FIRAT KİRLENMESİ
(Resimleri büyük olarak görmek için üstüne tıklamanız yeterlidir.)
Bundan yaklaşık 5 yıl önce, Şırzı Köprüsü dibinde Fırat’ın bir kolu olan Karasu’yun çok yoğun bir şekilde kırmızı renk aldığını ve yaptığımız ilk kaba gözlemlerde bu kirlenmenin demir oksitlerden kaynaklanabileceği sonucuna götürdüğü için; iki meslektaşımla birlikte (Doç. Dr. Aydın Akbulut ve Uzm. Yusuf Durmuş), nehir boyunca tarama yaparak Divriği Maden İşleme Tesislerine kadar gittik. O gün ve daha sonraki yıllarda bu tesisin yıkama suyunun boşaltıldığı sözüm ona dinlenme havuzlarını ve deşarj (boşaltma) borularını gözledik, fotoğraflar çektik. Beş yıl önce, iki yıl önce ve şimdi çekilmiş fotoğrafları bilgilerinize sunuyoruz. Gazetelerde yetkililer tarafından, bu kirlenmenin galiba Çaltıda sed yıkılmasından meydana geldiği, Divriği Maden Yıkama tesislerinde böyle bir şey olmadığı, olsa da atılan suyun zararlı olmadığı (hangi araştırmaya dayandırıldığı belli olmayan) açıklanmaktadır.
Farklı yıllara ait bu tesisten akarsuya fütursuzca doğrudan jel kıvamında suyun boşaltıldığına ilişkin fotoğraflar gönderiyorum; durumu takdirlerinize sunuyorum.Sevgili Hemşerilerim. Kemaliye civarında yaklaşık 17 balık türü yaşamaktadır ve bunların çoğu da ekonomik türlerdir. Özellikle cinsinin en büyük balıklarından biri olan, ağırlığının 100 kg. kadar çıktığı söylenen ve çaput olarak bilinen Barbus esocinus balığının birkaç yumurtlama yerinden biri olan Kemaliye civarı ne yazık ki bu ve diğer kirlenmelerden dolayı niteliğini yitirmiştir. Bilebildiğimiz kadarıyla bu hayvanlar Pertek civarlarındaki Peri suyuna kaymaya başlamıştır. Diğer balıkların şimdiki durumu ve geleceği de büyük bir olasılıkla bundan farklı değildir. Ne yazık ki elimizde yeterince bilimsel veri mevcut değildir.

Fırat sadece balıkların mekânı değildir, su samurları, su kuşları ve diğer birçok canlının yaşam ortamıdır da.
SEVGİLİ HEMŞERİLERİM, HİÇBİR MADEN KURAL OLARAK DOĞADA SAF OLARAK BULUNMAZ; BİRÇOK ELEMENT, MADENİ OLUŞTURAN ESAS ELEMENTE EŞLİK EDER. ELİMİZDE YAPILMIŞ BİR ÇALIŞMA OLMAMASINA KARŞIN, ŞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ:
DEMİR MADENİ İLE BİRLİKTE, ESER HALDE OLSA DA KURŞUN, MANGAN, MANGENEZ, ARSENİK, CİVA VE DİĞERLERİ, BU MADENE EŞLİK ETMEKTEDİR VE YIKAMA SUYU İLE KARASUYA KARIŞMAKTADIR. BUNLARIN HEMEN HEPSİ İNSAN VÜCUDUNDA DOĞRUDAN (KULLANMA SUYU OLARAK) YA DA DOLAYLI (SUDAN ELDE EDİLEN, BALIK GİBİ BESİNLERLE) İNSAN VÜCUDUNA GEÇMEKTE, BÖBREK KARACİĞER, SİNDİRİM SİSTEMİ BAŞTA OLMAK ÜZERE BİRÇOK ORGANDA TAHRİBAT YAPMAKTADIR; AĞIR METAL BİRİKİMİNE NEDEN OLMAKTADIR. BÜTÜN BUNLARIN OLMADIĞINA İLİŞKİN –GÜVENİLİR BİR KURUMDAN- BİR RAPOR SUNULABİLİR Mİ? HİÇ ZANNETMİYORUM.
EN KÖTÜSÜ BUGÜN BU KİRLETİLME DURDURULSA DAHİ SEDİMENLERE (DİP ÇAMURLARINA) KARIŞMIŞ OLAN OLASI ZARARLI ELEMENTLER, YÜZYILLARCA BU KÜLTÜR NEHRİNDEKİ İNSANLARI ZEHİRLEMEYE DEVAM EDECEKTİR. BÖYLE BİR DURUMA DÜŞMANLARIMIZ DAHİ RAZI OLAMAZ.
BİR ŞEYİ DAHA UNUTMAMAK GEREKİYOR, DÜNYANIN EN ESKİ UYGARLIKLARI BU NEHİR BOYUNCA KONUÇLANMIŞTIR. BU NEHİR İNSANLIK TARİHİNİN ŞAHİTLERİNİN BİZE BIRAKTIĞI MİRASTIR; KORUNMASI BİR UYGARLIK VE İNSANLIK BORCUDUR. BU NEHRİN TAPUSU BİZE VERİLMEMİŞTİR, KULLANMA HAKKI VERİLMİŞTİR. ONU HOR KULLANDIĞINIZDA, NEHİR ÜZERİNDEKİ EGEMENLİK HAKKIMIZ DA ER YA DA GEÇ TARTIŞMAYA AÇILACAKTIR.
Birkaç yıl önce birkaç kişiyle (Kemaliye Yüksek Okulunda öğretim görevlisi olarak çalışan sayın Mustafa Erkan Özgür’ün ve bazı meslektaşlarımın katkılarıyla) kabaca görüşlerimizi içeren bir rapor hazırlayıp, birkaç yere sunmuştuk; galiba o zaman yetkili merci Çevre Bakanlığı idi. Bu raporu o zaman Cumhurbaşkanımıza da sunarak müdahale etmesini talep edecektik; bu arada, artık, cevherin yıkanmayacağı ve nehre akıtılmayacağı söylendi; girişimlerimizi askıya aldık. Zaten böyle bir diretmeyi sonunu kadar yapamazdık; çünkü bilimsel yöntemlere göre elde edilmiş kesin veriler elimizde bulunmuyordu; bu gün de bulunmamaktadır. Ancak, son zamanlarda Kemaliye civarında nehrin dip çamurlarından aldığımız örneklere bakarak, beklenilenden çok daha az bir canlılık yoğunluğuna ve çeşidine rastladığımızı söyleyebiliriz.
Dumlu’dan çıkıp, Erzurum’un, Erzincan’ın ve geçtiği her kasabanın kanalizasyonunu, atıklarını yüklenmek durumunda kaldığı için ekolojik hoşgörüsü (töleransı) iyice kısıtlanmış olan bu uygarlık nehrine, son hançeri de Divriği ve Çaltı ya da bir başka yerdeki maden atık ya da artık suları vurmaktadır.
Böyle giderse, bu nehir yakın zamanda, biyolojik olarak tahminlerin çok ötesinde
fakirleşecek, en kötüsü de olası ağır metal birikimi bizi ve gelecek kuşaklarıi tehdit edecektir.
Ülkesini, dünyayı, doğduğu yeri seven, insani değerlerini yitirmemiş herkesi duyarlı olmaya ve bu yıkıcı faaliyetin durdurulması için mücadeleye davet ediyorum.
Çok zor olmasına karşın, bir gün mavi-yeşil “Fıratımız” da gönül rahatlığıyla yine yüzmemizi, çocuklarımızın elinden tutarak, onlara balık tutmayı öğreteceğimiz günlerin gelmesini diliyorum.
Prof.Dr. Ali DEMİRSOY
Hacettepe Üniversitesi
Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü
Beytepe\Ankara
Tel: 0312 297 80 40
Popularity: 30% [?]

