içeri ve sorun, “Siz Sarıkonaklı mısınız?” Yanıtı yüzde doksan “evet” olacaktır.
Sarıkonak da diğer tüm köyler gibi boşalmıştı, gurbetçiler tüm kışlıklarını hazırlamışlar, pestildi, cevizli sucuktu, dut pekmeziydi, kurutlumuş biberdi, patlıcandı… gibilerine… Ve kamyonlar gelip almıştı kışlıkları ve İstanbul’da eve teslim, sonra onlar da en iyi model arabalarıyla İstanbul yolunu tutmuşlardı ailecek. Sarıkonak’ta evlerin duvarlarında uyarılar… “Çöp dökmek yasaktır. Ceza ödersiniz.” Ve canım bir park, havuzlu, havuzun yanında bir büst, Atatürk ve parkın adı da “Atatürk Parkı”.
Kuşlar cıvıl cıvıl ağaçlarda. Eşekli birisi, muhtarmış ve emekli öğretmen. Buyur etti çaya, pestile, sonra bir başka can, candan bir hoşgeldiniz çekti, merakla bakıyordu yüzüme ve sordu, “Yoksa Fikret Otyam mı?” Evetledim, “Şu işe bak” dedi, “dün akşam sizi andım, hayret ki hayret… Neden diye düşündüm o an, neden Gazipaşa da buralar değil?”
“Kısmet” dedim İstanbul’da bir gurbetçi kasap Mustafa Köroğlu’na.
Diyemedim, “bre Mustafa Can… Buralar tam benlik, yaşarken cennette yaşamak elbette hoş, ama buraya yerleşseydim, o rezil, o korkunç, olanı olmayan gibi yollarda ya trafik kazasında ya da bol oksijenden çoktan ölmüştüm!”
Tüm köylerde altyapılar tamam, borularla içme suyu, telefon, elektrik, sokaklar, kanaletler beton ya da döşeme taş. Ömer Şahintaş bindokuzyüzellilerde Köy Kalkındırma Derneği kurar… Lakabı Padişah. Ferman çıkardı mı o iş tamam! Gün biter ve çalışma, o, ertesi günü yapılacak işleri düşünür ve eşini alır ve nevalesini ve rakısını, çömerler suyun başına bir ağaç altına, demlenirler karısıyla…

Ceza

Her gurbetçi muhakkak, ama muhakkak, yazları köyüne gelir, köyler yazları şenlenir / hareketlenir ve sonbaharda üç - beş yaşlı kalır o kocaman kocaman köylerde, gurbete doyanlar / artık gitmeyi yüreklerinden silenler… Zamanında otuz / otuzbeş yıl köye hiç dönmeyenler varmış, ama on / onbeş yıldır sürekli gelişler başlamış… Köye gitmediniz de yazı Antalya’da, Alanya’da ya da Çeşme’de geçirmek serbest, ama salma hazırdır, “Bu yaz gelmedin, 50 milyon ödeyeceksin”. Kimse ses etmez, para ödenir ve o paralar köyleri ihya eder. Bu şaşmaz bir kuraldır.
Hazır gelmişken, gıyabi bir dostu / meslektaşı - hem gazeteci hem ressam - görelim dedik ve ver elini Ergü köyü. İkramdan size ne? Ama açıklayayım. Dut pestili / ayıklanmış ceviz / dut kurusu / dut pekmezi / elma / üzüm / çikolata ve kahve. Gözüm dut pekmezine takıldı, dost Mustafa İlhan, “Kaşıkla ağabey” dedi. “Şekerim var” dedim. “Sen ye” dedi, “kaşıkla, bu dut pekmezi şekere birebirdir” ve Allah’ını seven tutmasın! İki kaşık aldım. Bura köylerinin ortak yapımıdır dut ve üzüm pekmezi ve dut ve üzüm pestili ve üzüm pestilinin içine ceviz konuluyor, sucuk yapılıyor. Dut pekmezinin yararını, bize aktarılanları anlatmaya kalksam dizi on beşi bulur, oysa kavlimiz 7 yazı, ol nedenle kısaca yazayım. Üretim çok yararı çok, meşrubat yapımcılarınadır sözüm, önce güplet, sonra gümlet falan var ya, yahut kenarına pipet takılı içimler, bunlara neden dut pekmezi konulmasın? Vitamin deposu, şekere karşı, üşümeye karşı… Her bebenin beslenme çantasına 50 / 100 gram pekmez… Soğuk kış günlerinde açık tribünlerde maç seyrederken zangır zangır titreyenlere… Yurt dışında doğal yiyimlere / içimlere merak akıl almaz biçimde ve tastamam nadide bir ihraç malı… Akıl vermesi benden, fazla bilgi mi, fazla bilgi Mustafa İlhan, Ergü köyü, 0 446 / 7557093… Düşler kurduk, Mustafa, “Ah ağabey” dedi, “bu iş olursa tüm Kemaliye abad olur.”
Amma Mustafa’nın bir ihmaline canım sıkıldı, artık resim yapmıyormuş, yaptığı, yöreyle ilgili araştırmalar… Bu naneyi aynen bu can da yemiş, on yıla yakın resmi ikinci plana atmıştım, sonra bırakmamak üzre yeniden resme dönüş… Darısı Mustafa İlhan’ın başına…

Orada bir köy ve Yusuf Ziya Ademhan

O bitip tükenmez dönemeçlerin birinden / ta tepelerden birden karşınıza çıkar Fırat, Kemaliye’ye giderken. Arkadaş arabayı durdurdu, indik seyre daldık ve fotoğraf ve video çekimleri yaptık… Nefis bir yerdi olduğumuz yer, “İşte buraya” dedi, “buraya yapılacak anıt, Yusuf Ziya Ademhan Anıtı. Valimiz, Kaymakamımız çoktan kolları savadı, bidaha geliniz de siz de bir merhaba diyeceksiniz Yusuf Ziya Ademhan’a…”
Gözlerim dalıp gittiyse / buğulu, kime ne? Hey Ademhan hey!..
İçim yine bihoş oldu, şahlandım!
Onu 1950/60 arası tanıdık, Akis dergisi, çalıştığım Ulus gazetesiyle kapı komşudur. Akis Dergisi Sorumlu Yazı İşleri: Yusuf Ziya Ademhan… İmzalı çok da ağır yazıları çıkıyordu, acep yazan o muydu? Bir günah keçisiydi sanki, Ankara Merkez Cezaevi’nin müdavimi edilmişti, bir işimiz de Ademhanı mapus damında her hafta ziyaret etmek. Sonra Akis kapandı, Yusuf Ziya işsiz kaldı. Ulus müessese müdürüne gittik foto muhabiri Hüseyin Ezer ile ve parası az da olsa Ademhan artık Ulus kadrosundaydı, arşiv sorumlusu olarak. Ezer, nekredir, şenliklidir, insan işletmeyi pek severdi ve bizim safyürek Ademhan’ı dolamıştı aklına. Ademhan düşünürmüş başka ne iş yapayım diye? Hüseyin’dir akıl verir, “Yahu Ademhan, bizim Otyam var ya, o, fotoğraftan üç daire aldı Ankara’da… Bodrum’dan da bir yazlık! Git ona, sana bunun yolunu öğretsin”.
Ademhan’dır safyürek… Gelmişti, Hüseyin tenbihlediği için bozmadım ve günlerce fotoğraf üstüne konuştuk, bir gün bir makine almıştım 6×6 çeken ve fotoğraf böyle düştü yüreğine. Alıp başını gidiyordu, işi de bırakmıştı ve Ankara’ya dönüşü akıl almaz güzel fotoğraflar vardı çantasında. Basın Sitesi’ndeki dairesini bile sattı yeni makineler ve renkli filmler için!.. Takvimler getiriyordu, yapraklarında öpülesi fotoğraflar. Bu, 1928 doğumlu Kemaliye Akçalı (Sesik) köyünde doğan Ademhan, fotoğraflarıyla buraların / bu yeşillerin / börtülerin / böcülerin fotoğrafla tarihini yazar oldu ve 6 Temmuz 1991′de Koçkar köyü yaylalarına çıktı makineleriyle, oradakilere “dört - beş saatte dönerim” demiş… Dönemedi!.. Ne ölüsü / ne dirisi, kendi gitti çektiği çanım fotoğraflar kaldı yadigar, tüm aramalar boşa çıktı! Onu sevenler ve Kemaliyeliler kan ağladı.

Enver Gökçe

Ve ozan, 1920 Çit köyünde doğan bu can için / bir ulu ozan / Enver Gökçe için de…
Askerde bir Kemaliyeliye sorar komutanı oradan ne çıkar diye, er “adam” der. Ahmet Kutsi Tecer, Sadık Perinçek, Zeyyat Baykara, Rauf Sezer, İsmet Karakaş, Zeki Yavuztürk, Ali Coşkun, Doğu Perinçek, Suha Arın, Lütfi Özgünaydın, Sıtkı Fırat tanıdığım Kemaliyelilerdir.
Hıdır Abdal Sultan
ve
Ocak köyü…
Orada bir köy… Ocak köyü. Helikopterimiz olmadığı için köyün helikopter alanına inemedik de anayoldan üç kilometre asfalt yoldan geldik Ocak köyüne.
Sağda bir tabela:
“Ocak köyüne hoş geldiniz”
Hoş bulduk Hıdır Abdal Sultanlı Ocak köyü… Hoş bulduk…

Kaynak: milliyet

Popularity: 2% [?]

Bu inşaat 130 yıl sürdü

Salı, Ocak 2nd, 2007

Yeryüzünde bir eşi yok. Bir rüya gibi. İnşasına 130 yıl önce dağlardan, ip bağlı sepetlerle inilerek kazılmaya başlanan Erzincan’ın Kemaliye ilçesindeki yol, geçtiğimiz hafta tamamlandı.İçinden Fırat’ın geçtiği kanyonun 8.5 kilometrelik sarp kayalıkları inanılmaz bir şekilde yarılarak delindi. Hem de mühendis ve proje olmadan. Üstelik ilkokul mezunu bir müteahhidin sezgi ve becerisiyle. Yaklaşık 5 kilometresi tünel olan ‘‘taşyol’’ Kemaliye’yi İstanbul ve Ankara’ya 230 kilometre daha yakınlaştırdı. Resmi açılış 3 Ağustos’ta.

Eski adı Eğin olan Kemaliye saklı bir cennet. İçinden Fırat geçiyor. Sokaklarında akan pınarlar, yol kenarlarındaki dut ağaçları ve tarihi Eğin evleri. Bir tarafı Munzur olmak üzere dört bir tarafı aşılmaz dağlarla çevrili. İpek Yolu’nun da geçtiği Eğin’in geçmişte 40 bin olan nüfusu bugün 3 bine düşmüş. Eğin’in görkemli günlerinde de en büyük sorunlardan biri, yine bugünkü gibi ulaşımdı. Kayaların arasına hapsolmuş Eğinliler kurtuluşu, dağları delmekte gördüğünde tarih, geçtiğimiz asır bile değildi.

Başladığında 19. yüzyıldı
1800′lü yılların sonlarına doğru 300-400 metrelik bir yol, kayalar yarılarak yapılmış. O tarihte tünel kazma yok. Yol denilen de bir kişinin sırtında dallarla geçebileceği genişlikte bir patika. Çünkü koşullar çok zor, kolay kolay yol açılamıyor. Ve çalışmalar bu koşullar gereği durmuş. Arada yapılan çalışmalarda da pek ilerleme kaydedilememiş. Önlerinde 8 kilometreden fazla delinmesi ve yarılması gereken bir kanyon var. Eğer o kanyon aşılırsa birçok köyle bağlantı sağlanabilecek.

20. yüzyılın ortası oldu
Yıl 1949. Eğinliler, sevdiklerine ulaşacakları yol için kendi imkanlarını ortaya koyar. İki de koç kurban edilir. Davul zurnayla halaylar çekilerek kazmalar vurulur. Bir süre sonra paralar tükenir, devletten destek alalım denir ve Ankara’ya gidilir. Dönemin Başbakanı Şemsettin Günaltay’ın makamına çıkılır ve yol için destek istenir. Başbakan hemşehrileridir ve destek için umutludurlar. Aldıkları cevap hüsrana uğratır. Başbakan özetle ‘‘Ben Kemaliye’nin değil Türkiye’nin Başbakanıyım’’ der, hemşehrilerini başından savar. İş yine başa düşmüştür. Kendi aralarında toplanan paralarla yeniden işbaşı yapılır. Her Eğinli bir Ferhat olmaya soyunur. Bir süre aşkla şevkle çalışılır. Bilekteki güç, beldeki kuvvet ve o tatlı rüya bitmez ama para yine biter. Küreğini kazmasını omuzuna koyan Eğinli üzgün üzgün Taşyolu’ndan geri döner.

Darbecileri korkuttular
Dört yıl sonra ‘‘yol aşkı’ yeniden depreşir. 500 bin lira toplanır. Balyozlar, kürekler barut hatta bir kompresör alınır. Şenlikler yapılarak balyozlar inmeye başlar yine. Bu defa yolun diğer tarafından da (Gümüşçeşme Köyü’nden) işe başlanmıştır. Manda derisinden yapılan körükler kurulur. Çevrede bulunan demir hurdaları körüklerde kor haline getirildikten sonra sonra dövülüp işe yarar hale getirilir. Bu arada 1957′de Kaza Emanet Komisyonu, 26 Haziran 1957 tarihli kararıyla ‘‘amele çavuşunun’’ fevkalade çalışmasını göz önüne alarak günlük yevmiyesini 10 liradan 11 liraya çıkarır. 1960′a kadar bir kilometre yol açılır. Kayalar, Fırat’a paralel yarılır ve delinir. Derken 1960 ihtilali olur. Dönemin ileri gelenleri ‘‘Bu dağları delmeye kalkan herşeyi deler’’ düşüncesiyle derneğin malvarlığı olan kazma, kürek, kompresör, dinamit ile bilumum kesici ve deliciye el konulur.’’ 10 yıl da böyle geçer.

Evren’in treni durmadı
l980′lerde malum aşk yine nükseder. Bu arada dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in bölgeye geleceği duyulur. Hemen bir karşılama heyeti kurulur. Bu önemli mesele mutlaka paşaya anlatılacak ve devletin desteği alınacaktır. Ama Evren’in geleceği istasyon açılamayan yolun son güzergahındadır ve her yer