Arþiv: Aralık, 1969

Erzincan Kemaliye Eğin Özgün El Sanatları

Çarşamba, Aralık 31st, 1969

Kemaliye’de, atalarımızdan gelen ve herbiri tek tek ele alınarak incelenmeye deÄŸer olan el sanatları, emekleri geleceÄŸe taşımayı sürdürmektedir. Bunlardan kısaca söz edecek olursak ;- HALICILIK

Geleneksel motif ve renklere baÄŸlı kalınarak, el uÄŸraşında önemli bir dal olan halıcılık, çeyrek yüzyıl öncesine kadar ilçe ekonomisine büyük katkı saÄŸlamıştır. Tarihsel bilgilere göre 1887 yılında iran’dan gelip, EÄŸin’e yerleÅŸen göçmenlerin baÅŸlattığı, yerli halkın benimseyip geleneksel bir sanat olarak sürdürdüğü “EÄŸin halıcılığı” uzun yıllar Türkiye’de önemli bir yere sahip olmuÅŸtur. EÄŸin halısını diÄŸer halılardan ayıran en önemli özellik atkı ipliÄŸinin mavi boyalı oluÅŸudur. Bunun dışında kenar püskülleri aynen saç örgüsü gibidir. DiÄŸer yerlerde dokunan halılar, dokunduktan sonra kesim ve traÅŸlama yapılarak yıkandığı halde, EÄŸin halısına tezgahtan çıktıktan sonra herhangi bir iÅŸlem yapılmaz. EÄŸin halısında, bir santimetre karede 36 ilmek (düğüm) vardır. Halının kalınlığı genelde 8 mm’dir. Dokumada 2.5 numara yün ipliÄŸi, atkısında ve çözgüsünde 20 numara pamuk ipliÄŸi kullanılır. Çözgüsü ve atkısı 15 kattır. 2002 yılında baÅŸlayarak, Kemaliye Kaymakamlığı tarafından EÄŸin halıcılığının tekrar canlandırılması için ilçe merkezi ve köylerde çalışmalar baÅŸlatılmıştır.

-KAPI TOKMAKLARI

Dış kapı kanatları üzerindeki döğme demir kapı tokmakları, iÅŸlevsel elemanlarının yanı sıra, zengin motif çeÅŸitleri ile de dikkat çeker. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı kullanımına ayrılmış, kalın ve ince sesler çıkaran tokmaklar, gelenekler doÄŸrultusunda bezenmiÅŸ “Ayna” ların üzerinde yer alır. Kapı tokmaklarında iki tür ses verme elemanı vardır: Birincisi yabancı erkek misafirler için olanıdır ki, bu üstte bulunan kalın sesli kapı tokmağıdır, ikincisini ev halkı ve kadın misafirler kullanır. Bu tokmak altta bulunur ve ince ses verir. Böylece ev halkı hazırlıksız yakalanmamış olur; kapı tokmağının çıkardığı sese göre misafir karşılanır. Günümüzde Kemaliye’de bir demirci ustası tarafından üretilen kapı tokmakları, süs eÅŸyası ve hediyelik eÅŸya olarak da kullanılır.>

-GAZENNE

Gazenne dokumacılığının kökeni, bu yörede çok eski dönemlere dayanır. Yapılan araÅŸtırmalardan, 1960′lı yıllara kadar EÄŸin’de, her iki evden birinde gazenne dokunduÄŸu, halkın yüzde doksanına yakınının dokuma yaparak geçimini saÄŸladığı anlaşılmıştır. Çevre il ve ilçelere satılan gazenneler, erkeklerde pijama, gömlek, kadınlarda entari, ÅŸalvar ve ayrıca sofra bezi olarak kullanılır. Gazenne’nin ham maddesi pamuk ipliÄŸidir. Kemaliyeliler bu ipleri iÅŸleyip, çeÅŸitli renklerde boyayarak kuyu çekme tezgahlarında dokumuÅŸlar. Bugün en ünlü ve saÄŸlam kumaÅŸlardan kalite olarak farklı olmayan gazenne, Kemaliye’de kültürel bir deÄŸer olarak korunur.

-YEMENİ

YemeniciliÄŸin kökeni, EÄŸin’in en eski tarihlerine dek uzanır. Günümüzde “EÄŸin yemenisi” adı verilen ayakkabılar ve simli ayakkabılar, deÄŸerli sanat eserleri olarak evlerin en nadide yerlerinde sergilenir. Düğün, kına gecesi gibi eÄŸlencelerde özenle giyilir. EÄŸin yemenisinin özelliÄŸi, tek tip olmasıdır. Kalıplarda saÄŸ ve sol diye ayrım yapılmaz. Kadın yemeni kalıpları, zenneler 35-36, zerderger 37 ve uluorta 38 numara olarak üretilir. Erkek yemeni kalıpları, kaba rüzgar 44, rüzgar 42, ve orta 40 numara ÅŸeklinde isimlendirilir.

-AHŞAP İŞÇİLİĞİ

Kemaliye’de ahÅŸap işçiliÄŸi ustalar tarafından yıllarca, yaÅŸanılan mekanlarda uygulanmıştır. Evlerin ve dükkanların dış ve iç kısımlarında (özellikle tavan iÅŸlemeciliÄŸi, pencere, kepenk, yüklük, çiçeklik, lambalık gibi örneklerinde görüldüğü gibi) ahÅŸap oymacılığın yanı sıra, günlük hayatta kullanılan eÅŸyaların (masa, sandalye, dolap, ceviz aÄŸacı, oda çiçekleri, sofra tahtası ve raf gibi) her birinde, nadide bir ahÅŸap işçilik görülür.

-DİĞER ELSANATLARI

Demircilik sanatı içinde düşünülmesi gereken nalbantçılık, keçe üretimi denilen hallaçlık, aÄŸaç oymacılığı gibi sanatlar günümüzde varlığını sürdürür ve Kemaliyeli için büyük önem taşır. “Dabakçılık” adı verilen deri iÅŸleme sanatı, ilçe ekonomisine ÅŸu an bir katkı saÄŸlamasa da, bu güzel geleneksel el sanatının yaÅŸatılması amacıyla, ferdi olarak sürdürülür.

Kaynakça: Kemaliye Kaymakamlığı WEB Sitesi

Popularity: 2% [?]

Erzincan Kemaliye EÄŸin Tarihi Evleri

Çarşamba, Aralık 31st, 1969

Kemaliye kuruluÅŸundan bu yana, çeÅŸitli kültürlerin yaÅŸandığı bir yer olma özelliÄŸini taşır. Bu ortak kültürün izleri ayrıntılara da yansır. Dut, ceviz, çınar, kavak aÄŸaçlarının oluÅŸturduÄŸu, yeÅŸilin bin bir tonu arasında yer alan evler, doÄŸal çevre ile mimari arasındaki uyumun en güzel örneklerini sunar.Kemaliye evleri, topografya yapısına uygun olarak konumlanmış ve “maÄŸ” adı verilen, 3-3.5 metrelik aks sistemiyle yapılmıştır. Araziyi ekonomik kullanma zorunluluÄŸu nedeniyle, evler kademeli olarak ÅŸekillenmiÅŸ, yatay deÄŸil, düşey olarak düşünülmüş ve tek katlı evler yerine iki, üç ya da dört katlı evler tercih edilmiÅŸtir. Evlerin bir çoÄŸu eÄŸimli araziye yaslanır. Dolayısıyla, Kemaliye Evleri’nin her kaündan açılan kapılardan, ya bir sokaÄŸa ya da bir bahçeye çıkabilirsiniz. Genelde üç katlı olan Kemaliye evlerinin alt katları, hizmet katı olarak iÅŸlev görür. Bahçe ile baÄŸlantısı olan bu kat soÄŸukluk, kiler ve odunluk olarak kullanılır. Ana katlar -taÅŸ duvarın üstü ile baÅŸlayan ahÅŸap katlar- yaÅŸam mekanları olarak düzenlenmiÅŸtir. Divanhane, selamlık, sofa ve mutfak bu katta bulunur. Üst katlarda genel olarak yatak odaları vardır. Son katın üzerinde bulunan rıhtım döşemeyle kaplı damlar ise, tarımsal ürünlerin iÅŸlenmesi ve kurutulması amacıyla kullanılır.

Kemaliye evlerinin yukarıda adı yazılan bütün bölümleri, tek tek ele alınması gereken mimari özelliktedir. Bu bölümlerden bazılarını birlikte gezelim.

SOFA

“Aralık” adıyla biçimin ana belirleyicisi olma iÅŸlevini sürdüren sofa, odaların ve diÄŸer mekanların doÄŸrudan açıldığı bir geçittir. Ortak kullanım alanı olmanın ötesinde, katların dış çevre ile doÄŸrudan iliÅŸkisini saÄŸlaması bakımından önem kazanır. Sofa, geleneksel evin avlu öğesini, yapı içinde oluÅŸturma eÄŸiliminin bir ifadesi olarak da açıklanabilir.

DİVANHANE

Kemaliye evlerinde sofanın oturma iÅŸlevli bölümü, “Divanhane” adını alır. Divanhane aynı zamanda evin, manzara ile etkin görsel iliÅŸkisini kurduÄŸu mekan olarak da tanımlanabilir. Yalnızca bir basamak yükseltilmiÅŸ döşemesiyle sofadan ayrılan divanhane, sofanın ardından, hatta onunla birlikte, ana kat planını örgütleyen temel mekan olarak belirlenir.

ODALAR

Mekansal biçimlendirme açısından Türk evinin temel özelliği, odayı ana birim olarak ele almasıdır. Varılmak istenen sonuç, odanın yönlendirme ve kullanımda en uygun biçimlendirilmeye kavuşturulmasıdır. Kemaliye evlerinde de bu amaca yönelik biçimlendiği kanıtlanan odalar yeme, oturma, yatma işlevlerinin tümüne cevap verebilecek nitelikte tasarlanmıştır. Sofanın iki yanında konumlanmış odalar, genellikle divanhanenin iki yanında yer alır. Aralarında işlevsel farklılık yoksa simetrik bir düzen gösterirler. Kısa kenarı uzun kenarının yaklaşık yarısı olacak boyutta biçimlenmiş odalar, kısa kenarları manzaraya doğru ve yaygın bir uygulamayla divanhane ile aynı yöne bakacak şekilde yapılmıştır.

Odanın oturma alanı (sekiüstü), sekialtına göre bir basamak yükseltilmiÅŸtir. Sekiüstünde, duvarlar boyunca yerleÅŸtirilen bir, iki ya da üç yönlü sedirler bulunur. Sedirleri sekialtı kenarında sınırlayan eleman olarak kapı tarafında korkuluk (parmakçalık), diÄŸer tarafında ise yüklük yer alır. Yüklükler banyo yapma ve yatak-yorgan koyma yeri olarak iÅŸlev görür. Yüklük ile kapı arasındaki duvar yüzeyi ise, “çiçeklik”, “ÅŸerbetlik” adıyla anılan ahÅŸap süslemelerle ÅŸekillendirilmiÅŸtir. Ayrıca, çiçeklik üst sınırında, kapıdan yüklüğe kadar ve oradan da pencere üst sınırına koÅŸut, tüm mekanı dolaÅŸan raf sistemi, köşelerde lambalık, kapı üstünde veya arkasında da ÅŸapkalık yer alır.

SERVİS MEKANLARI

Kemaliye evlerinde servis mekanları adı altında toplanabilen mutfaklar; selamlık odasına hizmet veren kahve ocağı, depolama iÅŸlevli kiler, soÄŸukluk ve maÄŸazalar, mevsimlik yiyeceklerin kurutulmasına yönelik dam, ailenin ihtiyacı olan hayvanları barındıran ahır, samanlık ve hela birimleri, evin mekansal örgütlenme ilkeleri doÄŸrultusunda yapı bütünü içinde katlara dağıtılarak çözümlenmiÅŸtir. Kemaliye evlerinin günlük kullanıma ayrılan hazırlama ve piÅŸirme mekanları olan mutfaklar, çoÄŸunlukla ana katta sofaya bitiÅŸik ve evin manzara yönüyle ters konumdaki arka kesiminde yer alır. Model olarak odalarla uyum gösterir. Mutfağın en önemli özelliklerinden bir tanesi, kapısının diÄŸer kapılara göre küçük olmasıdır. İçeri giren kiÅŸinin başını eÄŸmek zorunda kalması, “nimete saygının” ifadesidir. Kemaliye evlerinde selamlık odasına hizmet olarak tasarlanan kahve ocağı, bu mekanla doÄŸrudan iliÅŸkili küçük bir ofis niteliÄŸindedir. ÇoÄŸunlukla evin arka kesiminde konumlanmış olması nedeniyle dış duvarları taÅŸ olup, pencere yüzeyleri de, servis mekanı penceresi niteliÄŸindedir. Sedir, ocak ve duvar niÅŸleri içindeki dolaplar mekanın donanım öğeleridir. Kemaliye evlerinde depolama iÅŸlevine yönelik çeÅŸitli mekanlara, yapı bütünü içerisinde olmak koÅŸuluyla yer verilmiÅŸtir. Meyve, sebze, tahıl, yaÄŸ, peynir, kavurma ve uzun süreli tüketim için hazırlanan yufka ekmeklerinin bozulmadan kullanılmasını saÄŸlayacak uygun sıcaklık ve havalandırma koÅŸullarına sahip farklı mekanların oluÅŸturulabilmesi için, kat alanlarının, genellikle odaların konumlandığı ön kesim dışındaki bölümleri, depolarla donatılmıştır.

Zengin ailelerin evleri ile fakir evleri arasında büyük farklılıklar yoktur. Bir farklılık sayılacaksa, “kat” sayısı ve “evlerin boyutu” bu iki evi birbirinden ayırır. Evin “direkli oda” denilen selamlık odaları, ayrı giriÅŸ ve servis mekanları ile diÄŸer bölümlerden ayrılır. Kemaliye evlerinde tüm oturma mekanları manzaraya, bu manzaranın en güzel görüntüsü olan Fırat’a bakar. EÄŸimli arazideki set set yapılanma, evlerin birbirinin manzarasını kapatmasını önler. Manzaraya bakan oturma yerlerine, evin diÄŸer yerlerine oranla daha çok pencere, vitraylı tepe pencereleri, her katta daha ileriye taÅŸan cumbalar yer alır. Oturma mekanları arasındaki hiyerarÅŸiyi, bu cephedeki “çıkma düzeni” ile kavramak mümkündür. Yaz boyunca oturulan ortak mekan olan “divanhane”, cephede dışarıya en fazla çıkma yapar. Onu selamlık ve odalar takip eder. Aynı cephede simetrik biçimlenme de dikkati çeker. Evlerin yapımında taÅŸ ve ahÅŸap malzeme kullanılmıştır. “Hımış” adı verilen, arası kerpiç dolgulu ahÅŸap dikmelerin üzeri çam tahtaları ile kaplıdır.

AhÅŸap kaplamaların etekleri fisto biçiminde iç ve dış bükey eÄŸriler veya yalın oyma motiflerle bitirilmiÅŸtir. Bu ahÅŸap kaplı cephedeki dikdörtgen pencerelerin, ahÅŸap kapaklarındaki dövme demir açma-kapama ve sabitleÅŸtirme elemanları motiflerle bezelidir. Kapaklar kapandığında odalar yalnızca tepe pencerelerinden ışık alır. AhÅŸap cephe yüzeyini üstte saçak, yöreye özgü adı ile “süvüng” sınırlar. Bu saçak, aynı zamanda bir balkon korkuluÄŸudur. Çünkü evin “rıhtım” adı verilen dere taşı kaplı düz damı, diÄŸer adıyla “yetme”, üzerinde gezilen bir üretim alanıdır. Pestil, tarhana, dut, elma, reyhan evin en üst kısmında kurutulur. Aynı katta depolama ve yazın oturma iÅŸlevli kapalı mekanlar da bulunur ki buraya “kaçak ” denir.

Kemaliye evlerinde dikkate değer bir cephe elamanı da kapılar ve kapı tokmaklarıdır. Bu tokmaklar iki türlüdür. Biri erkekler içindir ve vurulduğunda kalın ses çıkarır. İnce ses verenini ise kadınlar kullanır.

Kemaliye evleri, mimarisinde yerel kültür öğeleri barındıran ancak plan örgütlenmesi, kütle düzeni ve strüktür özellikleri ile, Osmanlı döneminin geliştirdiği kentsel konut geleneğinin özgün örnekleri arasında yer alır.

Kısa adı ÇEKÜL olan, Çevre ve Kültür DeÄŸerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı’nın “7 Bölge 7 Kent” projesi kapsamında yer alan Kemaliye, doÄŸal-tarihsel ve kültürel özelliklerinin yanı sıra özgün mimari dokusuyla da Dünya Mirası Tarihi DeÄŸerlerden biri olmak üzere UNESCO’ya aday gösterilmiÅŸtir.

Mutlaka görülmesi gereken bu sivil mimari örnekleri, bütün özellikleri ile geçmişin parlak sayfalarını anımsatan, Anadolu kültürünün gözler önüne serildiği en açık örneklerdendir.

- Bu bölüm Kemaliye’ye uzun yıllar emek veren Doç. Dr.Y. Berrin Alper’in “Kemaliye (EÄŸin) YerleÅŸme Dokusu ve Evleri Üzerine Bir AraÅŸtırma” konulu doktora tezinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Popularity: 2% [?]

Erzincan Kemaliye Eğin Kültürü ve Folklörü

Çarşamba, Aralık 31st, 1969

EÄŸin folkloründe binlerce türkü, halk oyunları, ağıt, mani, öykü, masal, bilmece, fıkra ve güldürü yer alır. EÄŸin müziÄŸi yurt içinde ve yurt dışında tanınmıştır. EÄŸinli folkloruna sahip çıkmıştır. Özellikle EÄŸin türküleri, Kemaliye’nin kaderinde bulunan gurbetin yanık özlemi ve doÄŸanın türlü güzelliklerinden esinlenerek iÅŸlenmiÅŸtir.

Derin derelerin serin köşesi Kırıldı gönlümün billur şişesi Duydum ki olmuşsun mısır paşası Geçti gençlik çağı neyleyim seni

AÄŸam gönderdiÄŸin yazmayı yaktım, Çürüttüm ömrümü yoluna baktım Ela gözlerini sevdiÄŸim aÄŸam Ya senin tecellin ya benim bahtım…

…… manilerinde, Kemaliye insanının gurbet duygusunu görülür. Tarihin seyri içinde Kemaliye insanı, yöresine özgü folklorunu unutmamıştır. Bugün, birçoÄŸu memur, esnaf, sanatkar olan insanların bir araya gelerek oluÅŸturdukları “Kemaliye Kültür Turizm ve Folklor DemeÄŸi”, her Cuma günü fasıl dinletisi ile halk müziÄŸini canlı tutma çabası içindedir. Kemaliye yöresinin halk oyunları daha çok milli bayramlarda, düğünlerde, toplantılarda, eÄŸlence gecelerinde oynanır. Ekip çoÄŸunlukla 5-10 kiÅŸiliktir. Düğünlerde tören gereÄŸi herkesin bu oyuna katılması istenir. Halay baÅŸlarken en usta oyuncu başı çeker. Sıra ile diÄŸer oyuncular da baÅŸa geçer. Enstrümanları davul ve klarnettir. Oyunlara önce ağırdan baÅŸlanır, daha sonra ritimler çabuklasın Tek Ayak, İki Ayak, Üç Ayak, Sıklama, Gecegü, Hayriye, Havaçor, Tamzara, Sinanlı ve Kasap oyunları en ünlüleridir. Ayrıca yörenin karşılıklı olarak oynanan ağır kol oyunları da meÅŸhurdur.

Şu an modern çağa uygun olarak kültürel yaşamını sürdüren Kemaliyeliler, geçmiş dönemlerde aşağıdaki giysileri kullanmışlardır.

Elbise : Entari, fistan, kaftan,hırka, kürk, kastor, gömlek, yaşmak, kuşak, kemer. Ayakkabı : Çizme, kaloş fotin, tegelli kundura, yemeni (sırmalı yemeni) Çorap : Beyaz çorap, renkli çiçekli çorap Baş Giysileri : Baş, hilal,alınlık, altınlı fes, kulaklık, zülüf Baş Örtüler : Püskül, örtüler, yazmalar ve oyalar.

Popularity: 2% [?]

Erzincan Kemaliye’nin CoÄŸrafyadaki Konumu

Çarşamba, Aralık 31st, 1969

Kemaliye ve çevresi, doÄŸal yapısı ve yüzey ÅŸekilleri itibariyle, bulunduÄŸu DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nin özelliklerini yansıtır. DoÄŸu Anadolu Bölgesi, ülkemizin bilinen coÄŸrafi bölgelerinden biridir. Türkiye’nin en yüksek ve engebeli yüzey ÅŸekilleri bu bölgededir. Ortalama yükseklik 2000 m. dolayındadır. Anadolu Yarımadası’nın kuzey ve güney kenarları boyunca uzanan daÄŸ sıraları, bu bölgede birbirine yaklaşır, sıkışır, daha da yükselirler.

Bilimsel araÅŸtırmalar, Kemaliye ve çevresini de içine alan yüzey ÅŸekillerinin, DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nde oluÅŸması, İkinci Zaman’da baÅŸlayan ve Üçüncü Zaman’da da devam eden daÄŸların oluÅŸumu ile ilgilidir. Yer kabuÄŸu kalınlaÅŸmış ve daÄŸlar yükselmiÅŸ, birbirine sıkışmıştır. Buzul çağının birikimleri, DoÄŸu Anadolu’nun yüksek daÄŸ kesimlerinde bariz olarak görülür. Buna örnek olarak, Kemaliye yakınlarında bulunan Munzur DaÄŸlan gösterilebilir. Bu daÄŸlarda, eski buzulların aşındırması sonunda oluÅŸan buz yatakları vardır. Kemaliye ilçe merkezinin bulunduÄŸu çevre, deniz yüzeyinden 900-1000 m. yükseklikte olup iklim olarak çevresine göre mikroklima özellikleri göstermektedir. Köy yerleÅŸim birimlerinin denizden yüksekliÄŸi ise 1000-1700 m. arasında farklılıklar gösterir.

DoÄŸu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde kalan Fırat Nehrinin en büyük kolu olan Karasu Nehri’nin batı yönünde, Sarıçiçek daÄŸlarından, Harmancık tepelerine kadar sıralanan kireçtaÅŸlı ve çok sayıda çeÅŸitli su kaynaklarını da kucaklayan yeÅŸil yamaçlar üzerine serpilmiÅŸ, doÄŸal güzelliklerden oluÅŸmuÅŸtur. İlçe mahalleleri yeÅŸil bahçeler içinde adeta kaybolmuÅŸ gibi görülür. Daha geniÅŸ bir sınırla belirlemek gerekirse, kuzeyde Navrel BoÄŸazı, güneyde Gemürgap BoÄŸazı arasında kalan İncidüzü’nden, Gemürgap baÄŸlarına, Hotar Dağı eteklerinden, ApçaÄŸa ve Kırkgöz yaylalarına, PaÅŸa baÄŸlarından, Pegir (Sırakonak) baÄŸlarına kadar geniÅŸ bir alan üzerine yayılmış, yeÅŸillikler cenneti bir yurt köşesidir. Bu nitelik yüzyıllar boyu (Egin = Cennet veya Güzelbahçe) adının verilmesini gerekli kılmıştır.

Popularity: 2% [?]

Erzincan Kemaliye Tarihi

Çarşamba, Aralık 31st, 1969

Kemaliye (Egin) çevresinde yerleÅŸen ilk unsurların Kafkasya üzerinden Anadolu‘ya inen Orta Asya Türkleri olduÄŸu hususunda ortak bir kanı vardır. Türk boylan Fırat yolunu izleyerek hayvancılığa en uygun yaylalarda yerleÅŸmiÅŸ olmaları bu kanıyı kuvvetlendirmektedir. Egin kenti, ilk ve orta çaÄŸlarda bazen yerli serdergeler, İran ve Romalılar arasında el deÄŸiÅŸtirerek yönetilmiÅŸtir. V. yy Pers dönemi, VI. yy’da Bizans dönemidir. IV. yy’da Sasaniler’in eline geçti. Roma İmparatorluÄŸu’nun ikiye ayrılışı ile Bizans toprakları içinde kalan Egin, VII. yy’da Arap saldırısına uÄŸradı. İslâm-Arap egemenliÄŸi XI. yy’a, Alpaslan’ın 1071 tarihli Malazgirt Zaferi’yle bölgeye yerleÅŸmesine kadar sürdü. Bu dönemin karakteristik niteliÄŸi, Bizans ve Arap kültürünün bölgeye hakim oluÅŸudur.

Türk boylarının Anadolu topraklarına ilk akınları 1015-1016 yıllarına rastlar. Fırat bölgesine yürümeleri, Malatya, Harput gibi önem arz eden kentleri zapt etmeleri de 1058 yılıdır. Bu tarihlerde Türk toplulukları bölgeye yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Bölge daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti ve Akkoyunluların egemenliÄŸi altında yönetildi. Bu dönem içinde egemen olan yerler arasında Egin de vardı. Bu dönem çok sıkıntılı geçmiÅŸ, insanlar göçe zorlanmıştır. Timur istilasından sonra, Çelebi Mehmed döneminde (1413-1421) Osmanlı topraklarına katıldı. Bu tarihten sonra kent, “Egin” adını aldı. Bu tarihte baÅŸlayan Osmanlılar döneminde Egin adı kentte görülen ticari hayatın canlılığı nedeniyle ünlenmiÅŸtir.

Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemlere baÅŸvurmuÅŸ, Kafkasya’dan tehcir (göç ettirme) ettiÄŸi aileleri Egin’e yerleÅŸtirmiÅŸ ve bunlara geçimlerini saÄŸlamak amacıyla İstanbul’da et satışını yönetmeleri için bir ferman vermiÅŸtir. Bu ferman metninde, “Egin ve 19 pare köyüne…” deyimi bulunmaktadır.

Daha sonra, IV. Murad döneminde, et kethüdalığının göçü önlemediÄŸi görülünce, aynca odun ve kömür kethüdalığı verilmiÅŸtir. DoÄŸu ve GüneydoÄŸu Anadolu 18. yy’da çetebaşı kimliÄŸindeki derebeyi ailelerin denetimindeydi. Merkezi denetim zayıflamıştı. Bu dönemde “Egin Voyvodalığı” (Yönetimi), Kemah Beyleri adıyle anılan Sağırzadeler’in elindeydi. Ortalıkta eÅŸkiya baskınları yaÅŸanır. Bu dönemin güvensizlik ortamından Egin de payını alır. Yaylak kışlak bulmak amacıyle RiÅŸvan aÅŸireti ve Dersim eÅŸkiyası Egin için tehlike unsuru olurlar.

Daha sonra Egin, ticarî hayatında görülen parlak durum nedeniyle etkinliÄŸinin artışı nedeniyle, Sivas Eyaleti’ni yöneten Köse PaÅŸa Hanedanı ile, Kemah Beyleri Sağırzadeler arasında voyvodalık mücadelesine konu oldu. 1801 yılında fermansız ve ÅŸartnamesiz voyvodalığa getirilen Veli Bey, adamlarıyla birlikte Egin’e baskınlar düzenledi. Aynı eylemlerini 1812 yılında tekrarladı. Egin, 1815 yılına kadar, Veli Bey ve Kemah Beylerinin meydana getirdiÄŸi güvensiz ortamla yaÅŸadı. Veli Bey, Anadolu Derebeylik döneminin en tipik örneklerinden biridir. Onun Sırp isyanı ile çakışan önemli ayaklanması DivriÄŸi, Egin, Arapgir, Keban, Darende, AkçadaÄŸ, Hekimhan çevresini felakete sürüklemiÅŸtir.

Egin, Uzun süre Diyarbekir ve Sivas eyaletlerinin Arapgir Livası’na baÄŸlı kaza merkezi olarak yönetildi. 1878′de Memuretül-aziz vilayetinin Elaziz Sancağı’na baÄŸlı bir kaza merkeziydi. Cumhuriyet döneminden önce Elazığ’a, 1926′da da Malatya iline baÄŸlı bir ilçe merkezi yapıldı. Adı, Mustafa Kemal Atatürk’ten esinlenerek 21.10.1922′de Kemaliye olarak deÄŸiÅŸtirildi. Daha sonra, 11.5.1938 yılında Erzincan ili sınırlarında bir ilçe olarak yönetildi.

Kemaliye’ye yönelik olarak, İslâm ansiklopedisi 4. Cilt 195. sayfasında ÅŸu bilgiler verilmektedir: “Egin” adının Ermenice kaynak mânasına agn (akn)’dan geldiÄŸi gibi, ÅŸehrin de XI. asırda Vaspurakan Ermenilerinden bir gurup tarafından kurulmuÅŸ olduÄŸu rivayet edilir (bk. J. Saint Martin, Memoire sur I’Armeie, Paris, 1818, I, 189). Bu havali, ilk ve orta çaÄŸlarda bâzan yerli Sergerdeler tarafından idare edilmiÅŸ, bâzan da İran ve Roma devletleri arasında elden ele geçmiÅŸ (bu civarda eski Roma yollarında bâzı izlere hâlen rastlanmaktadır) ve İslâm hâkimiyetine girdikten sonra da, Selçuklu devletinden daha evvel ve bu devletin zayıflamasını müteakip, mahallî muhtariyete sahip olduÄŸu kısa devirler yaÅŸamıştır. Timur istilâsından sonra, Çelebi Sultan Mehmed devrinde Osmanlı mülküne ilhak edilen Egin, uzun zaman Sivas eyâletinin Arapgir livasına baÄŸlı bir kaza merkezi olarak idare edilmiÅŸ, XIX. asrın ilk yarısında Harput’a ve 1878′de Mamuretül’aziz vilâyetine baÄŸlanmıştır.

Türkiye cumhuriyetinin teessüsünden sonra Egin adı, Mustafa Kemâl PaÅŸa’nın ismine izafeten, Kemaliye’ye çevrilmiÅŸ ve kaza ise, evvelce El’aziz’e (ÅŸimdiki Elazığ) ve sonra Malatya’ya tâbi iken, II Mayıs 1938 tarihli kanun ile, Erzincan vilâyetine baÄŸlanmıştır. Cihannüma ve Evliya Çelebi Seyahatname’si gibi, XVII. asır kaynakları Egin’i, bol meyve yetiÅŸtiren baÄŸlık bahçelik bir kasaba olarak zikrederler. Evliya Çelebi, Egin’in Sivas eyaletine baÄŸlı bir kaza olmakla beraber, köylerindeki reayanın tekâlifi örfiyesinin Malatya muhassılı tarafından alındığını, kalesinin Çelebi Sultan Mehmed tarafından emân ile alınmış olup, orada yaÅŸayan 300 kadar Hristiyanın vergiden muaf bulunduÄŸunu kaydetmekte, gerek kalede ve gerekse aÅŸağı ÅŸehirde 1.000 kadar üstü toprak örtülü mâmur evleri olduÄŸunu söyler. 11. asrın ilk yansına ait kaynaklarda evleri yeÅŸillikler içine yayılmış ÅŸehrin güzelliÄŸi medhedilir. 1839 Nisan’ında buraya gelen Moltke Egin’i, Amasya gibi, Asyada gördüğü ÅŸehirlerin en güzeli olarak sayar. Ona göre, Amasya daha orijinal ve daha hoÅŸ olmakla beraber, Egin daha azametli ve daha güzel, dağı daha heybetli, nehri daha ehemmiyetli idi. Her ne kadar Moltke Egin’i, Ermenilerin baÅŸlıca merkezi olarak zikrederse de, gerek hemen aynı zamanda burayı ziyaret etmiÅŸ olan Texler’nin ve gerekse XIX. asır sonuna ait kaynakların ÅŸehâdeti ile, Ermenilerin hiç bir zaman Egin’de ekseriyet teÅŸkil etmedikleri anlaşılır. Texler’ye göre, muhtelif mahallelere dağılmış bulunan ÅŸehirde Müslüman evlerinin sayısı 2.000 kadar olduÄŸu hâlde, Ermeni evlerinin sayısı 700 kadar idi.

XIX. asır sonuna doÄŸru ÅŸehrin nüfusu, Yorke tarafından, 15.000 ve Cuinet tarafından da 19.000 olarak tahmin ediliyordu ki, bu sonuncuya göre, bu nüfusun 12.000 kadarı Türk, ancak 7.000′i Ermeni idi. Nüfusun Müslüman unsurların, bugün de olduÄŸu gibi, toprak ve bilhassa sürülerinin hâsılatı ile geçinmekte idiler; Ermeniler ise, sanayi ve ticaret ile meÅŸgul olurlardı.

Evliya Çelebi’ye göre, Egin’in yayları meÅŸhur idi ve ÅŸehrin çarşısında, baÅŸtanbaÅŸa yaycılar bulunurdu. Daha yakın devirlerde ise, ince pamuklu bezler, ipekli dokumalar, hamam takımları, yazma başörtüleri ve mendiller imâl edilirdi.

Moltke’nin XIX. asrın ilk yansında iÅŸaret etmiÅŸ olduÄŸu gibi, Eginliler öteden beri, İstanbul’a giderek, orada çeÅŸitli iÅŸlere girerler; kasaplık, hamallık, bakkallık, yapı kalfalığı, ticaret, sarraflık yapar ve para kazanıp, ihtiyarlayınca, kasabalarına dönerek, inÅŸa ettirdikleri güzel evlere yerleÅŸirlerdi. Eginliler arasında büyük memuriyetlere eriÅŸmiÅŸ ve hattâ nazır olmuÅŸ bulunanlar vardı. Bu hicret yalnız kasaba halkına münhasır olmayıp, komÅŸu Arapgir’de olduÄŸu gibi, köylülere de şâmil idi.

Egin Ermenileri arasında Amerika’ya hicret edip, orada tavattun edenler ve sonra memleketlerine dönenler de vardı. Bununla beraber Cuinet, 1890 senesine doÄŸru, buraya zenginleÅŸerek dönenler tarafından, binlerce liralık evler yapılmış iken, bunların torunlarının tembellik ve gamsızlık ile servetlerini tüketip, kötülediklerini kaydeder.

Mahallî sanayii, Avrupa mamulleri rekabeti yüzünden, gerilemesi ile, ÅŸehrin daha o zaman ümranından kaybettiÄŸi anlaşılır. Birinci cihan harbi sırasında Egin çok sarsıldı. 1945 sayımının ilk neticelerine göre, kasabanın nüfusu 3.300 idi ve 1333 km2 arazi üzerine yayılmış bulunan kazanın 34 köyü ve 16.900 kadar nüfusu vardır.”

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kemaliye,_Erzincan

Popularity: 2% [?]