Ariv: Ağustos, 2006

Kemaliyeli Öğrencilere Burs Verilecektir!

Perşembe, Ağustos 31st, 2006

KEMAV Vakfımız, önceliği ailesi Kemaliye’de ikamet edenler olmak üzere Kemaliye nüfusuna kayıtlı, Fen ve Anadolu Lisesinde, Meslek Yüksek okulunda veya Üniversite de okuyan ihtiyaç sahibi öğrencilere 2006-2007 Eğitim ve Öğretim döneminde başlamak üzere burs verme kararı almıştır. Burs yılın 9 ayında düzenli olarak öğrencilere verilecektir. Burs miktarı 2006-2007 dönemi için aylık Fen ve Anadolu Lisesi öğrencilerine 100 YTL, Meslek Yüksek Okulu öğrencilerine 125 YTL, Üniversite öğrencilerine 150 YTL olarak Yönetim Kurulumuzca belirlenmiştir.

KEMAV belli sayıda öğrenciye burs vermekle beraber, burs vermek isteyen değerli hayırsever hemşerilerimize de aracılık yapacaktır. Bu konuda gerek burs almak isteyenler ve gerekse burs vermek isteyen hemşerilerimiz, KEMAV ile irtibata geçebilir veya www.kemav.org.tr adresinden bilgi alabilirler. Burs Yönetmeliği ve Burs Başvuru Formları KEMAV İstanbul Merkezimizden veya Kemaliye ofisimizden temin edilebilinir.
Duyurulur.

Kemaliye Kültür ve Kalkınma Vakfı
Tel:0212 2439050
Fax:0212 2439051
www.kemav.org.tr

Popularity: 1% [?]

Uçurumdan atlayan sigortalı inekler telef oldu!

Pazar, Ağustos 27th, 2006

Erzincan’ın Kemaliye ilçesi Başpınar köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından kredili olarak alınan, büyükbaş hayvanlardan 27 tanesi yabani hayvanlardan korkarak yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki uçurumdan aşağı atladı.Başpınar köyünde kooperatif üyelerine ait 135 adet büyükbaş hayvan, çobanlık yapan Coşkun Öztürk tarafından köye ait Oğulcak mevkiine otlatmaya götürüldü. Görgü tanıklarının ifadesine göre, yabani hayvan saldırısından korkan bir ineğin, yaklaşık 40 metrelik uçuruma atlaması ile birlikte sürüdeki 26 inek birbirini takip ederek aşağı atladı. Olayda 15 inek telef olurken, yaralanan 7 inek ölmeden önce köylüler tarafından olay yerinde kesildi. 5 inek ise çeşitli yerlerinden yaralandı. Ölen hayvanların sigortalı olduğu ve sahiplerine tazminat ödeneceği belirtildi.

Burhan Torunlar, Erzincan

Popularity: 1% [?]

Kemaliye’de “Uluslararası Gönüllü Gençlik Kampları”

Cuma, Ağustos 25th, 2006
Erzincan: Kemaliye'de
Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’nde, Kemaliye Turizm, Tarım, Hayvancılık, İnşaat, Gıda, Otomotiv Limited Sanayi Şirketi (KEDOST) ve Gençlik Servisleri Merkezi işbirliğiyle organize edilen “Uluslararası Gönüllü Gençlik Kampları” devam ediyor.
Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’nde, Kemaliye Turizm, Tarım, Hayvancılık, İnşaat, Gıda, Otomotiv Limited Sanayi Şirketi (KEDOST) ve Gençlik Servisleri Merkezi işbirliğiyle organize edilen “Uluslararası Gönüllü Gençlik Kampları” devam ediyor.

Organizasyon kapsamında İspanya, Fransa, Japonya, Kanada, İtalya, İngiltere ve Güney Kore’den 15 üniversite öğrencisi Kemaliye İlçesi’ne geldi. Tarihi ve turistik eserlerinin yanı sıra bir doğa harikası olan Kemaliye’ye gelen yabancı turistler ilçede, hem tatil yapıyor hem de ilçenin çevre düzenlemesine katkıda bulunuyor. Öğrenciler, ilçe merkezinde tekne turu, rafting, çevre ve park düzenlemesi, dut toplama ve pekmez yapma gibi faaliyetlerde bulunuyor. Kampa İspanya’dan katılan üniversite öğrencisi Katerine Figbert, Türkiye’de olmaktan oldukça mutlu olduğunu belirterek, “Kemaliye’nin bir doğa harikası olduğunu gördüm. Buraya gelmeden önce Kemaliye’yi basından küçük bir ilçe olarak tanımıştım. Ama gördüğüm bu manzara beni çok etkiledi. Kemaliye insanı da çok arkadaş canlısı” dedi.

Satoko İmamura isimli Japon öğrenci de, Kemaliye’nin en çok doğasını ve tarih kokan evlerini beğendiğini ifade ederek, “Kemaliye çok şaşırtıcı bir yer. Kendimi adeta kendi ailemin yanında hissediyorum. Çünkü burada insanlar çok sıcak. Doğa sporları açısından da oldukça elverişli bir yer. Rafting yaparken dağların farklı renklerde olduğunu fark ettim. Bu da beni çok şaşırttı. İyi ki gelmişim buraya, bu kampı düzenleyenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.

15 gün boyunca kamp yapmak için Kemaliye’de bulunan gençleri ziyaret eden Maliye Bakanı Müsteşarı ve KEMAV Vakfı Başkanı Hasan Basri Aktan, çeşitli ülkelerden gelen gençlerin yabancı dille iletişim kurma becerilerini geliştirecek olmalarının gençler için iyi bir fırsat olduğunu vurguladı. Aktan, “Bu tür organizasyonlara devam edeceğiz. Gelen konukların ülkemiz ve ilçemiz hakkında edindikleri iyi izlenimler bizim için çok önemli. Uluslararası kültür ve doğa festivalimizle bu tür gençlik kamplarıyla Erzincan’ın nadide bir ilçesi olan Kemaliye’yi dünyaya açıyoruz. Bu gurur verici” şeklinde konuştu. (İhlas Haber Ajansı)

Popularity: 2% [?]

Ayşe Kulin’in KÖPRÜ adlı eseri TRT’ye dizi oluyor…

Cuma, Ağustos 18th, 2006

Fikret Kuşkan “Süper Vali” Recep Yazıcıoğlu’nu canlandıracak…

Ayşe Kulin’in KÖPRÜ adlı eseri TRT’ye dizi oluyor…

KOLİBA Film, Türkiye’de “Süper Vali” olarak tanınıp sevilen, sıra dışı kişiliği ve cesur icraatlarıyla siyaset tarihimize geçen Recep Yazıcıoğlu’nun yaşamından bir kesiti anlatan Köprü romanını dizi olarak çekiyor.

Türk Sineması’nın yetenekli oyuncuları Fikret Kuşkan, Güven Kıraç, Bahar Kerimoğlu ve Ayşegül Ünsal’ın başrollerini paylaştığı dizi, Kasım ayından itibaren TRT 1‘de ekrana gelecek…

Yazar Ayşe Kulin’in aynı isimli romanından Ahmet Yurdakul’un senaryolaştırdığı Köprü’nün yapımcılığını KOLİBA FİLM “Ata Türkoğlu”, yönetmenliğini ise Sadullah Şentürk üstleniyor.

2003 yılında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Vali Recep Yazıcıoğlu’nun yaşamından yola çıkılarak çekilen dizide, Vali’yi Fikret Kuşkan, Vali’nin eşi “Melek Yazıcı”yı Ayşegül Ünsal, köprünün müteahhiti “Hüdai”yi Güven Kıraç, “Elmas”ı Bahar Kerimoğlu, “Lise Müdürü Leyla”yı Özlem Çakman oynuyor. Dizide, Deniz Oral, Hakan Şahin, Selim Bayraktar gibi oyuncular da önemli roller üstleniyor.

Çekimlerine Ekim ayında Elazığ’da başlanacak dizide, idealist vali Faruk Yazıcı’nın (Fikret Kuşkan)  merkeziyetçi ve bürokratik yapının yol açtığı sorunların getirdiği devlet-halk ilişkisindeki kısır döngüyü kırma çabası anlatılıyor. Bu çabanın somut hedefi ise, yaklaşık otuz yıldır bir türlü yapılamayan bir KÖPRÜ’dür. İktidarlar gelip geçer, o yöreden seçilen milletvekilleri, her defasında binbir umutla Ankara’ya gönderilir, içlerinden bakanlar, başbakanlar çıkar. Sayısız raporlar, projeler hazırlanır ama köprü ne hikmetse bir türlü yapılamaz. Bu arada hastalar hastaneye yetişemez, çocuklar okuluna gidemez, bazıları Karasu’nun hışmına uğrayıp sele kapılır, gencecik anneler, karınlarında bebekleriyle ölür… İsyan feryatları ayyuka çıkar… Ve bölgenin en trajik olayı Başbağlar katliamı yaşanır… Bu katliam sırasında devlet güvenlik güçleri masum insanların vahşice öldürülüşüne “köprü”süzlük yüzünden müdahele edememiştir…

 

Görev yaptığı her ilde halkı baş tacı eden, yaptığı sıra dışı hizmetlerle dikkat çeken Vali Faruk Yazıcı için “köprü” sorunu, artık bir ölüm-kalım meselesi olmuştur… Şu cümle idealist valinin beynine ve ruhuna mıh gibi çakılmıştır:

“GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR!”… Aynı sınırlar içinde yer almak, eğer “gidemiyorsan” hiçbir şey ifade etmez!..

 

Vali’yi Köprü için çıktığı uzun ve çileli yolculukta sayısız engeller beklemektedir… Devlet ve onu temsil eden kurumların durağan yapısına karşı halk gücüyle “imece” yöntemlerle işe koyulan Faruk Yazıcı’nın bürokratik çark ve diğer etkenlere karşı en yakın destekçileri ise attığı her adımda yanında olan, onunla aynı idealleri paylaşan, ömrünün en uzun yol arkadaşı, karısı Melek ve “köprü”yü akıl almaz metodlarla var edip nehrin üzerine yerleştiren bir başka sıra dışı insan: Mühendis Tekin’dir…

Karasu nehri üzerindeki bu mütevazı köprü, hem o bölgede yaşayanların hayatla barışmalarını sağlayacak bir araç olacak, hem de pek çok insanın birbiriyle ve hayatla yeniden kuracakları bir ilişkinin başlangıcını oluşturacaktır.

 

Çekimleri Elazığ ve Erzincan’da (Kemaliye) gerçekleştirilecek KÖPRÜ  dizisi için hazırlıkların son hızla sürdüğünü belirten yapımcı Ata Türkoğlu, “Yaptığı icraatlar, cesur yaklaşımlar, inatçı ve tuttuğunu koparan azimli kişiliğiyle adını Türk Siyaset tarihine altın harflerle yazdıran merhum Valimiz Recep Yazıcıoğlu’nun yaşam öyküsünden yola çıkarak bir dizi yapmak bizim için onur oldu… Ayşe Kulin’in muhteşem bir şekilde kaleme aldığı KÖPRÜ eserini TRT 1 için dizi olarak çekiyoruz. Uzun zamandır oyuncu, mekan vb. araştırmalarımızı sürdürüyorduk. Elazığ’da KÖPRÜ dizisi için özel bir köprü inşa ettireceğiz… Oradaki halkımız, devlet kuruluşları ve oyuncu kadromuz birlikte el ele vererek gerçekten iyi bir senaryoyu ekranlara yansıtacağız… Halkımızın gönlünde taht kuran “Süper Vali”mizi de bu dizimizle anmış olacağız” dedi…   

KÖPRÜ

YAPIMCI                      :           KOLİBA FİLM (Ata Türkoğlu)

YÖNETMEN                  :           Sadullah Şentürk

ROMAN                       :           Ayşe Kulin

SENARYO                     :           Ahmet Yurdakul

OYNAYANLAR  :           Fikret Kuşkan, Ayşegül Ünsal, Güven Kıraç, Bahar Kerimoğlu,

Özlem Çakman, Deniz Oral, Hakan Şahin, Selim Bayraktar

 

Ayşe Kulin’in aynı adlı romanından ekranlara uyarlanan KÖPRÜ dizisinde, Elazığ Valisi Faruk Yazıcı’yı ünlü aktör Fikret Kuşkan canlandıracak.

Ayrıntılı bilgi : 

BenSenO İletişim>  0212 288 24 54-55

 

Reyhan Pınar 0532 411 76 11

Kağan Yahşi  0538 517 52 46 

 

reyhan@benseno.net

kagan@benseno.net

Popularity: 1% [?]

Kemaliye … Dostluğun - kardeşliğin, sevginin- saygının kenti…

Cuma, Ağustos 18th, 2006

Kemaliye …Dostluğun- kardeşliğin,sevginin -saygının kenti…..

Değerli dostlar…

Gelişmiş,uygar,ekonomik sıkıntıları aşmış, vatandaşına ve hatta sınırları içindeki tüm canlılarına yaşam boyu huzur ve refah verebilen ülkelerin ortak paydası,gelişkin aklın ortak yolu karşılıklı sevgi ve saygıyı,dostluğu ve kardeşliği üst düzeye taşıyabilmektir.Herşey bundan sonra kendiliğinden gelir;hakça paylaşımla ,kimi zaman zekat la fitreyle dini vecibeleri yerine getirerek,kimi zaman iyi vatandaş olmanın gereği vergisini kaçırmadan ödemekle.Yedi ceddinine mal bırakma telaşı yerine birazda evlatlara iyi ahlak, erdem bırakıp namuslu para kazanmanın ,helal rızkın huzurlu keyfini onlara da tattırmakla ..Sivil Toplum Kuruluşları tüm gelişmiş ülkelerde toplumun bu yöndeki çabalarının odak noktasındadır.Kemaliyemizde de ÇEKÜL,KEMAV,KEDOST,KEFTUD gibi,kollektif yapılanmalar, farklı kuruluş yapılarına rağmen ortak paydaları olan Kemaliyenin iyiliği yönünde çabalar içindedir.Kemaliyenin çoğu maddiyata dayanmayan ama manevi yönü emsalsiz değerlerini Dünya kültürüne sunmak,bu sunumdan başta Turizm olmak üzere ,ekonomik gelirler,istihdam, gibi yerleşik insanımıza yararlar sağlamak temel ereklerimizdendir.Tüm bunlara ulaşmanın en doğru yollarından biride başka milletlerden ,uygarlıklardan insanlarla kültür alışverişinde bulunmakla olur..

Gencecik KEDOST bu yaz “Kemaliye yi Dünya kenti yapmak”misyonu nun gereği bu yönde bir çabaya daha imza attı.Dünyanın 8 farklı ülkesinden 15 Üniversite öğrencisini ilçemizde davet etti.11 i bayan,4 ü bay 15 genç ,başlarında 2 Türk bayan kardeşimizle,yönetiminde Kemaliyeli bir hemşehrimizin,Mehmet Arslan ın bulunduğu Gençlik Servisleri Merkezi ile işbirliği içinde, Kemaliyede ki ilk uluslararası gençlik kampını gerçekleştiriyor.Japonyadan,Yukie,Mieko,Satako,Güney Kore den Dami,Kanada dan Amelie,İngiltereden Sarah,Rusyadan Yuriy ve Andrey,Fransadan Julie,Remi ve Celementine,İspanyadan Maria ve Anna,İtalyadan Leonardo ve Tizana,bizdende Burcu ve Bağdagül kardeşlerimiz(kamp sorumluları)ilçemizde yerel yönetim başta olmak üzere, değişik sosyal sorumluluk projelerine öncülük edecek ,çalışmalar içindeler.Seyit Ali Parkının genel temizlik ve bitki örtüsü ıslah çalışmaları,değişik mesire yerleri temizlik ve boya badana çalışmaları,dut toplama gibi irili ufaklı işler yapan gençler günlük mesailerinden arta kalan zamanlarda da değişik köylerimizde,evlerimizde Kemaliye konukseverliğinin,dostluğunun ,sıcaklığını,yakınlığını yaşamaktalar.Bu projede desteklerini esirgemeyen Kemaliye mizin güzel geleceğine inanan tüm dostlarımıza,büyüklerimize şükran larımızı sunarız.Salihli köyünde milyonlarca yıldızın altında,doğamıza,kentimize ve insanımızın samimi misafirperliğine hayranlıklarını,kendi dillerinden ülkelerinin müzikleri ile ifade eden gençler, bizim gönüllü turizm elçilerimiz olmuşlardır.

Önümüzdeki yıllarda park ve bahçerimizin,mesire yerlerimizin zaten bizlerce temiz tutulup,kirletilmeyeceğine inanarak dahada geliştirip,güzelleştireceğimiz kamp imkanlarımızda misafir gençlerden daha kapsamlı projelere ,gabanlarımızın,bağ bahçe duvarlarımızın onarımına,yöresel ürünlerin toplama ve işlenmesinde destek alarak yararlanacağız.Bu seneki pilot çalışmadan hem Kemaliye hemde gençler memnun gözükmektedirler.Devamında karşılıklı memnuniyet ve siz değerli Kemaliye sevdalılarının önerileri yol gösterici olacaktır.

Tahir Sehlikoğlu ağabeyimizin önerisiyle Kemaliyeli hemşehrilerimiz arasında özellikle acil ihtiyaç durumlarında iletişim ve yardım amacıyla “kan grupları” bilgi bankası oluşturacağız.KEMAV vakfımızın koordinasyonunda gerçekleştirilecek bu projede tüm hemşehrilerimizin bir gün kendisinin de işine yarayabilecek kan grubu bilgileri ve iletişim numaraları kapalı kayıt altında hemşehrilerimizin acil yaşam kurtarıcı kan bulmalarına yardımcı olacak.

Yepyeni başka projelerde,memleket aşkı ve heyecanıyla buluşmak dileğiyle…

Mustafa Ferudun Çelikmen

Popularity: 2% [?]

Dut Ana Kemaliye’de Dutçuluğun Geleceğini Anlattı.

Cuma, Ağustos 18th, 2006

Erzincan’ın Kemaliye İlçesinde 30 Temmuz tarihinde düzenlenen 1. Dut Paneli ile ilgili gazetemize özel bir açıklamada bulunan Dr. Gülnur Gürler, Panelin ardından yapılması gerekenleri sıraladı.

30 Temmuz tarihinde Kemaliye de düzenlenen  1. Dut Paneli sonrası panelin düzenlenmesinde emeği geçen Dr. Gülnur Gürler’e Kemaliyeliler tarafından “Dutana” lakabı takılmıştı. Kemaliye düzenlenen Dut Panelinin ardından yapılması gerekenleri Dutana Dr. Gülnur Gürler gazetemize açıkladı. Kemaliye’de göç nedeniyle hızla azalan genç nüfus, kalan yaşlı nüfusun var olan dut bağlarının bakımını yapamaması dut ağaçlarının kurumasına ve yok olmasına yol açıyor. Bir dönem büyük kentlere çuval çuval dut kurusu gönderen Kemaliye bu eski kimliğini tümüyle yitirmek üzere… Bu gerçeklerden yola çıkarak konuya dikkat çekmeyi ve dutçuluğun geliştirilmesinin yolunu açmayı amaçlayan I. Dut Paneli 30 Temmuz 2006 tarihinde Kemaliye’de yapıldı. Paneli KEMAV ve Kemaliye Belediyesi’nin katkılarıyla Dr. Gülnur Gürler organize etti.  30 Temmuz tarihinde Kemaliye de düzenlenen dut festivalinin ardından gazetemize özel bir açıklamada bulunan Dr. Gülnur Gürler, panelin ardından yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı. Dr. Gürler’e göre, Kemaliye %100 organik bir bölge. Bütün diğer ürünlerimizin olduğu gibi dutun da %100 organik bir ürün olduğuna dikkat çeken Dr. Gülnur Gürler, “Ancak siz istediğiniz kadar “benim ürünüm organiktir” deyin elinizde bir sertifikanız olmadıkça  iç ve dış pazara organik ürün diye süremezsiniz” dedi. Organik Tarım Kanununun kabulü ile tarım bakanlığı bir ürünün organik olup olmadığının tescilini özel kuruluşlara devrettiğini hatırlatan Dr. Gürler, “Bu özel kontrol ve sertifikasyon kuruluşları çoğu batı Anadolu’da olmak üzere 9 tanedir. Bunlardan yalnızca 3 tanesi Türk firmasıdır ve yalnızca 2 tanesinin Ankara’da ofisleri vardır:Or-ser ve Eko-tar. Or-ser’in başkanı organik tarım kanunun şekillenmesinde ve çıkarılmasında bizzat çalışmış bir tarım bakanlığı daire başkanıdır” dedi. Kemaliye’de bu çalışmalar sırasındaki kısa süre içerisinde yaşadıklarım, bana çok büyük deneyimler kazandırdı diye düşüncelerini gazetemizle paylaşan Dr. Gülnur Güller, “Her yaşantıyı  bir öğrenim ve gelişim vasıtası olarak değerlendiren bendeniz için  Kemaliye ilginç bir laboratuar ve bunlar da gerçekten ilginç tecrübelerdi. Kemaliye için yaptığım çalışmalarımın birer memleket sevdalısı olan dedelerimin ruhunu şad ettiğine inanıyor, ancak Kemaliyelilerin bundan daha fazlasını hak etmediğini düşünüyorum. Eğer insan toplulukları bir organizma olarak düşünülürse ben çalışan, araştıran, yeni ufuklar açan, yeni hedefler koyan bir beyin olarak görevlerimi canhıraş bir şekilde yerine getirmeye çalıştım. Ancak ne yazık ki vücut komada. Kalp paslanmış, yağlanmış atamıyor. Eller kollar hareket edemiyor etse dahi birbiriyle savaşmak için. Ayaklar bir ileri bir geri yerinde titreşip duruyor. Böyle bir organizmanın fazla bir ömrü yoktur” dedi.

“Bundan sonraki çalışmalarımı memleketimin daha çok ihtiyaç içinde olan başka yörelerine kaydırmayı ve başka sivil toplum kuruluşlarının bünyesinde hareket etmeyi planlıyorum”  diye konuşan Dr. Gürler, “Yine de Kemaliyelilere hemşerileri olarak son bir önerim var: Türkiye ve dünyada ki ilk“ Organik Dut Üreticileri Birliği”nin son iki günde, her türlü engellemelere rağmen, insan üstü gayretlerle atılan temellerini yükseltmek yalnızca kendi faydalarınadır. Ancak dilerlerse nasılsa bir süre sonra başka yerlerde kurulacak olan birliklere de dahil olabilirler(Eğer o zaman da hala Kemaliye’de bir dut üretiminden söz edilebilecekse” diye konuştu. Dr. Gülnur Gürler gazetemize yaptığı açıklamasını şu şekilde sürdürdü, “ Şimdi bizim elimizde Avrupa ve Amerika’da hemen hemen tek bir tanesinin bulunmadığı, meyvesinin dahi yendiğinin bilinmediği ama yeni yeni tanınmaya başlayan bir ağaç var.Ve bu ağaç bizde mebzul miktarda…Bizim bu ağaçla yüzyıllardır organik ve kültürel bağlarımız var. Ona dayalı zengin bir yan ürün portföyümüz var ki bu ürünleri Türkiye’de bile tam olarak tanıtıp değerlendirememişiz. Bu ağacın bizim ekonomik olarak değerlendirdiğimiz potansiyeli belki de bir buzdağının suyun üstünde görünen kısmı ile kıyaslanabilir. Suyun altında değerlendirilmeyi bekleyen muazzam bir potansiyel var. Yaprağıyla ,ağacının kerestesiyle, meyvesiyle, köküyle, kabuğu ile, hatta hastalık yapan mantarı ile değerlendirilmeyi bekleyen bir potansiyel…Duta dayalı yepyeni sanayi dalları oluşabilir ve mevcut sanayilerin içinde kendine yer bulabilir” Bu potansiyeli hayata geçirmenin tek bir bireyin işi olmadığını bunun için üretici birliği kurulması gerektiğini ifade eden Dutana Dr. Gülnur Gürler, “Yerel sivil toplum kuruluşlarının Avrupa birliği sürecinde gücü çok arttırıldı. Aslında bu belki de çok iyi niyetle yapılmadı ama biz bunu bilinçli bir şekilde kullanabilirsek avantaj sağlayabiliriz. Şu anda 4 tane üniversite ve yüksek okul mensupları, dutla ilgili çeşitli projeleri hayata geçirebilmek için bir birliğin kurulmasını bekliyorlar. Belki Japonlarla ortak bir “Dut Araştırmaları Enstitüsü” bile kurabiliriz” dedi. Artık çağımızda bilgi bir ışık hızıyla yayılıyor diyen  Dutana Dr. Gürler, “Dut, Hindistan,Çin ve İran’da da bol miktarda var. Onlar uyanmadan dünya pazarında dutla ilgili markalar oluşturabilirsek sonra onların girmesi çok şey ifade etmez. Düşünün ki şu anda bu pazarda hiç bir rakip yok. Bir kaç fuar katılımı, birkaç reklam ve markalaşma çalışması ile kısa sürede büyük bir aşama kaydedebiliriz. Sanayi bakanlığının ve Dış Tic. Müsteşarlığının bir çok destekleri var.Çeşitli fon ve hibeler var. Ama bunların gerçekleşmesi için önce bir birlik oluşması lazım. Kemaliye’de bana çok köstek olmaya çalışanlarla birlikte destek olmak isteyenler de vardı.”Size yardımcı olmak isterim veya sizin için ne yapabilirim” diyen. Burada şunun çok iyi anlaşılmasını istiyorum: Bu projeyi destekleyen yada köstekleyen herkes, bunu benim değil kendisi için, çocuklarının geleceği için, memleketi için yaptığının farkına varmalı. Herkes ‘ben bu konuda nasıl bir katkı yapabilirim,dut için ben ne yapabilirim?” diye düşünmeli. Şimdi dutla ilgili duygularında samimi olan, ona destanlar düzen, ona karşı vefa borcu olduğunu düşünen herkesi duta sahip çıkmaya, kendi küçük şahsi menfaat, kaygı ve emellerini bir tarafa bırakıp, taşın altına elini koymaya davet ediyorum” diye duygu ve düşüncelerini paylaştı.

Kaynak: Yasin Köz

Popularity: 1% [?]

Kemaliye Biberi Islah Ediliyor!

arşamba, Ağustos 16th, 2006
Erzincan Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından 2001 yılında başlatılan “Kemaliye Biberinin Seleksiyon Yolu ile Islahı” çalışmasında son aşamaya gelindiği bildirildi.
Erzincan Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından 2001 yılında başlatılan “Kemaliye Biberinin Seleksiyon Yolu ile Islahı” çalışmasında son aşamaya gelindiği bildirildi.Erzincan Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Ziraat Mühendisi Mehmet Hüsrev Öz yaptığı açıklamada, Kemaliye biberinin yapılan ıslah çalışması sonucunda standart çeşit haline getirilerek, yöre çiftçisinin hizmetine sunulacağını belirtti. Öz, ıslah metotlarıyla çeşit haline getirtilmesiyle, hem verimin artmasının hem de kaliteli ürün elde edilmesinin sağlanacağını söyledi. Mevcut biber popülasyonlarının çok az bir kısmı üzerinde çalışmalar yapıldığını vurgulayan Öz, “Bu popülasyonlardan biri olan Kemaliye biberinin ilimiz ve bölgemiz için büyük bir önem arz etmektedir. 2001 yılında Erzincan’ın Kemaliye İlçesi Çit Köyü ile Malatya ili Arapkir İlçesi’ndeki dolmalık biber ekim alanları gezilerek amacına uygun (erkenci, verimli, meyve şekli düzgün vb.) bitkiler seçilmiştir” dedi.Tohum alma zamanında seçilen bu bitkilerden tohumlar alınarak enstitüye getirildiğini ifade eden Öz, “2002 yılından başlanarak bugüne kadar yapılan ıslah çalışmaları sonucunda amacına uygun bitkiler seçilerek erkenci, meyve şekli düzgün ve verimli hatlar elde edilmiştir. Denemelere başlanılmış olup 2007 yılında da projenin sonuçlandırılarak Kemaliye biberinin tescili yapılması yoluna gidilmesi planlanmaktadır. Bunun içinde proje bitiminde Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi Müdürlüğü’ne başvuruda bulunulacak. Kemaliye biberinin de tescillenmesiyle bu ürünün standart hale getirilmesi sağlanarak, yöre çiftçisinin ve tüketicinin hizmetine sunulacak. Kemaliye biberi özellikle fide yetiştiriciliği bakımından da dikkat çekmektedir. Gerek fide yetiştiriciliği gerekse biber yetiştiriciliği yapan yöremiz ve bölgemiz çiftçisi için bu proje çalışması bulunmaz bir fırsattır” diye konuştu. (İhlas Haber Ajansı)

Popularity: 1% [?]

Dut Hakkında Bilinmeyenler Paneli Kemaliye’de Yapıldı.

arşamba, Ağustos 16th, 2006
“Dut hakkında bilinmeyenler” ile ilgili bir panelin Kemaliye’de gerçekleştirilmesi birçok açıdan anlamlı oldu.
Bu etkinliğin, Derneğimizin yeni üyelerinden, Kemaliye’li Dt.Dr. Gülnur Gürler tarafından kotarılması da ayrı bir güzellikti.
Panel, her yıl yapılan şenliklere denk getirilmişti (29-30 Temmuz 2006). Bu vesileyle Kemaliye’li olan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ve Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan B. Aktan,Vali, ve yerel yöneticiler da panelin ilk kısmını izlediler. Katılım oldukça yüksekti. Panelde, dutun; meyve, yaprak, agaç ve kökünden, geleneksel yararlanma şekilleri ve gıda olarak yararları vurgulandı, yeni yararlanma olanakları ortaya kondu. Örneğin ilaç geliştirilmesi için yapılan çalışmalar, Doğu tıbbındaki önemi ve diğer potansiyel farmakolojik özellikleri, kaba yem maddesi olarak verebileceği katkı ve ağaç endüstrisinde hiç incelenmeyen kullanım olasılıklarına değinildi. Kemaliye özelinde üretimin artırılması ve tüm yan ürünlerin değerlendirilmesi için eksiklikler, fırsatlar ve çözüm önerileri ortaya kondu. Sunum ve tartışmaların kitap haline getirilmesi bekleniyor.
Kemaliye(Eğin) ilgili web sayfasından da alıntılarla, coğrafi konumuna ve tarihsel geçmişine ait şunlar söylenebilir. Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde kalan Fırat Nehrinin en büyük kolu olan Karasu Nehri’nin batı yönünde, Sarıçiçek dağlarından, Harmancık tepelerine kadar sıralanan kireçtaşlı ve çok sayıda çeşitli su kaynaklarını da kucaklayan yeşil yamaçlar üzerine serpilmiş, doğal güzelliklerden oluşmuş. İlçe mahalleleri yeşil bahçeler içinde adeta kaybolmuş gibi. Daha geniş bir sınırla belirlemek gerekirse, kuzeyde Navrel Boğazı, güneyde Gemürgap Boğazı arasında kalan İncidüzü’nden, Gemürgap bağlarına, Hotar Dağı eteklerinden, Apçağa ve Kırkgöz yaylalarına, Paşa bağlarından, Pegir (Sırakonak) bağlarına kadar geniş bir alan üzerine yayılmış, Kuzey-güney ekseninde bir vadide, yeşillikler içinde bir yurt köşesi. Keban Baraj Gölü’nun kuzey sınırları buralara dek uzanıyor yani nehir daha genişlemiş ve sakin akar hale gelmiş durumda. Ancak hızlandırılmış erozyon sonucu yukarı havzadan gelen rüsubatın bu derin nehirde oluşturduğu tepecekler, bazı kesimlerde yüzeyden de görülebiliyor.
Doğu-batı yönündeki ulaşım yollarından biraz uzakta yer alıyor. Ama kuzey –güney ekseninde bağlantıyı da sağlayabilen alternatif bir yol güzergahında, saklı kalmış bir mikro klima ortamı bölgesi. Karayolu standardınnın düşüklüğü ulaşımı zolaştırıyor.
Kimbilir belki de bu nedenle “gelişmemiş”.
Kemaliye (Egin) çevresinde yerleşen ilk unsurların Kafkasya üzerinden Anadolu’ya inen Orta Asya Türkleri olduğu hususunda ortak bir kanı var . Tarih boyunca bekçok devletin ve beyliklerin egemenliğine girmiş.İslâm ansiklopedisi’ne göre “Egin” adınınErmenice kaynak mânasına agn (akn)’dan geldiği gibi, şehrin de XI. Yüzyılda Vaspurakan Ermenilerinden bir gurup tarafından kurulmuş olduğu rivayet edilir. Çelebi Mehmed döneminde (1413-1421) Osmanlı topraklarına katılmış ve bu tarihten sonra kent, “Eğin” adını almış. Eğin ismi de eski dilde cennet anlamına da geliyor Bu tarihte başlayan Osmanlılar döneminde Eğin adı kentte görülen ticari hayatın canlılığı nedeniyle ünlenmiş. Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemlere başvurmuş, Kafkasya’dan tehcir (göç ettirme) ettiği aileleri Eğin’e yerleştirmiş ve bunlara geçimlerini sağlamak amacıyla İstanbul’da et satışını yönetmeleri için bir ferman vermiş. Daha sonra, IV. Murad döneminde, et kethüdalığının göçü önlemediği görülünce, ayrıca odun ve kömür kethüdalığı verilmiş. Kısacası gçö, Eğin’in kaderi olmuş eskidenberi. Eğin, ticarî hayatında etkinliğinin artışı nedeniyle, kuzeyden ve güneyden voyvodalık mücadelesine de konu olmus.Göç nedeniyle özellikle İstanbul’la bir tür etkileşim doğmuş. Halen göç edenler, çoğunlukla İstanbul’a yerleşmiş durumda. Ancak memleketleriyle iletişimlerini koparmamışlar, önemli mevkilere gelen birçok insan mevcut, örgütlenip ve daha sık memleketlerine gelip katkı vermeye bunu dernek ve vakıflarla örgütlü ve daha etkili biçimde yapmaya başlamışlar.

Kültürel ve estetik değerler e, pekçok yöreden daha fazla sahip çıkyorlar. Gerek göç eden gerek burada yaşayanların en önemli özelliklerinden biri okuma düzeyinin yüksek olması. Eskiden bir miktar Ermeni ve Rum nüfus da varmış ve bazı yerleşimlerin eski adları (Sorak, Venk, Pegir, Geruşla, Çevlik, Poşey vb) ve taşın mimaride yoğun kullanımı bunu doğruluyor. Betonarme/çirkin yapılar, tüm havzada oldukça az ve genellikle kamuya ait. Kalıcı nüfusun çok azalması, yapılaşma baskısını da azaltmış. Geleneksel mimari eğimli arazide nehredoğru dikey yönde oluşmuş. Genelde 3-4 katlı konak tipi evler; altı taş, üst katlar ahşap, değişik cephe karakterine ve ilginç saçaklara (süvüng) sahip. Bozulma görece olarak az ancak insangücü yetersizliği ve maddi açıdan bakım zorluğu, birçok evin çatısının ve hatta cephesinin çinko saçla kaplanmasına yol açmış. Birçok köyde nüfus kışın yok denecek kadar az ama evler yıkılmıyor ancak çok hisseli yapıdan dolayı çoğu onarılamıyor da. Ama giderek daha fazla evin / konağın, onarılması, yenilenmesi söz konusu. Bunda gerek Kaymakamlığın gerek ÇEKÜL’ün ve dışardaki bireylerin katkıları yadsınamaz. Sokaklar temiz, düzenli, duvarlar özenle inşa edilmiş. Her köyde kitaplık var. Dağdan gelen su; bolluğuyla, tadıyla göze çarpıyor, sokaklardaki düzenli su arkları ve her yerdeki çeşmeleriyle kentin ve yöredeki yerleşimlerin ayrılmaz bir zenginliği.

Kemaliye ve çevre yerleşimlerin halkı, kendiliklerinden yöreyi koruma altına almaya karar vermişler. Örneğin Fırat’ın karşı yakasındaki dağlık bölgede sürekli avlanma yasağı var. Başka yerlerin aksine kendi yaşam alanlarına gösterdikleri korumacı saygıdan ve ek olarak kır kahvesi, amfitiyatro-köy meydanı, Ahmet Kutsi Tecer (*) kitaplığı gibi dokuya uygun yeni mimari düzenlemelerden ötürü Apçağa Köyü, 2005 yılında Aydın Doğan Kent Mimarisi-Kent Dokusu, 2005 yılı Ödülünü almış. Keza, Sırakonaklar (Pegir) Köyü de benzer şekilde “sıradışı” bir yerleşim. Kemaliye, ÇEKÜL tarafından UNESCO’ya Anadolu’da örnek bir kent olarak sunulmuş. Müze ve Kültür Merkezi olarak kullanılan çok ilginç bir kemer- taş-ahşap mimari örneği de var.

Doğal ve tarihsel zenginlikler in içinde; Fırat boyunda,dağların nehre dik indiği Karanlık Kanyon, bir vadide10.000 yıl öncesine tarihlenen ve Orhun yazıtlarındaki simgelere çok benzediği söylenen yazıtlar, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği sayılabilir. Bu yörenin hemşehrisi değerli bilim insanı Prof. Dr. Ali Demirsoy, son yıllarda bu yörede TUBİTAK işbirliğiyle Doğa Okulu düzenliyor, araştırmalar yapıyor. Onun KEMAV tarafından yayımlanan Kent Rehberi’ne yazdığına göre;

“…Kemaliye; çevresi 1000m’yi çok aşan sert kara iklimi gösteren dağ stepleri, duruma göre, Alpin ekolojik özellik göstermesine karşın vadi içi ve taban, yer yer Akdeniz iklimi gösteren oldukça ılıman bir ekolojik yapısı ve buna bağlı olarak düşük rakımdan yükseklere doğru yerleşmiş birçok bitki ve hayvan türü ve çok zengin bir biyoçeşitlilik gösteriyor. Bu özelliği kuvvetlendiren olaylar:
  • Buzul ve buzullararası dönemlerdeki bitki ve hayvan göçleri. Daha sonra iklim değişse de bu vadiden çıkamayan ve burada kendine uygun yüksekliklerde mahsur kalan bitki ve hayvanların ya aynı kalması ya da yeni türlere dönüşmesi. Sıcaksever ve soğuksever canlıların bu vadide buluşması ve günümüze kadar gelmeleri. Yani Kemaliye’nin bilim dilinde Refigium (sığınak) olması
  • Yüzyıllar boyunca dışa dönük yaşayan ve İstanbul’la ilişkisini sürdüren yöre halkının küçük alanlarda en yüksek tarımsal verimi elde etmeye özen göstermeleri ve arazi yapısı nedeniyle özel peysaj uygulamalar ve bunun ıbirçok ekonomik ve süs bitkisinde çeşitlenmeye neden olması. Son yıllarda birçok canlı türünün ırkı ortadan kalkmış ya da tehlikeye girmiş olsa da Kemaliye’nin, pek az öreyle kıyaslanabilecek zenginlikte genetik bir müze, gen kaynağı” özelliği göstermesi…”
Dut, Kemaliye’de, şu anda, ekonomik olmaktan çok kültürel bir öğe. Herkes kendi ihtiyacı kadar üretiyor. İpek böcekçiliği artık gerilerde kalmış, ağaçlara bakım yok denecek kadar az, toplama da yere dökülenlerin bir kısmıyla sınırlı ama 4-5 kez hasat yapılıyor. Buradaki tür, çok hasat veren, küçük ama lezzetli bir dut. Üretimin düşüklüğünde nüfusun azlığı başlıca etken. Kışın ilçe nüfusu 2000’lere dek düşüyormuş. Ağaçların çoğu anıtsal özellikte ama verimi de doğal olarak düşük. Genç fidanlar da gerekli. İtalyan köylerine benzer ve tümüyle taş işçiliğiyle yapılmış 3-4 katlı yapılara sahip Akçalı Köyü yakınlarında “dut yolu” diye adlandırılan vadide yaklaşık 400 anıtsal ağacı görmek etkileyiciydi. Bunun yanında Kemaliye’de çoklukla ceviz, badem, kocayemiş, menengiç vb de bulunuyor. Yukarı kotlarda iki tür meşeye, boylu ve dikenli ardıça rastlanabiliyor.Panel arasında duttan yapılan ezme (lök, beşateş), pekmez, pestil, pasta, lokumformundaki ikramlar, bu kültürün halen ne denli önemli olduğunun bir göstergesiydi.

Lökhane ’de içtiğimiz menengiç kahvesini de ilk kez tattık ve beğendik.

Dağcılık, yürüyüş, kampçılık, kano, rafting gibi sporlar için olanaklar fazla. Kısa ve uzun yürüyüş parkurları var. Birçoğu tam keşfedilememiş birçok mağara var. Koçan şelalesi, Kırkgöz pınarı, kent içindeki taşdibinden fışkıran Kadıgölü kaynağı, imece yöntemiyle yapılan/yaptırılan Taşyolu, 35km mesafede, Hıdır Abdal Sultan’ın 750 yıl once kurduğu Ocak Köyü….hep görülmesi gereken yerler. Her yıl Mayıs ayındanda, rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu tarafından başlatılıp artık gelenekselleşen Doğa Sporları Şenliği de yapılıyor. Bu sporlar yılın uzun bir döneminde yapılabilir, 900-1000m rakımındak havzada. KEDOS isimli gençlerin kurduğu bir doğa sporları derneği var tanıtım da yapıyor.

Özetle , üzerinde ciddiyetle durulursa ekonomik olarak da katkı sağlayabilecek dut ve dut ağacının tekrar ele alınması ve öneminin vurgulanması yararlı oldu. Sn. Bakan’ın önerisi; ilgi duyan üniversitelerin sanayiyle işbirliği yaparak dutun sanayiye dönük yararlarının belirlenmesi ve geliştirilmesi içinher türlü desteğin Bakanlıkça verileceği sözü, anlamlı sonuçlardan sayılabilir.

Kemaliye , doğal ve kültürel değerleriyle eko-turizme ve doğa sporlarına çok uygun.

Ekolojik tarımın pekçok unsurunu zaten doğal olarak yerine getiriyorlar. Kimyasal gübre ve ilaç kullanımı, bu bilinç sayesinde hemen hemen yok. Büyük kentlerdeki Hemşehrileri sayesinde dış dünyayla da yakın iletişimleri var. Halkı konuksever ve yardımcı. Henüz “profesyonel hizmet” yaklaşımı yok. “Gitmemek eksiklik, gitmek zenginlik” denilebilir.

(*): Edebiyatçı Ahmet Kutsi Tecer, “Orda bir köy var uzakta…” diye başlayan dörtlüğünü, kendi köyü olan Ağçağa için yazmış ve köyün girişine bu dizeler asılmış. Temeli yeni atılan köy kültürevine de yazarın adı verilmiş.

Hakan Bezirci, 01.08.2006

Popularity: 1% [?]

Kemaliye’nin Dutları

Salı, Ağustos 15th, 2006

Kemaliye’nin dutlari

Dut ununu denemek isteyen arkadaslar belki Kemaliye’deki Lökhane’den Hamdi Firat’i (446) 751 30 66′dan ararsaniz size yardimci olabilir. Ayni sekilde nefis dut kurusu, dut pekmezi, lök, dut pekmeziyle yapilan cevizli sucuk ve lökhanedeki diger ürünlerden de siparis edebilirsiniz sanirim. Bir sorun. Belki sizler de güzel yiyecekler yaratirsiniz onunla. Sabah kahvaltisinda müsliye bile konur neden olmasin?

Bu yaziyi Kemaliyelilere verdigim söz üzerine yaziyorum. Daha dogrusu hepsine olmasa da Gülnur Gürler’e Lökhane’den aldigim dut unuyla bir tarif deneyecegim ve kendisine sonucu bildirecegim sözünü vermistim. Lökten bahsetmistim size. Ayri ayri dövülen ceviz ve dut kurusu bir arada da yeniden dövülür ve sekil verilerek sunulur. Lökhane’deyken acaba dut unundan kekler, kurabiyeler yapilamaz mi deyip deneme amaçli yarim kilo dövülüp elenmis dut unu almistim. Yüküm öyle çoktu ki bir kilo almaya cesaret edemedim. Simdi keske alsaymisim diyorum. Kimbilir daha ne tarifler gelistirirdim! Bu ürünün güzelligi yaninda ayrica tatlandiriciya gerek olmamasi. Düsünsenize dut gibi lezzetli bir tatlandiriciyla yapiyorsunuz kek ve kurabiyelerinizi.

Gelelim tarifimize. Aslinda önce kurabiye yapmayi düsünmüstüm. Ancak sonra kurabiyelerin tek bir tepsiye sigmayacagini anladim ve kek gibi tepsiye yaymaya ve dilimleyerek ikram etmeye karar verdim. Dut unu nemlenip kütük haline geldigi için onu yumusatma çaresi olarak kaynar suyla karistirmayi düsündük Isil’la. O zaman gerçekten güzel ezildi ve kekurabiyeye (hem kek hem de kurabiye) güzel bir doku verdi. Bir nevi islak kek ya da çikolatasiz browni oldu denebilir. Bol badem koydum. Bademleri biçakla kestim. Aslinda findikli daha güzel olurdu ya findiklari severek yiyor bizimkiler diye bademi seçtim. Cevizle de denenebilir tabii. 150 gram kadar dut ununu 1-2 bardak sicak suyla sulandirdiktan sonra içine -soguduktan sonra- bir yumurta, az zeytinyagi, tarçin, bir çay kasigi karbonat, yulaf ezmesi, bugday unu ve tadi yeterli olmayabilir endisesiyle birazcik da dut pekmezi koydum. Eser miktarda. Gördük ki ona bile gerek yokmus. Dut ununun tadi yeterli olacakmis. Suluca yaptigim karisimi yaglanmis tepsiye döktüm ve 170 derecede isittigim firinda 30-35 dakika kadar pisirdim. Öyle güzeldi ki sonuç çay saatinde hepimiz bayilarak yedik.
Simdi sirada baska tarifler var. Sanirim elimdeki dut unuyla iki tarif daha gelistirebilirim. Ya da tadinin baskin olmamasini kabullenerek azar azar kullanarak daha uzun dayanmasini saglayabilirim.
Kemaliye’nin dutu öyle güzel ki, daha iyi taninmasini ve Kemaliyeliler için daha iyi gelir kaynagi olmasini dilerim. Belki önümüzdeki yillarda dut unu da paketlenip satilmaya baslanabilir. (Bu tarifi de dut kitabi için verecegim yaziya ekleyecegim.)

Kaynak: http://mutfaktazen.blogspot.com/2006/08/kemaliyenin-dutlari.html

Popularity: 1% [?]

Erzincan: Bakan Yıldırım’ın Erzincan Ziyareti

Salı, Ağustos 8th, 2006

Hayırsever Hacı Ali AkınUlaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’nde, hayırsever bir işadamı tarafından yaptırılan kız ve erkek öğrenci yurtlarını hizmete açtı.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Erzincan’ın Kemaliye İlçesi’nde, hayırsever bir işadamı tarafından yaptırılan kız ve erkek öğrenci yurtlarını hizmete açtı.

Memleketi Erzincan’da Perşembe günü başladığı gezi programını bugün de sürdüren Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, yurt açılışlarına katılmak üzere Devlet Hava Meydanları İşletmeleri’ne (DHMİ) ait helikopterle Kemaliye’ye geldi. Erzincan Valisi Ali Güngör, Erzincan Belediye Başkanı Mehmet Buyruk, AK Parti Erzincan Milletvekilleri Tevhit Karakaya ve Talip Kaban’la birlikte yurtların açılış törenine katılan Bakan Yıldırım, ilçe protokolü ve Kemaliyeli vatandaşlar tarafından karşılandı. Kemaliyeli hayırsever işadamı Hacı Ali Akın’ın, annesi Saime Akın adına yaptırdığı 125 öğrenci kapasiteli kız öğrenci yurdu ile babası Osman Nuri Akın adına yaptırdığı 125 öğrenci kapasiteli erkek öğrenci yurdunun açılış töreni, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Yörenin mimarisine uygun bir şekilde karşılıklı olarak inşa edilen yurtların açılış töreninde daha sonra, Kemaliye Belediye Başkanı Mustafa Haznedar, Kemaliye Kaymakamı Yaşar Aksanyar ve hayırsever işadamı Hacı Ali Akın adına oğlu Mustafa Şerif Akın konuştu.

Babasının, yaptığı hayır işlerini çok yakından takip ettiğini ifade eden Mustafa Şerif Akın, “Babam eğer hayır işinin yapıldığı mıntıkadaysa sanki bir işçi başı gibi yapılan işleri takip eder. Kendisine iş edindiği için babam, bu kadar yoğun bir şekilde hayır işi yapıyor. Yoksa, finansal boyutu ikinci sırada, işin sırrı burada” diye konuştu. Törende daha sonra Kemaliyeli Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan, AK Parti Erzincan Milletvekilleri Tevhit Karakaya ve Talip Kaban ile Vali Ali Güngör birer konuşma yaptı.

Açılış töreninde son konuşmayı yapan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, devletin Cumhuriyet tarihinde ilk defa eğitime ayırdığı bütçeyi Milli Savunma’ya ayırdığı bütçenin üzerine çıkardığını belirterek, “Bu çok önemli bir gelişmedir. Çünkü; ‘herşey insan için’ diye işbaşına gelmiş bir hükümet var. İnsana yapılan yatırım, binaya, taşa, toprağa yapılan yatırım gibi değildir. İlanihaye sürecek, sonuçları top yekün ülkenin kalkınmasını, çağdaş uyguarlık seviyesine ulaşmasını sağlayacak ciddi bir yatırımdır” diye konuştu.

Bakan Yıldırım, konuşmasının ardından hayırsever işadamı Hacı Ali Akın’la birlikte Saime Akın Kız Yurdu’nun açılış kurdelesini kesti ve beraberindekilerle birlikte yurdun bölümlerini gezdi. Açılış töreninden sonra yürüyerek öğle yemeği için lokantaya giden Bakan Yıldırım, yolda karşılaştığı vatandaşlarla da sohbet etti. Bakan Yıldırım, Kemaliye’deki programının ardından gezisini İliç ve Kemah’ın köylerinde sürdürdü. (İhlas Haber Ajansı)

Popularity: 2% [?]

KEMAV Geleceğimize Yatırıma Davet Ediyor!

Perşembe, Ağustos 3rd, 2006

Değerli hemşehrilerim, Sevgili Kemaliyeliler..Kemaliye sevdalıları..

KEMAV vakfımız bünyesinde ,son yaptığımız yönetim kurulu toplantısında öncelikle ilçemiz kökenli ve Kemaliyede ikamet edenler öncelikli ,eğitim yılı boyunca ve tüm eğitim süresince,yüksek öğrenim ve paralı orta öğrenim görenler ağırlıklı olmak üzere, karşılıksız burslar düzenlemeyi kararlaştırmış bulunmaktayız.Aylık 50-100 YTL(yıllık 9 ay için) civarında düşünülen bu burslarla ilgili genç kardeşlerine katkıda bulunmak isteyen ağabeylerimizi,ablalarımızı,hayrsever hemşehrilerimizi bu kampanya ya katılmaya davet ediyoruz.Aşağıda okuyacağınız yazı gerçek bir öyküdür.Kemaliyenin yırtık pırtık giysilerle ,ödünç kitaplarla büyük kentlerde yaşamı zorlayan ve bugünün başarılı işadamları,mühendisleri ,doktorları olan evlatlarının geçmişlerindeki acılarını anımsatan bu öykünün
kahramanlarından biride siz olabilirsiniz.Konu ile ilgili Vakfımızın numaraları 0212 243 90 50-51(FAX)

Mustafa Ferudun Çelikmen
KEMAV Yönetim Kurulu Üyesi

———Gerçek Bir Hikaye——–
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: “Nazif Bey mi?” dedi.
“Evet, Nazif Bey!” diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla, “Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.” dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. “Ya, öyle mi…?” diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece
kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp, “Onun adına görüşebileceğim
bir yakını var mı acaba?”diye sordu.

“Evet var, oğlu Selim Bey….” Titrek bir sesle, “Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?” dedi.
Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye, “Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor, ama ben yine de kendisine bir haber vereyim.” dedi ve telefona yöneldi..

Sonra, “Kim diyelim efendim?” diye sordu. “Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım.” cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebbessim bir çehreyle, “Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin.” dedi.
Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, “Buyurun!” dedi.
O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,
“Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir.” dedi.
“Bendeniz de Selim Cebeci… Lütfen buyurun, oturun.” dedi, genç iş adamı. Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur
oturmaz; “Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl… Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim.” dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu. “Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm
anlatamam.”

Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: “Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım.” Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı, kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine; “Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?”
Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla “Evet” dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle
parladı. “Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık.” dedi.

Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve “Sizi karşıma Allah çıkardı.” dedi.
Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı “Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?” dedi.
Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak, “Bizdeki emanetinizi vermek için…” deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.
“Emanet mi?” dedi.
Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine “Gelebilir misiniz?” deyip telefonu kapattı.
Mehmet Bey, şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi. Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine hasret kırk yıllık ahbapların yeniden
buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene  bırakmıştı.

Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl  büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek; “Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum.” dedi.
“Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. “Sana bunun için burs vermedim.” diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum.” dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı.

Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı. Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti.
“Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…” Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi, fakat aklı tabloda kalmıştı.
Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı.
İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu: “Bir müddet sabredeceğiz, sonra…”  İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip tabloyu iyice inceleyecekti, fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede; “Bir müddet yürüyeceğiz, sonra…” diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp, “Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim.” dedi. Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak “Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey
kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti.
O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin… Şaşkınlık içinde, “Başka bir şey yok mu?” diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışına mukabil babam, “Bir müddet zeytin
yiyeceğiz, sonra…” dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi, “Alışacağız.” dedi.

Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı. Annem bezgin bir sesle, “Bu evde hiçbir şey yok!
Burada nasıl yaşayacağız.” diye haykırdı. Bunun üzerine babam: “Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.” dedi.

Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, “Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.” dedi. Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü.
İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla, “Yoruldum.” dedim. Babam oldukça sakin bir şekilde: “Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.” dedi.
Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı: “Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.”
Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle
geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı. “Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyormusunuz?” dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini  kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu.

Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.
Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve “Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime, “Bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.” demiştim. Bugün ise, Allah’ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı.” dedi.

Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi olarak sakladım.

Bu çoraplar her gün bana, “Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.” diyor. Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o,nemlenen gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran baktı.

“Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım.” Selim Beye döndü ve “Siz ne yapardınız?” diye sordu. Selim Bey kendisine has tebessümü ile; “Bir müddet
zeytin yerdim, sonra…” dedi ve gülümsedi. O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir kutuyla içeriye girdi.
Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.

“Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.” dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı. “Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu…

Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım.
Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım.
Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.

Sevgilerimle, Nazif Cebeci.” Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.

Yarının Büyük adamları,Bilimadamları bazen yanıbaşınızda mahsun mahsun bakan çocuklardır.Onlara mutlak bir şans vermemiz lazım.Kemaliye bağrından çok büyük insanlar çıkarmıştır.Ve Dünya çapında daha çok değerli isanlar çıkaracaktır.Saygı ve sevgilerimle.

Mustafa Ferudun Çelikmen

Popularity: 1% [?]

Kemaliye Dut Paneli

Perşembe, Ağustos 3rd, 2006

Değerli Dostlar, Hamdolsun ki,yol açabileceği gelişmelerin heyecanından aylardır uyku uyuyamadığımız zorlu bir sürecin birinci basamağını,dutu bilinmeyen yönleriyle tanıtmayı hedefleyen panelimizi 30 Temmuz Pazar günü gerçekleştirdik. Henüz Kemaliye’den yeni geldiğim ve bazı hocalarımın sunumlarının tam metni elimde olmadığı için şu anda onları sizlerle paylaşamıyorum.Ancak yine de ana fikirleri özetlemek isterim. Panelimizin çok değerli katılımcıları, günlerce haftalarca tartışılsa bitmeyecek konuları 3 saat gibi çok kısa bir süre içine sığdırmaya çalıştılar.Her şeye rağmen verdikleri bilgiler çok çarpıcı idi. Panelimizin ilk konuşmacısı G.Ü.Eczacılık Fak.Farmakognozi (Bitkilerden İlaç İmali)Ana Bilim dalı profösörü, konusunda duayen olan, Sn.Ekrem Sezik hocamız esprili ve konusuna hakim sunumuyla dutun bir meyve değil,bir ilaç olduğunu iddia etti.Binlerce yıldır Çin ve Hint tıbbında,çok çeşitli hastalıkların tedavisinde meyvesi,yaprağı,kökleri ve kabuklarıyla bir şifa kaynağı olarak kullanıldığını söyledi,Çin ve Hint tıbbından bazı reçete örnekleri verdi. Erzurum A.Ü.Ziraat Fak.Bahçe Bitkileri ABD prof.ü Sn.Sezai Ercişli hocamız Türkiye’de yalnızca 5 ilde dut yetişmediğini,dünyadaki dut yetiştiriciliğinin ise yaygın olarak özellikle Çin ve Hindistan’da ipek böcekçiliğine yönelik olduğunu anlattı.Kapama dut bahçelerinin avantajlarından ve dut cinsleri arasında bir tür tespit ve genetik çalışmalarının yapılmasının gereğinden bahsetti. Batı Akdeniz Araştırma Enstitüsü’nden hemşehrimiz ziraat mühendisi Ahmet Fikret Fırat,Türkiye tarımında bahçeciliğin öneminden bahsetti.Kemaliye de yaşlanmış dut ağaçlarının kesilip yerine genç fidanların dikilmesini,toprağın iyileştirme çalışmalarının yapılmasını ve organik tarıma elverişli bir bölge olduğu için ‘organik sertifikasyon’ yoluna gidilmesini önerdi. Henüz 3 günlük evliyken bal aylarında panelimize katılan Sayın Doktor Adem Kaya’nın sunduğu konu ise panelin en önemli ayaklarından biri idi.Dut yaprağının büyük ve küçükbaş hayvan besiciliğindeki önemiyle ile ilgili bilgiler,yem sanayinde devrim yaratacak düzeydeydi.Ancak izleyicilerin bir bilim adamı topluluğu olmadığı göz önüne alınmadan,çok teknik ifadelerle ve açıklamasız sunum yapılması,ilginin dağılmasına ve benim de paniğe kapılmama neden oldu.Bu yüzden sık sık sayın Kaya’nın konuşmasını keserek konunun daha iyi anlaşılmasına ve izleyicilerin dikkatini çekmeye çalıştım.Her ne kadar kendisi niyetimi gayet iyi anladığını ifade ederek özürlerimi önemsemediyse de biraz kabalık gibi algılanabilen,belki de gerçekten öyle olan bu davranışım için gazeteniz aracılığıyla kendisinden yeniden özür diliyorum.Genç evlilere sonsuz mutluluklar diliyorum. Panelin 1. oturumunun ardından verilen arada sayın Bakanımız ve Müsteşarımız, Kemaliyeli hanımlarımızın el birliğiyle hazırladığı pekmezli yumurta,pekmez helvası,dut kavurma,gülengü vs. gibi geleneksel dut yiyeceklerinin yanı sıra , yaratıcılıklarını kullanarak yarattıkları dut keki,dut limonatası gibi yeni lezzetlerden tattılar. Sayın Bakanımız Ali Çoşkun 1. bölümün sonunda dutla ilgili getirilecek bütün somut projeler için Sanayi Bakanlığı olarak her türlü desteği sağlayacağına söz verdi. Protokolün yoğun programından dolayı takip edemediği panelimizin 2. bölüm konukları da çok değerli idi.Sayın gazeteci yazar Tijen İnaltong Hanım Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden derlediği dutlu yiyecek tariflerini paylaştı ve dutun değişik şekillerde değerlendirilişinden bahsetti.Kemaliye’den ayılırken de yanın da dut unu götürdü.Onunla dutlu kurabiye denemeleri yapacak(bence harika olacağı da kesin). Devletin en etkin ve ciddi ekonomik kurumlarından biri olan Dış Ticaret Müsteşarlığının Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirmeler Genel Müdürü Gazi Bilgin Bey ise dut ve ona dayalı olarak oluşturulabilecek yeni sanayi dallarının halka bulunduğu bölgede istihdam ve iyi bir gelir sağlayarak,kırsaldan kente göçü önleyebilecek bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti.Dutun toplanmasından işlenmesine,paketlenmesinden pazarlanmasına kadar yeni teknik ve yöntemler uygulanması gerektiğini belirtti.Devletin haklarında bir bilgi sahibi olmadığımız için hiç değerlendiremediğimiz bir çok teşvik,kredi ve destekleme kaynakları olduğunu,ayrıca Avrupa Birliği fonları ve Dünya Bankası hibelerinin de uygun projelerle kullanılabileceğini anlattı. H.Ü. Ağaç Endüstrisi Mühendisliği A.B.D. Başkanı Sayın Prof. Salih Aslan ise dutun ağaç endüstrisindeki kullanım olanaklarıyla ilgili çok net bilgiler veremedi.Çünkü bizlere sunmak üzere internet ve literatürde yaptığı taramalarda dutun ağaç özelliklerini belirleyen hemen hemen hiç bir çalışmaya rastlayamadığını anlattı.Bu konunun da ne kadar bakir ve araştırılmamış olmasının aslında bize büyük bir öncülük ve pazar şansı yaratabileceğini düşünüyorum.Çünkü Hocamız,Kemaliye’den gönderilen birkaç dut kütüğü üzerinde panele kadar ki sürede yürütebildiği çalışmalarında,dutun ağaç özelliklerinin çok değerli bir ithal ürün olan tik ağacına yakın özellikler taşıdığını ve hatta bazı bakımlardan ondan üstün olduğunu gördüğünü söyledi. Son panelistimiz ve hemşerimiz M.Ü Fen Edebiyat Fakültesinden Yrd. Doç. Okan Baba da o etkileyici sesi ve sunumu ile hepimizi duygulandırdı.Aşık Veysel’in dut ağacından oyulmuş sazına “Ben babamı,sen ustanı unutma” deyişinde ki gibi bizi biz yapan değerlerimize olan vefa borcumuzu hatırlattı.Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin Türk boyları ilerlerken Horasan erenlerini de,oralarda Türk ve İslam inancını yaymak üzere görevlendirdiğini;bu amaçla ocakta yanan dut dalını Anadolu’ya fırlatarak onların düştükleri ve yeşerdikleri yerlerde dergahlarını kurmalarını anlatan menkıbelerden bahsetti. Bence ilk etapta amacına ulaştığına inandığım panelimizden içimde üzüntü olarak kalan tek şey değerli hocalarımın şenliğin telaşesi içerisinde yerel ve idari amirlerimizin en azından bir “hoş geldiniz, nasılsınız ve hoşça kalın” gibi basit ilgi ifadelerinden mahrum kalarak Kemaliye’den ayrılmaları idi.Umarım bizi hoş görürler. Saygılarımla Dr. Dt. Gülnur Gürler

Popularity: 1% [?]

4. Kemaliye Doğa Sporları Şenliği

arşamba, Ağustos 2nd, 2006

Değerli dostlar..

Geleneksel Kültür ve Turizm Şenlikleri,Milli Piyango çekilişi ve değerli hemşehrimiz,meslekdaşımız sn Gülnur Gürler’in büyük çabalarıyla gerçekleştirdiği “Dut Sempozyumu” ile son derece başarılı ve keyifli geçti.Emek verenleri,gerek şenlikte gerek sempozyumda özveri ile çalışanları tebrik ediyor ve giderek daha gelişkin yönde çabalarının devamını diliyorum.Şimdi başta bu sempozyum olmak üzere tüm değerli bilimsel katkıları yazılı dökümante etme zamanı.Kalıcı kültürü ancak böyle oluşturabiliriz.Yoksa kulaktan kulağa aktarımla bilimsellik ve kalıcı katkılar sağlayamayız,onca emek zamanla dezenforme hale gelir.Dezenformasyon yani bir başka deyimle yanlış bilgilendirme ve bilgilenme yoğun tanıtım çabaları içinde olduğumuz ilçemizin en çok dikkat etmemiz gereken sorunlarından biri haline gelmektedir.

Atlas dergisinden Tijen ve Erdem arkadaşlarımız geçen sene KEMAV vakfımızın davetlisi olarak, düzenlediğimiz 2. Doğa Sporları Şenliklerine geldiler,bazen bağımsız ve bazende gezilerimize de katılarak,bizden lojistik destek alarak ilçemizi görüntülediler ve yazdılar .Yazı ve fotoğraflar İbrahim Köroğlu nun da dediği gibi ancak bu sayıya (Ağustos 2006)girebildi.Ama 16 sayfalık uzunca bir yer verilmiş olması ve oldukça detaylı ele alınmış olması genel hatlarıyla ilçemiz açısından tanıtım yönüyle olumlu.Benim kişisel olarak katılmadığım,muhtemelen görüştükleri hemşehrilerimizden edindikleri birtakım bilgilere istinaden yazdıkları bazı bölümler ise yukarıda bahsettiğim “Dezenformasyon”sorunu açısından kaygı verici.Kemaliye nin geçmişini ve gününü bilen büyüklerimiz başta olmak üzere tüm bilinçli kesimin özellikle başta basın mensupları olmak üzere gelen misafirlere “objektif ” ve gereksiz abartılardan,mesnetsiz iddialardan arınmış tarihi,bilimsel gerçeklere dayalı bir ortak argüman üzerinden bilgi vermesi yararlı olacaktır sanırım.Aksi takdirde geçenlerde bir gazetenin ekinde de yer aldığı gibi,Kemaliye nin ülke genelinde bir çok yerleşime örnek olacak farklı mezhep ve düşünceleri kucaklayan,hoşgörü ve insani değerleri yücelten yapısını görmezden gelen yaklaşımlar,özellikle uğraş verdiğimiz tanıtım çabalarımıza zarar verecektir.

Bardağa dolu yönüyle baktığım bu bölümün ardından sizlere hersene yepyeni atılımlarla büyüyen ,Türkiyemizin en büyük “Doğa Sporlar Şenliğini” 2007 den itibaren inşallah “Uluslararası” yapacağımızın müjdesini vermek istiyorum.3.Şenliklerin haber ve görüntülerini de önümüzdeki günlerde “National Geographic” dergisinin Türkiye baskısında ve ayda 2 Milyon tiraja ulaşan ,uluslararası havaalanlarımızda ücretsiz dağıtılan ve Türkçe -İngilizce çıkan “Gate” dergisinde görebileceksiniz.Gene Almanların dünya çapındaki “Geo “dergisinin Türkçe basımıda önümüzdeki şenliklere büyük yer verecek.Dünyanın sayılı akarsu parkurları arasında gösterilerek “Canu” dergisine giren “Kemaliye”,bu kezde Amerikalıların “Canoe&kayak” dergisinde yeralacak.

Önümüzdeki Doğa Sporları Şenliğinde,bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz ilklere bir yenisini daha ekleyecek ve ilk kez Allah bir mani vermezse,Kemaliye nin karşısına 15 kişilik deniz uçağı indireceğiz.İlkini bu sene gerçekleştirdiğimiz Triatlona bu sana yurt dışından takım katılımları olacak.Bisiklet ve Dağcılık sporlarında da yabancı misafirleri ağırlayacağız.Yabancı folklor ve halk oyunları ekiplerini davet etmek ve dah bir çok sürpriz gene “Kemaliye
Sevdalılarını ” bekliyor.

Kemaliyemizin de,Doğa Sporları ve Doğa nın önemini anlayan diğer uygar ülkelerde olduğu gibi,modern ve çağdaş gerekleri yerine getiren ,ilçenin turizm altyapısına katkı sağlayacak,kooperatif anlayışında hizmet verecek bir şirketi merkezi var artık..KEDOST,Sanayi BakanımızAli Coşkun ağabeyimizin ,KEMAV başkanımız ve Maliye Bakanlığı Müsteşarı Hasan Basri Aktan ağabeyimizin de şereflendirdiği bir açılışla ,profesyonel bir hizmet anlayışıyla düzenlenmiş bürosunda hizmet vermeye başladı.

Yepyeni bir sürü projeye ve ilçemizi gönençli günler taşıyacak atılımlara destek verecek “gerçek” Kemaliye sevdalılarını KEMAV çatısı altındaki çalışmalarımıza bekliyoruz.

Sağlıcakla kalın

Mustafa Ferudun Çelikmen

Popularity: 1% [?]

Tema-Ankara’nın Kemaliye Notları: Gelecek 5 yıl içinde Kemaliyenin turizm de bir marka olacağı kuvvetle muhtemeldir.

Salı, Ağustos 1st, 2006

TEMA VAKFI ANKARA TEMSİLCİLİĞİ EĞİTİM BİRİMİ KÜLTÜR VE DOĞA GEZİSİ GRUBU ERZİNCAN, KEMAH, KEMALİYE(EĞİN) ve DİVRİĞİ GEZİSİ - 21-26 HAZİRAN 2006

Türkiyenin henüz yeni yeni keşfedilmeye başlamış, doğal ve biyolojik çeşitliliği bakımdan en zengin yerleşim birimlerinin yer aldığı Yukarı Fırat Havzası nda bulunan Erzincana bağlı Kemah, Kemaliye ve Divriğine yapmış olduğumuz kültür ve doğa gezini 21-26 Haziran 2006 tarihleri arasında gerçekleştirdik.
21 Haziran 2006 tarihinde yolculuğumuz, 45 kişiden oluşan grubumuz ile Ankara –Kars seferini yapmakta olan Erzurum Ekspresine bağlanan özel kuşetli vagon ile neşeli bir şekilde başladı. Gezimize Kemaliyeliler Derneği eski Başkanı Tahsin BİLGİÇ te yaşamının önemli bir bölümünü Kemaliyede ve Erzincanda geçirmesinden dolayı tüm gezi boyunca bizlere gönüllü rehberlik yaparak bölgenin keşfedilmemiş önemli yerlerini bizlerle paylaşma imkanına sahip olmuştur. Anadolu bozkırının tüm güzelliklerini izleyerek Kırıkkale, Yerköy, Şefaatli ( Yozgatın büyük ilçeleri), Erciyesin tüm güzelliğinin en görkemli şekilde görüldüğü Himmetdede, Kayseri, kitaplara konu olan Sarıoğlan, Yeniçubuk, Aşık Veyselin Şarkışlası, Gemerek ve Ankara –Erzurum yolunun yarısı Sivas. Sivastan sonrası Cumhuriyet döneminin gurur veren en önemli yatırımı olan Sivas-Erzincan demiryolu. 120 den fazla tünel, demirköprü ve viyadükten oluşan Fırat ın kollarını oluşturan Çaltı ve Karasu güzergahında bulunan Kangal, Çetinkaya (Malatya yol ayrımında olmasından dolayı önemli bir merkez) önemli demir cevheri üretim merkezi Divriği, Kemaliye( Eğin) in aktarma istasyonu Bağıştaş, Selçuklu eserlerinin yer aldığı Kemah ve son iniş noktamız Erzincan. 3 yıl gibi bir sürede kazma kürek ile sarp kayalar delinerek patika genişliğindeki bir geçitten açılan bu yolu gündüz saatlerinde geçen Doğu Ekspresi ile görülmesinde yarar vardır. Sabah erken saatlerde Erzincan da trenden indikten sonra,TEMA Vakfı Erzincan Temsilcimiz Aydın Kökhan’ın sıcak bir karşılaması ve piknik alanındaki kahvaltı ikramı ile güne başlamanın mutluluğuna erişerek Erzincanın şimdiye kadar bilmediğimiz mesire yerlerinden Vasgirt Piknik Alanı, Kaplıca ve Maden Suyu Kaynağı Ekşisu ve Erzincana yaklaşık 45 dk. uzaklıkta bulunan ünlü Girlevik Şelalesini ziyareti gün devam etti. Şelalede mangal ateşinde yediğimiz leziz alabalık ve tavuğun tadı hala damağımızdan çıkmamıştır. Kemaliyeye doğru yol alırken yine yolumuz Karasu vadisinden geçmektedir. İlk durma noktamız Kemah. Her yıl Mayıs ayı sonunda çıkan ve Ağustos ayı sonunda kaybolan beyaz köpüklü soğuk suyu olan “ SOĞUKSULAR Mesire Alanı”ndaki küçük bir piknikle ilçeye giriyoruz. Burada gün boyu süren yorgunluğumuzu da susuzluğumuzuda atıyoruz ve Yavuz Sultan Selim’in burç eklettiği kaleyi izleyerek ilçeye giriyoruz. Kemah’ın mağaralardan elde ettiği iyotsuz doğal tuzu olduğunu sanırım çoğumuz bilmiyoruz.Sağlıklı yaşamak isteyenlere tavsiye edilir. İlçeden ayrılırken Karasu nehrinin karşı yakasında Mengücük Beyliği Dönemine ait Melik Gazi Türbesi ve yanıbaşında bulunan Behramşah Kümbetini ziyaret edip uzun bir dağ yolunu izleyerek İliç ve Bağıştaş yolunu izleyerek ile akşam geç saatlerde Kemaliye ( Eğin) ye geliyoruz. Aynı yolu sabah Ankaradan gelirken Karasu vadisini izleyerek trenle geçtiğimizden karayolunda karşılaştığımız virajın sıkıntısını yaşamadık.
KEMALİYE ( EĞİN ) ; Görmeden anlatılması gerçekten güç bir duygu. Yukarı Fırat Havzasında ,Karasu ve Çaltı ırmağının birleşmesiyle oluşan Fırat nehrinin oluşturduğu Karanlık Kanyonun, bir tarafında Munzur Silsilesi, diğer tarafında ise Sarıçiçek dağları ile çevrili çok şirin bir ilçe. Keban Barajı yapıldıktan ve su tutulmaya başladıktan sonra Fırat nehrinin yer yer 70 m ye kadar yükselmsi sonucu Kemaliyenin tarım toprağı sular altında kalmış ve yüksekte kurulmuş olan bu ilçe şimdilerde göl kenarında kurulmuş hissi vermektedir. İlçe ve köyleri genelde dut ve ceviz ağaçları, yüksekleri ise meşe ve ardıç türü ağaç topluluklarından oluşmuştur. Oldukça zengin su kaynaklarına sahip olması nedeniyle ilçedeki bağ , bahçeler ve dutluklar dağlardan akan kar suları ile sulanmaktadır. İlçe ekonomisine önemli katkı sağlayan dut ve dut ürünlerinin yanı sıra badem ve ceviz üretimi de gerçekleştirilmekte ancak tüm Türkiyede var olan bir gerçek burada da karşımıza çıktı. O da genç nüfusun olmaması nedeniyle Türkiyeye önemli katma değer sağlayan dutçuluk ve diğer ürünlerin hasadını yapacak kimselerin bulunamamasıdır. 1940 larda 69 el emeği kundura üreten usta sayısı bugün sadece bir kişi ye düşmüştür. Ünlü Kemaliye halı ve kilim dokuyacak gençlerde kalmadığından yakın gelecekte bu sanatın öleceğini düşünmek , bizlere üzüntü vermektedir. Fırat Üniversitesi bu konuya da el atmış ve Kemaliyede dokumacılık üzerine bir Yüksekokul açmıştır. Bu arada ,Erzincan eski Valisi merhum Recep Yazıcıoğlu nun bu bölgede gerçekleştirdiği katkılar da asla yadsınamaz. Fırat nehrinde su kayağı, rafting, yamaç parşütü ve doğa yürüyüşlerini başlatarak ilçenin gerek Türkiyede gereksede yurt dışında tanıtımını sağlamıştır. Gelecek 5 yıl içinde Kemaliyenin turizm de bir marka olacağı kuvvetle muhtemeldir. Bu konuda Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu, Milli Parklarda Ekoloji Temelli Doğa Eğitimi Konulu eğitimlerine iki yıldır Kemaliye yi programlarına katmış, Kurumda bu eğitim programı jeoloji mühendisi ve Bilkent/Başkent Üniversitelerinde ekoturizm ve doğanın dilinin öğretilmesi konularında hocalık yapmakta olan Doç.Dr. Sancar OZANER tarafından yürütülmektedir. Söz konusu eğitimler bölgedeki, Munzur dağları da dahil, biyolojik çeşitlilik ve bunun korunması, ,jeolojik yapının incelenmesini içermekte ve bunların sonucunda halkın da içinde bulunduğu bir turizm hareketini başlatmaktır. Kemaliye, Birleşmiş Milletler UNESCO tarafından desteklenen ve kısa adı ÇEKÜL olan Çevre Kültür Vakfı tarafından 7 Bölge, 7 Kent kapsamında tarihi evlerin restorasyonu ve turizme açılması programına alınmştır. Bugüne kadar 10 a yakın tarihi ev aslına sadık kalınarak onarılmış ve turizmin hizmetine sunulmuştur. Kemaliye yerleşim türü itibariyle Karadeniz yerleşim sistemine benzemektedir. Kemaliye ye bağlı köyler sanki Kemaliyenin birer mahallesi gibi konuşlanmıştır. Köylerin en önemli özelliği, hemen hemen bütün köylerde kütüphane ve müzelerinin olmasıdır. Camiler arasında 800-900 yıllık olanları bile var. Gezdiğimiz köylerin alt yapılarından kaldırım ve parke taşlı yolları, bakımlı tarihi çeşmeleri ile içinde sabunu ,tuvalet kağıdı ve el kurutma kağıtları bulunan umumi tuvaletleri ister istemez herkese biz neredeyiz sorusunu sordurmuştur. Gezdiğimiz köylerin ana özelliklerini aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

APÇAĞA : Kemaliyenin hemen Malatya yolu çıkışında yer alan bu köy aynı zamanda bazı tanıdık kişilerinde doğup büyüdüğü yerdir. İlkokul çağlarında hepimizin birlikte söylediği “ Orada bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür, gitmesekte gelmesekte o köy bizim köyümüzdür” şarkısının söz yazarı Ahmet Kutsi Tecer ve Türk siyasi hayatında önemli yeri olan Doğu Perinçek te bu köydendir. Yenilenen ,tarihi fırını ve konağı, onlarca koruma ve restorasyon gerektiren eski konak ve çeşmeleri, tarihi camisi, Kemaliyeyi tepeden gören muhteşem Fırat manzaralı piknik yerlerinden Kayabaşı parkı ile insana huzur ve ilham veren bir köydür APÇAĞA.

PEĞİR : Yeni adı Sırakonak olan bu şirin köyün, tarihi çeşmeleri , köy müzesi, onlarca tarihi otantik konakları ile ziyaretçileri adeta büyüledi. Köyün parke yol ve kaldırımları büyükşehir kaldırımlarından daha bakımlı olup, muhtarlığın her köşebaşında yazılı olan uyarıları dikkatimizi çekmiştir. “Yerlere Çöp Atmayınız .Cezası 5 YTL dir”. Edindiğimiz bilgilere göre halk bu kurala uyuyormuş. Köyün temizliğinden de bu belli oluyor. Köyün çıkışında , bu köyde doğmuş ve astsubaylıktan emekli olmuş Hüseyin AKYÜZ’ ün kendi çabaları ile oluşturduğu bir koruluğu ziyaret ettik. Hüseyin AKYÜZ emekli olur olmaz emekli ikramiyesini, bu köyün % 75 dik ve eğimli bir arazisine 2000 fidandan oluşan bir koruluk yapmış.Sedir. karaçam, akçaağaç ve akasya gibi karışık fidan türlerinden oluşan bu ağaçların sulanması için yine emeklilikte aldığı 3 aylıklarla buraya bir su deposu inşa ettirmiş ve yine kendi kol emeği ile açtığı su kanalları ile ağaçların sulanmasını sağlamıştır. Bugün ağaçların boylarının yaklaşık 3-4 metreye ulaştığı bu koruluğa bir de gezen insanların dinlenmesi içinde bir ahşap kamelya ve içinde bir de çeşme yaptırmıştır. 7 ayını bu köyde , 5 ayını da İstanbulda geçiren bu örnek vatandaşımızın ellerine sağlık olsun,

OCAK : Kemaliye- Malatya karayolunun Fırat nehri boyunca muhteşem manzaralı yolundan ayrılıp yaklaşık 1900 m. rakımında yer alan bir dağ köyü. Kemaliyeye uzaklığı yaklaşık 35 km dir. Daha önce anlatılan köylerdeki şaşkınlığımıza burada dahada hayretlere düşüren gözlemlerimiz oldu. Pırıl pırıl ,temizliğinin yanısıra köyde bir kültür ve sanat etkinliklerinin sahnelenmesi için bir kültür merkezi ile bir de helikopter pistinin var olduğunu görmek ister istemez biz neredeyiz demek sorusunu gündeme getirdi. Tarihi bir cami ile bir Cemevinin de yanyana olması ayrı bir kültür zenginliğimizi ortaya koymaktadır. Bunlar dışında tarihi hamamı da görülecek eserler arasındadır.

AŞUTKA : Yeni adı Dutluca, Ocak köyüne yakın bir köy olup, diğer köy özelliklerini taşımasının yanı sıra, bu köye 13 km. uzaklıkta bulunan bir boylu ardıçın olması bölgenin biyolojik çeşitlilik bakımından zenginliğini göstermektedir. Bu ardıçın özelliği 2000 m. rakımlı bir tepede olmasına rağmen boyunun 15 m ye kadar yükselmesi ve gövdesininde 4 erişkin insanın elele vererek çevreleyebildiği bir genişlikte olmasıdır. Boylu ardıçın bulunduğu bölge aslında bozuk meşelik bir alan olmasına rağmen küçük bir çanakta 8-10 ardıç nasılsa kalmıştır. Bu tepeden Keban baraj gölünün seyri ise ayrı bir güzelliktir.

GEŞO: Yeni adı Yeşilyamaç olan bu köy Fırat nehrinin karşı yakasında ,deniz seviyesinden yaklaşık 2000 m de yer alan ve diğer gezdiğimiz köylerle aynı şirinlikte olan bir köydür. Lezzetli dutlarını dalından yemek ayrı bir zevkti. Köyün 900 yıllık camisi, kültür ve müze evi bu bölgenin kültür zenginliğinin kanıtını bir kez daha ortaya koymuştur. 2000 m den Fırat vadisinin görkemini izlemek insana ayrı bir keyif vermektedir.

KARANLIK KANYONU : Bilindiği üzere, Keban Barajının yapılmasından sonra baraj gölünün su tutulması sonrasında Fırat nehri yer yer 70 m. ye kadar yükselmiştir. Fırat nehrinin , Kemaliyenin de içinde bulunduğu Çaltı- Arapgir arasındaki bölümü nehir olma özelliğinden de öte bir göl haline dönüşmüştür.Bu nedenle bu bölüm dünyada ilk beş içinde yer alan bir kanyon haline gelmiş, su sporları açısından da çok elverişli bir durum arzetmektedir. Kanyon içinde yapılan bot gezisinde insanı büyüleyen yaban hayatından görünümlerde karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli türdeki kuş yuvaları, yaban keçilerinin nehirden su içmeye akşam vakti gelmeleri, kanyon içinde var olan küçük koylar çeşitli türdeki balıkların yumurta bırakma yeri olma özelliğine sahip olmuştur.

KEMALİYE KÜLTÜR MERKEZİ : Geçmişte ceza ve tutukevi olarak inşa edilmiş taş bina zaman içinde hiç mahkum ve tutuklu olmaması nedeniyle daha sonraları kültür merkezine dönüştürülmüştür. Taş bina içinde Fırat Üniversitesine bağlı halı ve kilim dokumacılığı meslek yüksek okulu da bulunmakta olup özellikle yaz aylarında, çoğunluğunu Kemaliyeli esnaftan oluşan amatör koronun Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği Konserleri vermeleri, yörenin kültür zenginliğinin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir.

TAŞ YOLU : 132 yıllık rüya eski Erzincan Valisi merhum Recep Yazıcıoğlu nun girişimleriyle sonuçlanmıştır. Bot gezisi yapılan Kanyonda, yaklaşık 9 km.lik taş kütleleri yarılarak bir tünel açılmış ve Kemaliye-Divriği karayolu yaklaşık 2 saat kısalmıştır. Çok maliyetli oluşu nedeniyle bu yol yakınlarda Karayolları Genel Müdürlüğüne tamamlanması için devredilmiştir. Henüz ham taş olarak açılan tünelin çeşitli yerlerinden açılan havalandırma pencereleri sayesinde Fırat nehrinin oluşturduğu Karanlık Kanyonunun muhteşem görünümünü izlemek ayrı bir heyecandır.

DİVRİĞİ : Dönüş yolculuğumuz yavaş yavaş başlıyor. 25 Haziran Pazar , minibüslerimizle ünlü Taşyolundan yavaş yavaş havalandırma deliklerinden Karanlık Kanyonunu seyrederek ilerliyoruz. Çaltı tren istasyonundan dağ yoluna saparak yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra Divriğe varıyoruz. Divriği Türkiyede demir cevheri üreten önemli üretim merkezlerinden birisi olup, üretilen demir cevheri demiryolu ile İskenderun ve Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarına sevkedilmektedir. Bu ilçenin bir ünü daha vardır.Bir dünya kültür mirası olan Divriği Ulucami ve Darüşşifa(hastaların tedavi edildiği yer), ÇEKÜL Vakfı’nın çabaları ile UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış ve bir “ Taş Mücevher Hazinesi” olarak görenleri büyülemektedir. Osmanlı sivil örneklerinden Divriği evleri de UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmiştir. Ulucami ve Darüşşifa, Mengücek hükümdarı Ahmet Şah tarafından 1228 tarihinde yaptırılmış, ve tarih boyunca birçok kez tamir görmüştür. Kuzeybatı minaresi Kanuni Sultan Süleyman döneminde eklenmiştir. Caminin gerek iç gereksede dış cephelerindeki taş ve ahşap süslemelerin zenginliği gerçekten çok görkemli olup, Şifahanedeki sakinlik ise insana ayrı bir huzur vermektedir. Yoğun geçen 4 günlük gezi programının sonunda saat 20:00 de Divriği tren istasyonuna geliyoruz ve saat 20:40 da Kars dan Ankaraya giden Erzurum Ekspresinin TEMA ya ait vagonu ile Ankaraya dönüş yolculuğumuz başlıyor. Gece yemekli vagonda içtiğimiz lezzetli domates çorba ve börek ile çay sefası ile 4 günlük seyehatimizin muhasebesini yapıyoruz. Sabah Yozgatın Yerköy ilçesinde uyanıp kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 11:30 da mutlu bir şekilde Ankara Garında bir sonraki gezide buluşmak ümidiyle ayrılıyoruz.

Bu gezimizle ilgili olarak, TCDD Ticaret Dairesi Başkanlığı, Ankara, Erzincan ve Divriği Gar Müdürlükleri ile Yemekli Vagonlar İşletmesine bizlere gösterdikleri yakın ilgi ve hizmetten dolayı teşekkürlerimizi sunmak isteriz.

TEMA VAKFI Ankara Temsilciliği adına

A.Küşat YAZICIOĞLU

www.Ajans.Kemaliye.net
Kemaliye Haber Ajansı (KHA)

Kemaliye Haber Ajasına Yayınlanmasını İstediğiniz Kemaliye ve Köyleri ile İlgili Haberlerinizi Geçebilirsiniz!
Email: haberveriyorum@kemaliye.net

Not: Verdiğimiz haberler, içeriği değiştirilmemek sureti ile tüm “Yazılı Basınımızda” da kaynak gösterilmek sureti ile yayınlanabilir.

Popularity: 2% [?]

Sanayi Bakanımız Sn. Ali Coşkun Köyünde Hasret Giderdi.

Salı, Ağustos 1st, 2006

Sanayi Bakanı Ali CoşkunErzincan’ın Kemaliye ilçesinde bu yıl 29’ncusu düzenlenen Geleneksel Kültür Festivaline katılmak üzere, memleketi Kemaliye İlçesine gelen Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun hemşerileriyle hasret giderdi. Erzincan’a 208 Kemaliye ilçesine 38 kilometre mesafede bulunan doğduğu köyü Başpınar’a giden Bakan Coşkun, uzun süre akrabaları ve hemşerileri ile bir araya geldi. Kemaliye’den bot ile hareket eden Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Başpınar köprüsüne kadar bot gezsisi yaptı. Başpınar köprüsünde bekleyen araçlar ile Bakan Coşkun ile beraberindekiler Başpınar köyüne gittiler. Köy kahvesinde köy ahalisi ile bir araya gelen Bakan Ali Coşkun, burada öğlen yemeğini yedikten sonra köyünde kısa bir gezi yaptı. İlk olarak köyün tarihi camisini gezen bakan Coşkun daha sonra doğduğu eve giderek hasret giderdi. Doğduğu evde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, 1939 yılında Başpınar köyünde doğduğunu belirterek, Babası Osman Hilmi Coşkun’un din görevlisi ve çiftçi olduğunu kaydetti. Bir Cuma günü tam Cuma ezanı okur iken dünyaya geldiğini belirten Bakan Ali Coşkun, “Ben bir Cuma günü Cuma vakti dünyaya gelmişim. Babam tam Cuma vakti için ezan okurken kendisine bir oğlu olduğunu söylemişler. Ezan okurken bir an duraklamış şaşırmış ve daha sonra ezana devam etmiş. Köy ahalisi de babamın ezana ara vermesine bir anlam verememiş fakat daha sonra benim doğumumu duyunca herkes bunun nedenini anlamış” diye konuştu. Doğduğu evde bir süre oturan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun daha sonra Başpınar köyü içerisindeki gezisini sürdürdü. Köyün meydanında bulunan çeşmeden su içen Bakan Ali Coşkun, daha sonra köyün yaşlı kadınlarının yanına giderek bir süre sohbet etti. Bir evin yanına yere gömülmüş bir log gören Bakan Coşkun, log’un üstüne oturarak, “Biz zamanlar bu log ile harman düzeltilirdi şimdi ise oturak olarak kullanılıyor” dedi. Tarihi evlerin zaman içerisinde özelliğini yitirmeye başladığını belirten Bakan Coşkun, “Eskiden bu köydeki büyün evlerin damları vardı ama şimdi çatılar saç ile kaplandı. Ahşaptan yapılan evlerin korunamadığı için zamanla ahşabın yerini beton aldı” dedi. Tarihi bir evin duvarındaki çanak anteni gösteren Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, “Teknoloji hayatımızın her alanına girdi ve gördüğünüz gibi tüm köylerimizde bile uydu antenleri bulunmakta fakat bu antenler tarihi evlerin görüntüsünü de oldukça bozuyor” diye konuştu.

Kaynak: Habercan.com

Popularity: 1% [?]